Bütçe Krizi Derinleşti. Nasıl Olacak Bu İş?

9 Mart 2026 tarihinde Kanal T’de yayınlanan, Okan Veli Şafaklı’nın hazırlayıp sunduğu “İşin Özü” programına konuk oldum.

Programda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu ve hükümetin açıkladığı “ekonomik tedbir ve tasarruf paketi”ni değerlendirdik.

Programın merkezinde ise tek bir soru vardı:

Nasıl olacak bu iş?

Pandemiden Bugüne Gelen Mali Tablo

Pandemiden itibaren genişlemeci maliye politikaları hızla yaygınlaştı.

Kriz dönemlerinde genişlemeci maliye politikaları uygulanabilir. Bu tür politikaların doğası gereği geçici olması beklenir.

Biz ise yaklaşık altı yıldır sürekli genişlemeci politikalarla bugünkü tabloya ulaştık.

2025 yılı yaklaşık 15 milyar TL bütçe açığıyla kapatıldı.

İç borç miktarı ise 16 milyar TL seviyesine ulaştı.

Bugün gelinen noktada devletin yaptığı borçlanmanın önemli bir kısmı maaş ve maaş benzeri kamu harcamalarının finansmanına yöneliyor.

Bu durum kamu maliyesi açısından ciddi bir sürdürülebilirlik sorunu yaratıyor.

Enflasyon Mekanizmasının Yarattığı Kısır Döngü

KKTC’de kamu çalışanlarının maaşları geçmiş yılın enflasyonuna göre otomatik olarak artırılıyor.

Bu uygulama yasal zemine dayanıyor ve uzun yıllardır yürürlükte.

Ancak kriz dönemlerinde bu mekanizma bütçe üzerinde güçlü bir baskı oluşturuyor.

Birçok ülkede devlet harcamaları öngörülen enflasyona göre planlanabilirken, biz geçmiş yılın enflasyonuna göre otomatik artışlar uyguluyoruz.

Türkiye’den ithal edilen enflasyon bu uygulama nedeniyle ekonomide kalıcı bir etki yaratıyor.

Böylece ekonomi kendi kendini besleyen bir kısır döngüye giriyor.

Açıklanan Tasarruf Paketi Neden Yetersiz?

Hükümetin açıkladığı “ekonomik tedbir ve tasarruf paketi” mevcut mali tabloyu değiştirecek kapsamlı bir reform programı niteliği taşımıyor.

Bütçenin yüzde ikisini bile bulmayan bazı kalemlerde kesinti yapılacağı açıklanmıştır.

Ortaya çıkan tablo mali krizin çözümüne yönelik kapsamlı bir politika programından çok, sınırlı tasarruf tedbirleri içeren bir düzenleme görünümü veriyor.

Oysa mali kriz yaşayan bir ülkede ihtiyaç duyulan şey bütçe yapısını kalıcı biçimde güçlendirecek yapısal reformlardır.

Kamu Reformu Olmadan Tasarruf Sağlanamaz

Tasarruf tedbirlerinin gerçek anlamda sonuç üretmesi için kamuda verimliliğin artırılması gerekir.

Bugün aylık yaklaşık 5–6 milyar TL civarında personel harcaması yapılmaktadır.

Mevcut tabloya bakıldığında bu harcamaların önemli bir kısmı verimlilik sorunu ile karşı karşıya.

Performansa dayalı bir bütçeleme anlayışı ve kapsamlı bir kamu reformu uygulanmadan bu harcamaların kontrol altına alınması oldukça güçtür.

“Ek mesaiyi azaltacağız” şeklindeki bir ifade tek başına politika üretmek anlamına gelmez.

Asıl ihtiyaç kamuda verimliliği artıracak reformların hayata geçirilmesidir.

Türkiye’nin Artan Önemi ve Ortak Kalkınma Perspektifi

Programda özellikle altını çizdiğim konulardan biri Türkiye ile ilişkilerin stratejik boyutudur.

Bölgede yaşanan gelişmeler Türkiye’nin Kıbrıs adasındaki önemini daha da artırmıştır.

Doğu Akdeniz’de oluşan yeni güvenlik dengeleri, bölgesel askeri hareketlilik ve uluslararası gelişmeler Türkiye’nin adadaki varlığının stratejik değerini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Bu mesele yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalmaz.

Ekonomik açıdan da Türkiye ile kurulacak güvene dayalı ve sağlıklı bir işbirliği zemini büyük önem taşır.

Geçmişte uzun yıllar boyunca Türkiye, KKTC’nin cari harcamalarına katkı sağlayarak mali yapının ayakta kalmasına destek olmuştur.

Son yıllarda ise bu katkının büyük ölçüde ortadan kalktığı görülmektedir.

Bu tablo önemli bir gerçeği hatırlatır.

Mali disiplin konusunda güven veren ve gerçekçi bir kalkınma stratejisi ortaya koyabilen bir yönetim anlayışı oluştuğu takdirde Türkiye ile ekonomik işbirliği çok daha güçlü bir zeminde gelişebilir.

Bunun yolu sorumluluğu başkasına devretmekten geçmez.

Öncelikli adım kendi mali yapımızı düzeltme iradesini ortaya koymaktır.

Dolayısıyla asıl mesele, mali disiplinini sağlamış ve kalkınma stratejisini netleştirmiş bir yönetim anlayışıyla Türkiye ile ortak bir kalkınma perspektifi oluşturabilmektir.

Bu noktada özellikle stratejik altyapı yatırımları büyük önem taşır.

Fiber altyapı, dijital dönüşüm, veri merkezleri ve yeni nesil teknolojik altyapılar hem ekonomik kalkınma hem de bölgesel rekabet açısından kritik rol oynar.

Türkiye ile bu alanlarda kurulacak güçlü işbirliği ekonominin yeniden yapılandırılması için önemli fırsatlar yaratabilir.

Enerji Politikası Ekonominin Kalbidir

Enerji meselesi ekonomik kalkınmanın merkezinde yer alır.

Enerji politikası aynı zamanda ekonomik dönüşümün temel araçlarından biridir.

KIB-TEK’in güçlendirilmesi büyük önem taşır.

Bunun yanında enerji politikasının devlet tarafından belirlenmesi ve sektörde güçlü bir kurumsal kapasite oluşturulması gerekir.

Bu çerçevede yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması ve sektörün Avrupa’daki modellere yakın bir yapıya kavuşması büyük önem taşır.

Enerji arz güvenliği güçlü bir ekonomik stratejinin temel taşlarından biridir.

Borçlanarak Maaş Ödenen Yapı Sürdürülebilir Bir Ekonomik Model Sunmaz

Bugün ortaya çıkan mali tablo eski ekonomik yaklaşımın sınırlarına ulaştığını gösteriyor.

Borçlanmaya dayalı bir kamu maliyesi uzun vadeli istikrar üretmez.

Bu nedenle çıkış yolu açıktır.

Borç yükünün orta vadeye yayılarak yeniden yapılandırılması, kamu maliyesinde bütçe disiplininin sağlanması ve ekonomide yeni bir kalkınma perspektifinin ortaya konulması gerekir.

Sonuç

Programda da ifade ettiğim gibi:

KKTC devleti batmaz.

Ancak mevcut gidişatın değişmesi için yeni bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır.

Güven veren bir yönetim anlayışı, doğru ekonomik vizyon ve Türkiye ile sağlıklı ilişkiler temelinde kurulacak stratejik işbirliği sayesinde Kıbrıs Türk halkı bu zor süreci aşabilecek kapasiteye sahiptir.

Sonuçta mesele şudur:

Nasıl olacak bu iş?

Bu sorunun cevabı bütçe disiplinine dayalı güçlü bir mali yönetim ve yeni bir kalkınma vizyonudur.