
Bu Dönemin Belirleyici Unsuru Liderliktir
20 Şubat 2026 tarihinde BRT 1’de katıldığım Damla Çerkezler’in hazırladığı Eko Finans programında özellikle içinde bulunduğumuz dönemin teknik bir ekonomik krizden çok bir liderlik sınavı olduğunu vurguladım.
Başbakan anlatamıyor.
Herkes bunu görüyor.
Mecliste kendi imzaladığı belgeyi savunmuyor, başka bakan savunuyor.
Böyle bir dönemden geçiyoruz.
Mali disiplin yok.
Borçla cari harcama yapan bir kamu sistemi var.
Dijital dönüşümü anlatan kimse yok.
Küresel Kaos ve Yeni Düzen
Dünyada büyük bir kaos var.
Dolayısıyla bu kaosa bağlı olarak yaşadığımız türbülanslar var.
Biz bunu yeterince tartışmıyoruz.
Ama Amerika’nın ortaya koyduğu tavır, Çin’le rekabet ve küresel gelişmeler bölgemizi doğrudan etkiliyor.
Avrupa Birliği liderleri bu gelişmelerle nasıl başa çıkacaklarını tartışmak için bir araya geliyor.
Küreselleşme artık ülkeler arası değil bloklar arası bir yapıya bürünüyor.
Yeni ve daha sert bir düzene geçiş söz konusu.
Zayıf olanlar işbirliği yapamaz ve ölçeklerini büyütemezlerse ciddi sıkıntılar yaşayacaklar.
Bu dönemin üç ana teması bloklaşma, üretim, inovasyon ve siyasi kararlılıktır.
Siyasetin görevi bu tabloyu görüp ülkeye yansıtmaktır.
2008 Krizi ve Mali Disiplin
Nasıl ki 2008 küresel finans krizinden sonra mali disiplin bir zorunluluk haline geldiyse, bugün de dünyadaki gidişat yeni sorumluluklar dayatmaktadır.
2008 sonrasında mali disiplin ve yapısal reformları ilk kez ciddi biçimde tartışmaya başladık.
Bugün inovasyon ve dijitalleşme ön plandadır.
Mali disiplin tartışması bitmiştir, artık zorunluluktur.
Mali disiplin varsa yenilikçiliğe ve dijitalleşmeye kaynak ayırabiliriz.
Bu alanlara yoğunlaşamazsak yok olacağız.
Bloklaşma ve Dış Ekonomik İlişkiler
Bloklaşma meselesinde temaslarımız Türkiye ile sınırlı kalmamalıdır.
Ekonomiyi yoluna koymak istiyorsak Avrupa ile doğrudan ticareti mümkün kılacak bir zemine ihtiyacımız vardır.
Bu yönde çaba göstermemiz gerekir.
Aynı zamanda Türkiye ile sağlıklı ilişkiler yürütmek zorundayız.
Bloklaşabilen ve ölçeğini büyütebilen ekonomiler ayakta kalabilir.
Mali disiplin, Türkiye ile ilişkiler veya fiber protokolü gibi başlıkları tek tek cımbızlayarak tartışmak liderlik üretmez.
Bu bütünü görüp halka anlatmak gerekir.
Halk değişimi arıyor ve ekonomik dönüşümün kaçınılmaz olduğunu görüyor.
Siyasetin görevi bu noktada liderlik sergilemektir.
Dijital Dönüşüm ve Fiber Altyapı
Fiber optik altyapı ekonomik dönüşümün olmazsa olmazıdır.
Mevcut protokol olumsuz unsurlar içeriyor ve çala kalem hazırlanmış durumdadır.
Yerel internet sağlayıcılar açısından riskler vardır.
Ancak sürece yapıcı biçimde yaklaşmak gerekir.
Halka güven veren bir anlatıma ihtiyaç vardır.
Kamu Maliyesi ve Enflasyon
Pandemi sonrasında mali alanda ipin ucu kaçtı.
2018’de yerel gelirlerle yerel giderleri karşılayabilecek bir noktaya gelmiştik.
Bu sürdürülemedi ve bugün çok daha gerideyiz.
Bugün cari harcamalar için sürekli borçlanan bir kamu maliyesi ile karşı karşıyayız.
Cari harcama için borçlanmak gelecekten çalmaktır.
Enflasyonun yalnızca dış kaynaklı olmadığını, yanlış uygulamalarla kalıcı hale getirildiğini ifade ettim.
Kamu harcamalarının artması fiyatların yükselmesine yol açıyor.
Devlet sebepli yerel bir enflasyon sorunu yaşıyoruz.
Bu durumun odağında maaş sistemi vardır.
Eşel mobil nedeniyle personel giderleri sürekli artmaktadır.
Bu tespit insanların fakirleşmesini savunmak anlamına gelmez.
Yapılması gereken yüksek maaş alanlarla ilgili tedbirler almaktır.
Hedef, harcama artışlarını enflasyon hedefinin altında tutmaktır.
Vergi Adaleti ve Kayıt Dışı Ekonomi
Kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladım.
Kayıt dışılık kanser gibidir.
Vergi adaleti sağlanmadan mali yapı güçlenemez.
Sürekli vergi affı beklentisi sistemi zayıflatır.
Türkiye ile Mali İlişkiler
Türkiye ile mali ilişkilerin yapısı değişmelidir.
Bu ilişkiler ortak üretim ve inovasyon odaklı hale getirilmelidir.
Türk lirası kullanımının yarattığı kur riskini birlikte nasıl paylaşabileceğimizi konuşmamız gerekir.
Biz birlikte hareket etmek zorundayız.
Yeni Devletçilik Anlayışı
Dünyadaki yeni trend yeni devletçilik anlayışıdır.
On yıl önce devletin ekonomiden çekilmesi gerektiği anlatılıyordu.
Ancak son yıllardaki tecrübeler devletin düzenleyici rolünün ne kadar önemli olduğunu göstermiştir.
Devlet önemlidir, siyaset önemlidir.
Özel sektörün önü açılmalıdır ve devlet kamu menfaatini gözeten güçlü bir düzenleyici olmalıdır.
Devlet tarafsız biçimde sözleşmeler yapmalı ve sistemi dengelemelidir.
Bu süreçte devletin rolü geçmişe göre çok daha kritik hale gelmiştir.
Türkiye’nin de geçmişte burada devlet oluşum sürecini destekleyen bir pratiği vardı.
Son yıllarda bu pratikten uzaklaşıldığını düşünüyorum.
Yapılacak anlaşmaların burada bir devlet olduğu gerçeğine ve anayasal çerçeveye uygun olması gerekir.
Bu hassasiyetler dile getirildiğinde amaç Türkiye karşıtlığı değildir.
Amaç devletin varlığını güçlendirmektir.
Su Anlaşması ve Yönetim Sorunu
Su anlaşmasından hareketle süreçler doğru yönetildiğinde nasıl daha dengeli bir model ortaya çıkabileceğini gösterdiğini ifade ettim.
İlk taslak tüm sistemi bir firmaya devretmeye dayanıyordu.
Yapılan müdahalelerle belediyeler sürece dahil edildi ve yerel yönetim güçlendirildi.
Daha dengeli bir anlaşma ortaya kondu.
Bu anlaşma CTP tarafından düzenlenip imzalandı, buna rağmen 10 yıldır iktidarda olan UBP tarafından uygulanmadı.
Başbakan “CTP suya da karşıydı” diyor.
Egemenlik söylemleri yapılırken geçici madde nedeniyle suyu DSİ yönetiyor.
Riyakârlık ve ikiyüzlülük almış başını gitmiş durumda.
Çalakalem hazırlanan metinlerle imza atıldığında ülke zor duruma düşmektedir.
Bu durum Türkiye ile ilişkileri de zedelemekte ve geleceği riske sokmaktadır.
Devlet yönetiminde ciddiyet hayati önemdedir.
En Büyük Risk: Mevcut Sistemle Devam
En büyük risk mevcut sistemle yola devam edilmesidir.
Borçlanarak maaş ödüyorsak sistemin sınırına gelmişiz demektir.
Bu çöküş noktasıdır.
Ekonomik dönüşüm için yeni bir liderliğe ihtiyaç vardır.
Bu liderlik dijitalleşme ve hizmet ihracatı başta olmak üzere yeni ekonomi anlayışını programlamak zorundadır.
Bu dönüşüm sabırla halka anlatılmalı ve adım adım uygulanmalıdır.
Artık dağıtım odaklı anlayışın sonuna gelinmiştir.
Yeni bir ekonomik bakış açısı gereklidir.
Mevcut anlayışla devam edilmesi sürdürülebilir değildir.