
5 Mart tarihinde Kanal Sim’de yayınlanan “Serhat İncirli ile Günaydın Kıbrıs” programına konuk oldum.
Programda hükümetin ekonomiye ilişkin anlattığı başarı hikâyesi ile bütçe rakamlarının ortaya koyduğu gerçek tablo arasındaki farkı, akaryakıt zamlarının arka planını, kamu maliyesinde zayıflayan mali disiplinin yarattığı riskleri ve Kuzey Kıbrıs’ın önünde duran ekonomik dönüşüm ihtiyacını değerlendirdim.
Ayrıca dünyada hızlanan teknolojik dönüşüm, enerji politikaları ve Kıbrıs sorununun çözüm perspektifinin ekonomik ölçek açısından taşıdığı stratejik önemi ele aldım.
Başarı Hikâyesi ile Rakamlar Arasındaki Uçurum
Son günlerde hükümet kürsülerde bir başarı hikâyesi anlatıyor.
Ekonominin güçlü yönetildiğini, istikrarın sağlandığını ve geçmişte yapılmayan işlerin bugün yapıldığını söylüyorlar.
Ancak rakamlar bambaşka bir tabloyu gösteriyor.
2025 yılı bütçesi 129 milyar TL gider, 114 milyar TL gelir ve yaklaşık 15 milyar TL açık ile kapandı.
Üstelik aynı büyüklükte kısa vadeli iç borç yükü oluşmuş durumda.
Bu borcun önemli bir kısmı önümüzdeki birkaç ay içerisinde ödenmek zorunda.
Devlet bankalardan borçlanarak vatandaşın mevduatını kullanıyor ve cari harcamalarını bu şekilde finanse ediyor.
Bu yöntem kısa vadede nefes aldırabilir.
Ancak uzun vadede finansal kırılganlığı büyütür.
Bugün yaşanan tabloyu açık bir şekilde ifade etmek gerekir.
Bu masal çöküyor.
Propaganda Devlet Yönetimi Değildir
Devlet propaganda ile yönetilemez.
Bugün yapılan tam olarak budur.
Sürekli aynı basın açıklamaları tekrarlanıyor.
Aynı cümleler farklı günlerde yeniden okunuyor.
Sanki ortada büyük bir başarı varmış gibi bir anlatı kurulmaya çalışılıyor.
Oysa gerçek yönetim güçlü analizlere, öngörülebilir politikalara ve şeffaflığa dayanır.
Siyasetin güven üretmesinin yolu budur.
Propaganda ile gerçek arasındaki mesafe büyüdüğünde toplum güvenini kaybeder.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
Mali Disiplin Terk Edildi
Bugün ortaya çıkan mali tablo tesadüfi değildir.
Bu noktaya gelmemizin en önemli sebebi mali disiplinin terk edilmesidir.
Geçmişte Türkiye ile imzalanan ekonomik protokoller kamu maliyesi için bir çıpa işlevi görüyordu.
Borçlanma sınırlanıyor, bütçe dengesi gözetiliyor ve kamu maliyesi belirli bir disiplin içinde yönetiliyordu.
Bugün ise bu yaklaşım büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda.
Protokollerde öngörülen kredilerin ötesinde borçlanmaya izin verilen bir yapı oluşmuştur.
Bu durum yalnızca mali göstergeleri zayıflatmıyor.
Devlet yönetiminin güvenilirliğini de zedeliyor.
Merkez Bankası Politikasındaki Değişim
Merkez Bankası politikalarında yaşanan değişim de dikkat çekicidir.
Yaklaşık on yıl önce Türkiye ile ekonomik protokol imzalanmadığı dönemlerde kamu borçlanmasına izin verilmiyordu.
Merkez Bankası mali disiplinin korunmasında önemli bir rol oynuyordu.
Bugün ise aynı Merkez Bankası yönetimi çok daha geniş bir borçlanma alanına onay veren bir yaklaşım izliyor.
Bu tablo Türkiye’deki ekonomik yönetim anlayışında yaşanan dönüşümün Kuzey Kıbrıs’a da yansıdığını gösteriyor.
Türkiye’de uygulanan genişlemeci mali yaklaşımın etkileri burada da görülmektedir.
Ancak bu durum kendi sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz.
Türkiye’de yaşanan gelişmeleri konuşmak önemlidir.
Kendi yönetim hatalarımızı görmek de aynı derecede önemlidir.
Akaryakıt Zamları Popülizmin Sonucudur
Akaryakıt fiyatlarında yaşanan gelişmeler bunun en somut örneğidir.
Uluslararası piyasalardaki değişim yaklaşık 2,5 TL’lik bir fiyat artışını işaret ederken Kuzey Kıbrıs’ta 6 TL’ye varan zamlar yapılmıştır.
Bazı kalemlerde artış 8 TL’ye kadar ulaşmıştır.
Bunun sebebi uluslararası piyasa değildir.
Sebep içeride izlenen popülist politikadır.
Aylar boyunca fiyat ayarlaması yapılmıyor.
Seçim atmosferi nedeniyle zamlar erteleniyor.
Sonra bir anda yüksek oranlı artışlar yapılıyor.
Bu yaklaşım ekonomide ciddi bir belirsizlik yaratır.
Öngörülebilirliği ortadan kaldırır.
Ekonomiyi günü kurtaran popülist politikalarla yönetmek bilinçli bir tercihtir.
Bugün yaşanan mali tablo da bu tercihin sonucudur.
İstikrar Söylemi ile Yönetim Gerçeği
Bugün hükümet sürekli istikrardan söz ediyor.
Ancak uygulamaya baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz.
Bir bakan televizyona çıkıp akaryakıtta 2,5 TL civarında bir artış olacağını söylüyor.
Ertesi gün fiyatlar 6 ile 8 TL arasında artıyor.
Bir protokol imzalanıyor.
İlgili bakanın bile haberi olmadığı ortaya çıkıyor.
Bu tabloyu istikrar olarak tanımlamak mümkün değildir.
Bu yönetim anlayışı güven üretmez.
Tam tersine güvensizlik üretir.
Siyasetin Sorumluluğu
Bu noktada sorumluluk doğrudan siyasetin üzerindedir.
Bu kadar büyük bir bütçe açığı oluşmuşsa iktidarın görevi bu açığı nasıl kapatacağını topluma anlatmaktır.
Bir plan ortaya koymak zorundadır.
Aynı şekilde muhalefetin görevi yalnızca eleştirmek değildir.
İktidara talip olan bir muhalefet bu bütçe açığını hangi politikalarla ortadan kaldıracağını topluma anlatmak zorundadır.
Seçime giderken toplumun gerçeklerle yüzleşmesi gerekir.
Seçimden sonra alınacak ekonomik kararların seçimden önce açık biçimde konuşulması siyasetin kalitesini yükseltir.
Savaş Dışarıda, Çöküş İçeride
Dünyada ciddi bir jeopolitik gerilim yaşanıyor.
Enerji fiyatları yükseliyor.
Enflasyon baskısı artıyor.
Ancak Kuzey Kıbrıs ekonomisinin karşı karşıya olduğu sorunların önemli bir bölümü dış gelişmelerden çok içerideki yönetim anlayışıyla ilgilidir.
Dışarıda savaş yaşanıyor olabilir.
Ancak içeride yaşanan ekonomik çöküşün sorumluluğu bu hükümete aittir.
Bu hükümet savaştan beter sonuçlar üretmektedir.
Geleceğin Ekonomisi
Dünya hızla değişiyor.
Küresel rekabet artık ülkeler arasında değil bölgeler arasında yaşanıyor.
Avrupa Birliği ülkeleri ekonomik ölçeklerini büyütmenin ve inovasyon kapasitesini artırmanın yollarını tartışıyor.
Bizim de bu dönüşümü doğru okumamız gerekiyor.
Güney Kıbrıs Temmuz ayında Nvidia ile yaptığı anlaşma kapsamında bir veri merkezi devreye sokuyor.
Bu yatırımlar yapay zekâ ve dijital üretim kapasitesini artıracak.
Bizim de veri merkezleri kurmamız gerekir.
Bu hayal değildir.
Dünyada birçok ülke bu yönde adımlar atıyor.
Ancak veri merkezi kurmak için güçlü enerji altyapısı gerekir.
Enerji politikası ile dijital ekonomi politikası birbirinden ayrı düşünülemez.
Enerji Politikası ve Kaçırılan Fırsatlar
Pandemi sonrasında dünyada enerji enflasyonu yaşandı.
Birçok ülke bu dönemde yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırdı.
Enerji maliyetlerini düşürmek için uzun vadeli politikalar geliştirdi.
Biz ise aynı dönemde günü kurtaran çözümlerle ilerledik.
Aksa’ya olan borçlar Türkiye’den alınan kredilerle ödendi.
Enerji alanında yapısal dönüşüm sağlayacak yatırımlar yapılmadı.
Oysa bu kaynaklar yenilenebilir enerji yatırımlarına yönlendirilmiş olsaydı bugün elektrik fiyatları çok daha düşük olabilirdi.
Bu tercih farkı yönetim anlayışı farkıdır.
Liderlik Meselesi
Ülkenin ihtiyacı olan liderlik; dünyadaki dönüşümü doğru okuyabilen, teknolojiyi üretim gücüne dönüştürebilen, yeni ekonomi modelleri geliştirebilen ve enerji, dijital ekonomi ile kamu maliyesini aynı stratejik vizyon içinde planlayabilen bir yönetim anlayışıdır.
Devlet yönetimi günü kurtarma sanatı değildir.
Devlet yönetimi geleceği inşa etme sorumluluğudur.
Önümüzdeki Seçim
Toplum yaşananları görüyor.
Yolsuzluk iddialarından yönetim zafiyetlerine kadar birçok gelişme kamuoyunda ciddi bir güven erozyonu yaratmış durumda.
Önümüzdeki seçim yalnızca bir iktidar değişimi tartışması değildir.
Aynı zamanda bir yönetim anlayışı değişiminin tartışılmasıdır.
Kim kazanırsa kazansın seçimden sonra kamu maliyesinin gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Bugün ertelenen sorunlar yarın siyasetin önüne yeniden gelecektir.
Bu nedenle mesele yalnızca bir hükümet değişimi değildir.
Mesele, günü kurtaran kasaba politikacılığı ile geleceği planlayan devlet yönetimi arasındaki farkın toplum tarafından net biçimde görülmesidir.
Çünkü bir ülke dışarıdaki savaşlarla yıkılmaz.
Bir ülkeyi asıl yıkan şey, içerideki kötü yönetimdir.