Statüko sahiplerinin kucağında son nefesini verirken Crans Montana sonrasını düşünmek…

Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansı devam ediyor.

Kıbrıs’ın kaderini belirleyecek tarihi günlerden geçmekteyiz.

Bu arada, Kıbrıs’ın kuzeyindeki kurulu düzen de ha çöktü ha çökecek.

Sağlıktaki kaos, elektrik kesintileri, yangın felaketleri, ölümlü trafik kazaları ve bu gibi yaşamların yitip gitmesine mal olan aksaklıklarda devletin etkinsizliği herkesin dilinde. Üstelik halk bu gibi yıllanmış sorunlara siyasetin çözüm üretebileceğini düşünmüyor; ülke umutsuzluğun hüküm sürdüğü bir toprak parçasına dönüşmüş durumda.

Cumhurbaşkanı, Başsavcılığın görüşü doğrultusunda bir yazı yazarak Anayasa Mahkemesine “Döner Sermaye Yasasının 11. maddesinin 2. fıkrası Anayasanın eşitlik ilkesi ile çelişiyor mu?” diye bir soru sordu. Anayasa Mahkemesinin cevap vermek için 45 günlük süresi var. Mahkemenin Cumhurbaşkanına ne zaman ve nasıl bir cevap vereceği henüz netleşmiş değil. Ancak net olan bir şey var:

Yüksek Mahkemenin Mandamus Emirnamesi uyarınca 1 Ağustostan itibaren kamu hekimlerinin ikinci iş yapması yasak olacak. Bu konuda gereğini yapmayanlara, başta da Sağlık Bakanına ciddi cezai müeyyideler gündeme gelecek. Bu emirnamenin geriye dönüşü yok ve yaptırım gücü de oldukça yüksek.

Bu durumda kamu hekimleri 1 Ağustosa kadar ya görevlerinden ayrılacak veyahut da 1 Ağustos itibariyle özel hastane ve kliniklerde artık çalışmayacak.

Devletin sunduğu sağlık hizmetlerinin çökmesini engellemek üzere Sağlık Bakanlığı birtakım palyatif tedbirler üzerinde durdu.

Sağlıkta yapısal dönüşümün odağında Genel Sağlık Sigortası (GSS) olması gerekirken GSS olmaksızın gündeme getirilen palyatif tedbirler GSS’yi de zora sokabilecek özelliklere sahip. 1 Ağustos krizini aşmak üzere hükumetin atmayı öngördüğü adımlar mecliste bu rezerv (çekince) ile muhalefetçe de desteklendi. Önce Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesinde daha sonra da Meclis genel kurulunda oy birliği ile hekimlerin maaşları artırıldı, Döner Sermaye Yasası onaylandı.

Döner Sermaye Yasası GSS’den önce yasalaştığı için özünden koparılarak “Özerk Hastane” olgusunu hayata geçirmek için değil mevcut Sağlık Fonu gelirlerinin yarısından fazlasının sağlık çalışanları arasında performansa bağlı olarak üleştirilmesini sağlayacak bir içeriğe büründürülmüş oldu. Bunun yanı sıra, aynı yasayla kamu hekimlerinin kamu hastanelerinde özel hasta bakabilmelerinin de yasal zemini oluşturuldu.

Meclis, kısa süre içerisinde hekim maaşlarını artırdı, sağlık çalışanlarına performansa bağlı ilave gelir elde etme imkanı yarattı ve kamu hekimlerinin özel hasta bakmalarının yasal zeminini hazırlamış oldu. Böylelikle, 1 Ağustos öncesinde kamu hekimlerinin kamu hastanelerinde çalışmaya devam etmesi için yürütme ve yasama organları bütçe disiplinini terk etmek pahasına üzerine düşeni yapmayı denemiş oldu. İşte bu aşamada Cumhurbaşkanının Döner Sermaye Yasasını onaylaması beklenirken yasaya ilişkin Anayasa Mahkemesine soru sorması paniğe sebebiyet verdi. 1 Ağustos itibariyle devletin sunduğu sağlık hizmetlerinde ciddi bir çöküş yaşanması ihtimali belirdi. Sağlık Bakanı Sucuoğlu dün yaptığı açıklamayla içine düşülen belirsizliği şöyle açıklıyor: “Eğer bu yasa anayasa mahkemesinde aykırıdır veya buna benzer bir durum çıkarsa tabi bunu nasıl çözeriz açıkçası onu şu anda ben de bilmiyorum onu net olarak söyleyeyim”…

Yapısal dönüşümün uzun yıllardır sürekli öteleniyor olması sonucunda kırmızı alarm veren sadece sağlık sistemimiz değil.

teknecik
Teknecik Elektrik Santrali’nin bacasından yükselen duman

Örneğin bugünlerde elektrik arzında da ciddi sıkıntılar yaşanmakta ve talebi karşılamak için artırılan üretimle birlikte çok ciddi bir çevre felaketi de yaşanmakta.

Aynen sağlıkta olduğu gibi elektrikte de reformlar yıllardır ötelenmekte.

Öncelik sırasına göre arz güvenliğini, tüketiciler açısından daha uygun maliyetlerle daha kaliteli hizmeti ve çevre faktörünü göz önünde bulundurarak atılması gereken adımlar bir türlü atılamadı. Gelinen aşamada arz talebi karşılayamadığı için kavurucu yaz sıcakları devam ederken bölgesel elektrik kesintileri yaşanmakta, kesintilerden dolayı tüketiciler çeşitli şekillerde mağdur olmakta. Tüketilen elektrik için fahiş faturalar ödenmekte. Santral bacalarından çıkan aşırı yoğun duman nedeniyle ise insanlar ve doğadaki diğer tüm canlılar resmen zehirlenmekte. Oluşan bu yapının başta turizm olmak üzere ekonominin bütününe ve yurttaşların alım gücüne olumsuz etkileri ise katlanarak büyümekte.

Sağlık ve elektriğin yanı sıra trafik güvenliği başta olmak üzere pek çok alandaki yapısal sorunlar ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle Kıbrıslı Türkler her gün ölmekte, yangınlarla birlikte ciddi çevre felaketleri yaşanmakta.

Tüm bu olumsuzlukların üzerine tuz biber eken ana unsur ise son 15 ayda UBP-DP hükumetinin mali disiplini terk ederek kamu kaynaklarını peşkeşe yönelmesi oldu.

Gerek mali kaynaklar gerekse kamuya ait arazi ve binalar UBP-DP hükumeti tarafından akrabalara, eşe, dosta, partililere yasa dışı bir şekilde dağıtılmakta, bu yolla soğuk savaş rejimlerini anımsatırcasına önümüzdeki seçimlerde avantaj elde etmeye çalışılmakta.

Bu talana halkın tepkisi ise çok büyük.

Aynı zamanda hükumetin kamu harcamalarında kantarın topuzunu kaçırmış olması sonucunda kamu çalışanlarının maaşlarının iç borçlanma ile gerçekleştirilebildiği bir mali yapı oluşmuş durumda.

dibs
Merkez Bankası Devlet İç Borçlanma İhale Sonucu Duyurusu

Haziran ayı sonunda maaşların ödenebilmesi için %10.5 faiz oranıyla kısa vadeli 50 milyon TL’lik iç borçlanmaya gidildi.

Borcun vade tarihi ise 31 Temmuz yani Ağustos maaşlarının ödeneceği gün.

Yerel gelirlerin yetersiz kalması halinde hükumet Temmuz maaşlarını ödeyebilmek için tekrardan borçlanma yoluna gidecek veyahut yılın birinci yarısında gerçekleşen % 7,68’lik enflasyon oranına bağlı artışla ödenmesi gereken Temmuz maaşları gününde ödenemeyecek ve Başbakan Hüseyin Özgürgün ciddi bir ikilemle karşı karşıya kalacak.

CTP-UBP hükumetinden çekilirken maaşların gününde ödenmemiş olmasını temel gerekçe olarak öne süren Başbakan Hüseyin Özgürgün’ün bugün benzer bir durum karşısında istifa etmemek gibi bir lüksü olmayacak.

Özetle, sebep olduğu ekonomik sıkıntılar bir yana insanımızı kelime anlamıyla resmen öldüren yapısal sorunların ve altyapı yetersizliklerinin yanı sıra çok ciddi bir mali krizle ve buna bağlı olası bir iç siyasi krizle de karşı karşıyayız.

İnsanlar yangınlardan yorulmuş, “yangın helikopteri kiralanması yetmez, satın alınsın” diye feryat ederken, konunun muhatapları muhalefetin bütçe disiplini konusundaki ağır eleştirilerini hiç dikkate almadan Ağustos böceği misali 15 ay boyunca har vurup harman savurduğundan bırakınız böylesi bir yatırım yapabilmeyi, maaşları dahi ödeyemeyecek pozisyonda.

Gelinen bu aşamayı, “statüko sahiplerinin kucağında son nefesini veriyor” şeklinde tanımlayabiliriz.

Değişimi tam manasıyla rafa kaldıran, bin bir hastalıkla boğuşan sistemi eski alışkanlıklarla zora koşan UBP-DP, gelinen aşamada çöküşü kaçınılmaz kılmış durumda.

Bu koşullarda, Crans Montana sonrasında Kıbrıslı Türkler için yeni bir dönemin başlayacağına kesin gözüyle bakılabilir.

Kıbrıs sorunu çözüm sürecine girerse AB uyum süreci hızlanacak ve yeni siyasi ortamda mali sorunlar da yapısal sorunlar da altyapı yetersizlikleri de AB ölçütleri ışığında çözüme kavuşturulacak. Crans Montana Konferansı’nda federal çözüm müzakerelerinde somut bir aşamaya geçilememesi halinde ise yeni siyasi ortamın nasıl şekilleneceğini şimdiden kestirmek oldukça zor.

Ancak siyasi ortam nasıl şekillenirse şekillensin, Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığını geleceğe taşımak için yine mali sorunların, altyapı yetersizliklerinin ve yapısal sorunların üstesinden gelmek gibi bir ödevi olacağı aşikar. Bu senaryoda ise uzun yıllardır bir türlü rayına sokulamayan Türkiye ile ilişkiler başat rol oynayacak. Geçmişten gerekli dersleri çıkararak Türkiye ile ilişkilerin rayına sokulması, Kıbrıslı Türklerin dış yardım bağımlılığı sorununu çözmek üzere ortak bir mücadeleye girişilmesi ve Türkiye ile Kıbrıs’ın kuzeyi arasında askeri ve ekonomik karşılıklı ilişkilerin imzalanacak anlaşmalarla daha verimli bir yapıya kavuşturulması elzem görünüyor. Bunların yanı sıra vatandaşlıklar meselesinin de temize havale edilmesi şart görünüyor.

Eğer bu yeni siyasi ortam ilhak, entegrasyon ve benzeri yeni politikaların zeminini teşkil edecek olursa, böylesi bir gidişatı en sağcısından en solcusuna Kıbrıslı Türklerin topyekun reddedeceğini tahmin etmek ise zor değil.

Evet… Kıbrıs’ın kuzeyindeki statüko bugünlerde sahiplerinin kucağına son nefesini verirken, kaderin bir cilvesi midir bilinmez, bu durum, Crans Montana sonrasında yani Temmuz 2017 itibariyle Kıbrıslı Türklerin şu veya bu biçimde temiz bir beyaz sayfa ile değişime yelken açması zorunluluğunu da beraberinde getiriyor…