
15 Temmuz 2026 tarihinde Kanal T ekranlarında yayınlanan Ayşe Menekşeli ile Sabah Baskısı programına konuk oldum. Uzun bir aradan sonra Ayşe Hanım’la yeniden aynı stüdyoda buluşmak, gündemi daha geniş bir çerçevede değerlendirmek için güzel bir vesile oldu.
Programda seçim takvimi, yerel seçimlerle genel seçimlerin aynı gün yapılması ihtimali, seçim barajı tartışması, kamu maliyesindeki bozulma, Türkiye ile ilişkilerin nasıl yürütülmesi gerektiği, su, elektrik, doğalgaz ve fiberoptik gibi stratejik başlıklar ile asgari ücret gündemini ele aldık. Bütün başlıkların ortak noktası aslında aynıydı: Bu ülkenin artık yönetiyormuş gibi yapan bir siyaset anlayışından çıkıp, planı, programı ve kapasitesi olan bir yönetime ihtiyaç duyması.
Seçim Tartışması: Demokrasinin Merkezindeki Konu Oyuncağa Çevrilemez
Seçim, demokrasinin merkezinde yer alan en temel süreçtir. Halk, kendisini yönetecek kadroları bu yolla belirler. Bu nedenle seçim tarihi, seçim kuralları ve seçim sistemi etrafında yürütülen tartışmaların güven veren, öngörülebilir ve ilkesel bir zeminde yapılması gerekir.
Bugün yaşanan tablo ise bunun tam tersidir. Koalisyon ortakları arasında farklı tarihler konuşulmakta, yerel seçimlerle genel seçimlerin aynı gün yapılması gündeme getirilmekte, bir taraftan seçim barajının yükseltilmesi gerektiğini savunanlar kısa süre sonra barajın düşürülmesini tartışmaktadır. Bu yaklaşım halkın gözünde siyasi ilke üretmekten çok, sistemi kendi ihtiyaçlarına göre biçimlendirme çabası olarak algılanmaktadır.
Seçim barajının bir gün yüzde 7, başka bir gün yüzde 4 olarak tartışılması ciddiyetle bağdaşmaz. Seçim kuralları halkın seçme ve temsil edilme hakkını doğrudan ilgilendirir. Bu hak üzerinden yapılan her manevra, siyaset kurumuna duyulan güveni daha da aşındırır.
Yerel ve Genel Seçimin Aynı Gün Yapılması Sağlıklı Bir Yol Olmaz
Yerel seçimlerle genel seçimlerin aynı tarihte yapılması ilk bakışta pratik bir çözüm gibi sunulabilir. Ancak seçim yönetimi, seçmen davranışı ve demokratik katılım açısından ciddi sakıncalar barındırır.
Yüksek Seçim Kurulu’nun üzerindeki yük artacaktır. Seçmen aynı gün muhtar, belediye meclisi üyesi, belediye başkanı ve milletvekili için oy kullanmak durumunda kalacaktır. Zaten milletvekilliği seçimlerinde karma oy sistemi seçmen açısından karmaşık bir yapı yaratmakta ve her seçimde ciddi sayıda oyun geçersiz hale gelmesine yol açmaktadır. Bu tabloya yerel seçimlerin bütün karmaşıklığını da eklemek, demokratik katılımı kolaylaştırmak yerine zorlaştırır.
Büyük ve örgütlü partiler bu yükü daha kolay taşıyabilir. Küçük partiler açısından ise yüzlerce aday belirleme ve örgütleme zorunluluğu ciddi bir dezavantaj yaratır. Buna rağmen asıl belirleyici unsur seçimlerin hangi tarihte yapılacağı olmaktan çıkmıştır. Halkın zihninde mevcut hükümete ilişkin temel kanaat oluşmuştur: Bu hükümet yönetememiş, ekonomiyi toparlayamamış, seçim sürecini bile sağlıklı biçimde planlayamamıştır.
Asıl Soru: “Sonra Ne Olacak?”
Mevcut yönetimin zaaflarını görmek önemlidir. Ancak esas mesele bundan sonrasına ilişkin cevap üretmektir. Halk artık sadece mevcut duruma tepki vermek istemiyor; iyi olanın ne olduğunu, bu iyiyi kimin temsil edeceğini ve nasıl hayata geçireceğini görmek istiyor.
Bu nedenle yeni dönemin temel sorusu şudur: Plan var mı? Program var mı? Yol haritası var mı? Kamu maliyesi nasıl toparlanacak? Enflasyon nasıl dizginlenecek? Kamuda verimlilik nasıl sağlanacak? Türkiye ile ilişkiler hangi ilkesel zeminde yürütülecek?
Muhalefetin güçlü olması, sadece mevcut hükümetin zayıflığına dayanamaz. Alternatifin kendi hazırlığını, kadrosunu ve vizyonunu topluma anlatması gerekir.
Kamu Maliyesi: 2027’yi Kaybetmemek İçin Hızlı Restorasyon Gerekir
Kamu maliyesindeki tablo seçim tartışmasının ötesinde, ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir kriz alanıdır. Her ay düzenli olarak 2 ila 3 milyar TL arasında bütçe açığı oluştuğu, kısa vadeli iç borcun 40 milyar TL seviyelerine ulaştığı bir ortamda, meseleyi ertelemek 2027 yılını da kaybetmek anlamına gelir.
Bu nedenle erken seçim sadece siyasi bir tercih olarak görülmemelidir. Yeni hükümetin 2027 bütçesini hazırlaması ve restorasyon sürecini zamanında başlatması gerekir. Aksi halde yeni yılın önemli bir bölümü yine bekleme, geçiş ve belirsizlik içinde kaybedilecektir.
Kamu maliyesini düzeltmek için iki temel alanda eş zamanlı adım atılmalıdır. Birincisi gelirlerin niteliğini artırmaktır. Vergiyi tabana yaymak, gelir vergisi ve kurumlar vergisi alanında etkinliği artırmak, Vergi Dairesi’nin siyasi baskı altında kalmadan çalışmasını sağlamak gerekir. Siyasi yakınlık üzerinden vergi affı ya da vergi kolaylığı beklentisi yaratmak, vergi idaresinin motivasyonunu yok eder.
İkinci alan giderlerin niteliğidir. Kamunun verimsizliğini artıran, kurultay istihdamı mantığıyla yapılan geçici işçi alımları, kamu kaynaklarının etkin kullanılmasını engeller. Kamuda çalışan herkesin aldığı ücretin karşılığında halka nitelikli hizmet sunacağı bir yapı kurulmalıdır.
İç Borç Orta Vadeye Yayılmalı, Türkiye ile Yapıcı İşbirliği Kurulmalı
Kısa vadeli iç borcun sürdürülebilir hale gelebilmesi için orta vadeye yayılması gerekir. Bu noktada Türkiye ile istişare ve işbirliği önemlidir. Ancak bu ilişki, edilgen bir anlayışla kurulamaz.
Türkiye ile sağlıklı ilişki, hazırlıksız biçimde gidip destek istemek anlamına gelmez. Sağlıklı ilişki; kendi planını hazırlayan, hangi yapısal düzenlemeleri yapacağını bilen, gelir ve gider tarafındaki tedbirlerini ortaya koyan bir hükümetin Türkiye’ye “Biz üzerimize düşeni yapıyoruz, Kıbrıs Türk halkının yanında durun ve bu restorasyon sürecine birlikte güç verelim” diyebilmesidir.
Bu çerçevede CTP’nin Türkiye ile ilişki kuramayacağı iddiası dayanaksızdır. Tam tersine, hazırlıklı, özgüvenli ve kurumsal akılla hareket eden bir yönetim Türkiye ile daha sağlıklı, daha üretken ve daha sonuç alıcı bir ilişki kurabilir.
Su, Elektrik, Doğalgaz ve Fiberoptik: Proje Yetmez, Yönetim Kapasitesi Gerekir
Türkiye ile ilişkilendirilen su, elektrik, doğalgaz ve fiberoptik gibi projeler stratejik öneme sahiptir. Ancak bu projelerin ülkeye gerçek fayda sağlayabilmesi için iç düzenlemelerin doğru yapılması gerekir.
Su geldi; fakat dağıtım düzenini sağlıklı biçimde kuramadık. Elektrik sorunu kronik biçimde devam ediyor. Fiberoptik konusunda ilgili kurumların rolü, kamu otoritesinin fonksiyonu ve hukuki zemin yeterince netleştirilmeden adım atıldığı için süreç mahkemeye taşındı. Doğalgazda da aynı hataların tekrarlanmaması gerekir.
Doğalgaz sanayiye nasıl dağıtılacak? Fiyatı nasıl belirlenecek? Hangi tesislere, hangi önceliklerle ulaşacak? Bakım ve onarım sorumluluğu kimde olacak? Enerji alanında düzenleyici yapı nasıl kurulacak? Bu sorular cevaplanmadan sadece “proje geliyor” propagandası yapmak ülkeye fayda sağlamaz.
Eğer bir işletmenin enerji maliyeti düşerken aynı sektördeki başka bir işletme bu imkândan yararlanamazsa haksız rekabet doğar. Bu nedenle doğalgaz konusu, sadece boru hattı meselesi olarak ele alınamaz. Sanayi politikası, enerji yönetimi ve adil rekabet ilkeleriyle birlikte düşünülmelidir.
Türkiye ile İlişkilerde Özgüvenli ve Hazırlıklı Siyaset
Su anlaşması sürecinde yaşananlar önemli dersler içeriyor. O dönemde anlaşmanın ilk halinde ihalenin Ankara’da açılması, Devlet Su İşleri’nin burada doğrudan yönetici konumda olması ve belediyelerin anayasal rolünün yeterince dikkate alınmaması gibi sorunlar vardı. Bunlara müdahale edildi, ihale sürecinin Lefkoşa’da yürütülmesi ve belediyelerin anlaşmada yer alması sağlandı.
Bu tavır Türkiye ile sorun çıkarmak anlamına gelmez. Aksine, Türkiye ile yapılan işin sağlıklı ilerlemesi için üzerine düşeni yapmak anlamına gelir. Türkiye’nin de tercih ettiği yaklaşım budur: Hazırlık yapan, dosyasına hâkim olan, itirazını gerekçelendiren ve çözüm önerisiyle gelen bir kapasite.
Türkiye ile ilişkiler, iç siyasette rakibi karalamak ya da “biz daha iyi anlaşırız” propagandasına indirgenmemelidir. Kıbrıs Türk halkının ihtiyacı, Ankara’ya kendi koalisyon sorunlarını taşıyan bir siyaset anlayışı yerine, ülkesini yönetebilen ve stratejik konularda masaya hazırlıklı oturan bir yönetimdir.
Geçmişten Ders: Türkiye’yi Kullanma Siyaseti Aşılmalı
Kıbrıs Türk siyasetinde uzun yıllar boyunca sorunlu bir alışkanlık oluştu. Bazı dönemlerde Türkiye’nin endişeleri iç siyasette araçsallaştırıldı. Rakipler “Türkiye ile anlaşamaz”, “Türkiye’yi istemez”, “Türkiye’nin suyuna karşı çıkar” gibi söylemlerle yaftalandı. Bu kültür, hem Türkiye’de Kıbrıs’a ilişkin yanlış algıların oluşmasına katkı yaptı hem de kendi ayakları üzerinde duran bir yönetim kapasitesinin gelişmesini engelledi.
Bu alışkanlığın aşılması gerekir. Kıbrıs Türk halkı, varlığını bir mağduriyet mesleğine dönüştüren anlayıştan çıkmalıdır. Türkiye’yi kullanmaya çalışan, her sorunun faturasını Türkiye’ye bırakmayı normal gören zihniyetle taş üstüne taş koyulamaz.
Kendi sistemimize sahip çıkmak, hangi reformlara ihtiyaç duyduğumuzu dürüstçe konuşmak ve yeri geldiğinde zor kararları almak zorundayız. Kamu kurumlarının sürdürülebilirliği, sadece bugünkü ihtiyaçlar üzerinden ele alınamaz. Kurumsal yapı, görev tanımları, finansman modeli, hizmet kalitesi ve topluma sağlanan fayda birlikte değerlendirilmelidir.
BRTK örneğinde de esas mesele buradadır. Konuyu dar bir personel tartışmasına sıkıştırmak yerine, kurumun çağdaş yayıncılık ilkelerine uygun, sürdürülebilir, üretken ve kamu yararını önceleyen bir yapıya nasıl kavuşturulacağını konuşmak gerekir. Halkın genel çıkarını koruyan, kurumu güçlendiren ve kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayan bir reform yaklaşımı siyasetin temel sorumluluklarından biri olmalıdır.
Asgari Ücret ve Dar Gelirliler: Hayatı Ucuzlatmadan Adalet Sağlanamaz
Programın son bölümünde milletvekili maaşları ve asgari ücret gündemini de değerlendirdik. Kamu maliyesindeki krizin çözümü, sadece şov niteliğindeki açıklamalarla sağlanamaz. Elbette en yüksek maaşları alanların örnek olması, elini taşın altına koyması gerekir. Ancak bunun anlamlı olabilmesi için bütünlüklü bir planın parçası olması şarttır.
Bir hükümet, kamu giderleriyle ilgili maaş düzenlemesi yapacaksa bunu halka açıkça anlatmalıdır. Gelirleri artırmak için hangi adımlar atılacak? Enflasyonla mücadelede hangi tedbirler alınacak? Dar gelirliler nasıl korunacak? Sosyal destekler, eğitim ve enerji alanındaki destekler nasıl güçlendirilecek? Bütçe açığı hangi takvimle kapatılacak? Bu soruların cevabı olmadan yapılan maaş düzenlemesi açıklamaları güven vermez.
Asgari ücret konusunda temel ilke açıktır: Dar gelirli insanlar enflasyona ezdirilemez. Asgari ücretlilerin gelirleri en az hayat pahalılığı oranında düzenlenmelidir. Ancak daha derin bir sorunla da karşı karşıyayız. Ülkede gelir ortalaması giderek asgari ücret seviyesine yaklaşmıştır. Bu, ekonomik yapının sağlıksızlığını gösterir.
Asgari ücret tartışmasını her altı ayda bir tekrar eden bir gerilim alanı olmaktan çıkarmanın yolu hayatı ucuzlatmaktır. Enflasyonu kalıcı biçimde düşürecek adımlar atılmadan, dolaylı vergilerle dar gelirli kesimlerin üzerine yük bindirilerek adalet sağlanamaz. Gelir vergisi ve kurumlar vergisi gibi dolaysız vergilerde etkinlik artırılmalı, vergi adaleti güçlendirilmeli, hayatın pahalılaşmasına yol açan yapısal sorunlara müdahale edilmelidir.
Sonuç: Yeni Dönem Plan, Program ve Cesaret İstiyor
Program boyunca farklı başlıkları konuşmuş olsak da hepsi aynı noktaya bağlandı: Bu ülke artık yönetim kapasitesi sorunu yaşıyor. Seçim takvimindeki karmaşa, kamu maliyesindeki bozulma, Türkiye ile ilişkilerdeki edilgenlik, stratejik projelerdeki plansızlık ve asgari ücret tartışmasındaki kısır döngü aynı sorunun farklı yüzleridir.
Kıbrıs Türk halkı değişim iradesini geçmişte defalarca göstermiştir. Bugün de beklenti aynıdır. Ancak değişim sadece hükümet değişikliği anlamına gelmemelidir. Değişim, yönetim anlayışının, kamu kaynaklarına bakışın, Türkiye ile ilişki kurma biçiminin ve reform cesaretinin yenilenmesi anlamına gelmelidir.
Yeni dönemin başarısı; güven veren kadrolara, hazırlıklı politikalara, adil bir kamu maliyesi yaklaşımına, dar gelirliyi koruyan ekonomik programa ve Türkiye ile özgüvenli, yapıcı, kurumsal ilişkiye bağlıdır.
Önümüzdeki süreçte asıl konuşmamız gereken budur: Kötü yönetimden çıkışın yolu nedir, iyi yönetim nasıl kurulacaktır ve bu ülkenin insanları hak ettikleri nitelikli hizmetlere nasıl kavuşacaktır?