
3 Mart sabahı Ada TV’de Nupelda Karabuğday’ın sunduğu Günaydın Ada programına konuk oldum.
Programda İsrail ile İran arasında büyüyen çatışmayı, bunun Kıbrıs’a olası yansımalarını ve Kuzey Kıbrıs’ın içinde bulunduğu ekonomik kırılganlığı konuştuk.
Ortadoğu’daki savaşın yarattığı riskleri tartışırken, aslında dönüp dolaşıp yine aynı soruya geldik.
Bu ülke krizleri yönetebilecek bir liderliğe sahip mi?
İsrail–İran Geriliminin Tarihsel Arka Planı
Ortadoğu’da yaşanan çatışma bugünün meselesi değildir.
1948’de İsrail’in kurulmasıyla başlayan bir tarihsel sürecin uzantısıdır.
1979’daki İran Devrimi ise bu gerilimi farklı bir boyuta taşımıştır.
O tarihten sonra mesele yalnızca ideolojik bir gerilim olmaktan çıkmış, bölgesel güç rekabetine dönüşmüştür.
Bu rekabet yıllarca doğrudan savaş yerine “gölge savaşlar” üzerinden yürümüştür.
Hamas, Hizbullah ve benzeri aktörler bu gerilim hattının parçası haline gelmiştir.
Bugün yaşanan çatışma bu uzun sürecin bir sonucudur.
Ancak bu tür savaşların en acı tarafı şudur.
Savaşların gerçek bedelini siviller öder.
Çocuklar ölür.
Toplumlar yıkılır.
İnsanlık geriye gider.
Bu nedenle bu gerginliğin bir an önce sona ermesi gerekir.
Bu yalnızca siyasi bir tercih değil aynı zamanda insani bir zorunluluktur.
Kıbrıs’ın Güvenliği ve Riskler
Bu savaşın Kıbrıs açısından yarattığı riskler de göz ardı edilemez.
Adanın güneyinde bulunan İngiliz üsleri ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığı Kıbrıs’ı potansiyel hedeflerden biri haline getirmiştir.
Bu durum elbette adada yaşayan herkes için kaygı vericidir.
Ancak aynı zamanda dikkatli bir dil kullanmak gerekir.
Kıbrıs’ın güvensiz bir bölge olduğu algısını büyütmek kendi ekonomimize zarar verir.
Turizm ve hizmet ekonomisi açısından güvenli bölge algısını korumak önemlidir.
Temkinli olmak gerekir.
Ama panik üretmek doğru değildir.
Netanyahu’nun İran Halkına Çağrısı
Ortadoğu’daki savaşın bir başka boyutu da söylem savaşlarıdır.
Netanyahu’nun İran halkına yönelik çağrıları bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.
Yapay zekâ ile Farsça mesajlar yayımlayarak İran halkını rejime karşı sokağa çağırıyorlar.
Burada açık konuşmak gerekir.
İran’daki rejimin yıllardır kendi halkına baskı uyguladığı bir gerçektir.
Kadınların, gençlerin ve öğrencilerin yaşadığı zulmü herkes biliyor.
Ancak İsrail’in Gazze’de yaptıkları ortadayken İran’a özgürlük getireceğine inanmak mümkün değildir.
İran halkının özgürlüğü için çağrı yapabilecek en son kişi Netanyahu’dur.
Çünkü Filistinli çocuklara yapılanlar unutulmuş değildir.
Ekonomik Kırılganlık ve Liderlik Boşluğu
Savaşın ekonomik etkileri elbette olacaktır.
Petrol fiyatları yükseliyor.
Döviz dalgalanıyor.
Piyasalar tedirgin.
Adada akaryakıt istasyonlarında kuyruklar oluşuyor.
Ama mesele sadece dışarıdaki savaş değildir.
Asıl mesele içerideki kırılganlıktır.
Bugün Kuzey Kıbrıs’ta ciddi bir liderlik boşluğu vardır.
Mevcut hükümet kriz yönetmek yerine algı yönetmeye çalışmaktadır.
Göstermelik ziyaretler.
Göstermelik açıklamalar.
Algı operasyonları.
Bunlar yönetim değildir.
Gerçek tablo çok daha ağırdır.
2025 bütçesi yaklaşık 15 milyar açıkla kapanmıştır.
Bugün itibarıyla yine yaklaşık 15 milyar iç borç bulunmaktadır.
Üstelik bu borcun önemli kısmı kısa vadede ödenmek zorundadır.
Buna rağmen kamuoyuna sürekli bir başarı hikâyesi anlatılmaktadır.
Oysa ortada bir başarı yoktur.
Ortada ciddi bir ekonomik çöküş vardır.
Türk Lirası Gerçeği ve Maliye Politikası
Bu kırılgan yapı içinde enerji fiyatlarındaki küçük bir dalgalanma bile büyük bir krize dönüşebilir.
Çünkü mali alan daralmıştır.
Ekonomik manevra alanı yok denecek kadar azdır.
Bu tablo tesadüf değildir.
Pandemi döneminde başlatılan genişlemeci maliye politikası geçici olması gerekirken yıllardır sürdürülmektedir.
Bu politika artık sistemi taşıyamaz hale gelmiştir.
Bugün geldiğimiz noktada ülke içeride adeta ekonomik bir savaş yaşamaktadır.
Ama çözüm mümkündür.
Türk lirasının değerini belirleyemeyiz.
Bu doğrudur.
Ancak ithal edilen enflasyonun kalıcılaşmasını önleyebiliriz.
Bunun yolu doğru maliye politikalarından geçer.
Enflasyon hedefi üzerinden bütçe yönetimi mümkündür.
Devlet harcamalarını disipline etmek mümkündür.
Dar gelirliyi koruyarak bu süreci yönetmek mümkündür.
Yeter ki yönetmek isteyen bir irade olsun.
Yeni Devlet, Yeni Ekonomi
Devletin yapısal dönüşüme ihtiyacı vardır.
Devlet kaynak dağıtan bir yapı olmaktan çıkmalıdır.
Hizmet üreten bir yapıya dönüşmelidir.
Performansa dayalı bütçeleme anlayışı hayata geçirilmelidir.
Devlet vatandaş için vardır.
Vatandaş devlet için değildir.
Devlet işletmelerin ve küçük esnafın önünü açmalıdır.
Gençlerin üretmesini desteklemelidir.
Teknolojiyi ve yapay zekâyı kullanarak yeni ekonomiyi kurmalıdır.
Bugün dünyanın konuştuğu mesele hizmet ihracatıdır.
Dijital üretimdir.
Bilgi ekonomisidir.
Biz de bu dönüşümü yakalamak zorundayız.
Aksi halde yalnızca krizleri konuşmaya devam ederiz.
Sonuç: Rasyonalite ve Barış
Bütün bu tablo bize bir şeyi çok net gösteriyor.
Bu ülkenin yeni bir vizyona ihtiyacı vardır.
Yeni bir devlet anlayışına ihtiyacı vardır.
Ve hepsinden önemlisi yeni bir liderliğe ihtiyacı vardır.
Doğru liderlikle bu karanlık dönemden çıkmak mümkündür.
Ama bunun için akıl gerekir.
Rasyonalite gerekir.
Popülizm değil.
Akılcı siyaset gerekir.
Ve ne kadar savaşı konuşsak da son sözümüz barıştan yana olmalıdır.
Çünkü savaşların kazananı yoktur.
Sadece daha az kaybedeni vardır.
Yüzümüz her zaman barışa dönük kalsın.