
Sıla Usar İncirli dün CTP’yi en üst düzeyde temsil eden değerli arkadaşlarımızla birlikte kameraların karşısına geçti.
Adil, Üretken, Dayanıklı, Yaşanılası Bir Yurt vizyonunu ve “Dürüst Yönetim, Güçlü Hizmet, Güvenli Gelecek” sözünü paylaştı.
İlk beş önceliğini iyi ve dürüst yönetim, hayat pahalılığıyla mücadele ve üretken ekonomi, sağlık ve eğitimde kamusal dönüşüm, daha az bürokrasi ile nüfus-muhaceret-güvenlik olarak açıkladı.
Programın ayrıntılarının önümüzdeki günlerde farklı bölgelerde yapılacak buluşmalarla paylaşılacağını da duyurdu.
Tufan Erhürman Cumhurbaşkanlığı sürecinde “metodoloji” dediğinde, kavramın taşıdığı anlam zaman içinde daha iyi anlaşılmıştı.
İncirli’nin dünkü anahtar kavramı ise “bütünlüklü program” oldu.
Yönetimde güveni ekonomik istikrara, ekonomik istikrarı yatırım ve üretime, üretimdeki gelişmeyi çalışan refahına ve gençlerin geleceğine bağlayan bir yaklaşım anlattı.
Mali disiplin ile sosyal adaletin, dijitalleşme ile kamu reformunun, eğitim ile istihdamın birlikte ele alınacağını söyledi.
Bu nedenle gerek sosyal medyada gerekse dünkü basın buluşmasına katılan değerli basın emekçilerinini değerlendirme ve eleştirilerini önemsiyorum.
Engin Kara hocamızın dün sosyal medya hesabından sorduğu üç somut soru var:
Zaten yüksek oranlarda büyüyen ekonomi hangi modelle daha ileri taşınacak?
Para politikasının burada belirlenmediği koşullarda hayat pahalılığıyla hangi araçlarla mücadele edilecek?
Kısa vadeye sıkışmış borçlanmada vadeler nasıl uzatılacak?
Bunlar cevaplanması gereken sorular.
Programın ayrıntıları açıklandıkça tablonun netleşeceğinden eminim.
Büyümede yalnız oranı konuşmak yetmez; büyümenin üretkenliği, reel geliri, yatırımı ve insanların yaşamını nasıl etkilediğine de bakmak gerekir.
Hayat pahalılığında kur ve para politikası dışarıda belirlenirken üretim maliyetleri, enerji, rekabet, piyasa gözetimi, kayıt dışılık ve sosyal koruma bizim yönetebileceğimiz alanlardır.
Borç konusunda Kara’nın güven vurgusu da önemlidir: Vade güvenle uzar.
Yönetimde güven ekonomik bir kavramdır aynı zamanda.
Sunat Atun ise başka bir yerden itiraz ediyor.
Orta Vadeli Mali Planı, soğuk hava deposunu, kurumsal düzenlemeleri ve yaklaşık 400 yasanın geçirilmesini örnek göstererek bu politikaların zaten uygulandığını savunuyor.
Bunların her birini sonuçları üzerinden konuşabiliriz.
Orta Vadeli Mali Plan varsa, hedefleri ve gerçekleşmeleri nedir?
Borç yönetiliyorsa, orta vadeli borç stratejisi ve düzenli borç yönetimi raporu nerede?
Vergi tabanı genişliyorsa, kayıt dışılıkta hangi ölçülebilir iyileşme sağlandı?
Yerli katma değer artıyorsa, hangi sektörlerde ve hangi göstergelerle arttı?
Soğuk hava deposu açıldı. Peki tarımsal desteklerin verimlilik, üretici geliri ve ihracat üzerindeki sonucu nedir? Cypfruvex neden finansman darboğazı yaşıyor? Üretim planlaması, pazarlama ve tarımsal destekler aynı hedefe bağlanabildi mi?
Kamu kurumları çağdaşlaşıyorsa, vatandaşın işlem süresi ne kadar kısaldı?
400 yasa çıkarıldıysa, bu yasaların hangi ölçülebilir sonuçları ürettiğini de görelim.
Çünkü yasa sayısı kamu yönetiminin performansını tek başına anlatmaz. Bir soğuk hava deposu da tek başına ekonomik model tarif etmez.
Sayın Atun’un şu sözüne katılıyorum:
Siyasette önemli olan söylenenlerin ne kadarının hayata geçirildiğidir.
Tam da bu nedenle övmeye çalıştığı beş yıllık icraatın ardından sonuçları konuşabiliriz.
Borç var. Bütçe açığı var. Enflasyon var.
Hepsi ölçülebilir.
Sahte diploma soruşturmalarının yıllardır mahkemelere taşındığı ve yükseköğretim denetimine ilişkin ağır sorular yarattığı bir ortamda, kamu yönetiminin başarısını çıkarılan yasa sayısıyla ölçmek ne kadar anlamlıdır?
Dört yüz yerine dört bin yasa çıkarılsa; vatandaşın devlete güveni güçlenmiyor, hizmet süresi kısalmıyor, borç yükü yönetilebilir hale gelmiyor, üretkenlik ve refah artmıyorsa sonuç nedir?
Bütünlüklü program iddiasının farkı tam burada ortaya çıkacak:
Tek tek icraatları saymak yerine, bütün sistemin hangi sonucu ürettiğine bakmak.