
Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın son KKTC ziyareti ilk bakışta sıradan bir temas gibi görünebilir.
Oysa bu ziyaret, yaklaşan seçim süreci açısından çok daha önemli bir ihtiyaca işaret etmektedir.
Seçim dönemlerine girilirken hem Türkiye tarafında hem de Kıbrıs Türk siyasetinde sağlıklı bir iktidar devrine dair somut işaretlerin ortaya konulması büyük önem taşır.
Bu nedenle Ankara’nın Kıbrıs Türk siyasetindeki farklı aktörlerle nasıl bir ilişki kuracağı, seçim sürecinin psikolojisi açısından da belirleyici bir faktördür.
Tam da bu noktada Cevdet Yılmaz’ın KKTC ziyaretinde ortaya koyduğu yaklaşım önemli bir referans çerçevesi oluşturmuştur.
Bu ziyaret Türkiye-KKTC ilişkilerinin seçim süreçlerinden bağımsız, kurumsal bir zeminde yürütüleceğine dair önemli işaretler içermektedir.
Bölgesel gelişmelerin hızlandığı bir dönemde bu mesajın verilmesi ayrıca önemlidir.
Ortadoğu’da güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiği, Doğu Akdeniz’de enerji ve jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bir süreçte Türkiye açısından KKTC’de yönetim kapasitesi yüksek, öngörülebilir ve kurumsal ilişkiler kurabilen bir siyasi yapının varlığı her zamankinden daha kritik hale gelmiştir.
Cevdet Yılmaz’ın temasları Türkiye ile uyumlu çalışabilecek bir hükümet modelinin önemini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Bu mesaj doğrudan söylenmese de altyapı yatırımları, mali işbirliği ve dijital dönüşüm başlıkları üzerinden verilmiştir.
Ankara’nın verdiği mesaj açıktır.
Türkiye ile güçlü ve yapıcı ilişkiler kuran bir siyasi yapı olduğu sürece ekonomik işbirliği ve yatırımlar hızlanacaktır.
Ziyarette dikkat çeken bir başka an ise bir temel atma töreninde yaşandı.
Cevdet Yılmaz mikrofondan yarı şaka tonuyla ana muhalefetin kendisine biraz daha yakın durmasını istediğini söyledi ve “ana muhalefet önemlidir” ifadesini kullandı.
Bu cümle ilk bakışta törensel bir espri gibi görünebilir.
Ancak siyaset dilinde bu tür ifadeler çoğu zaman bilinçli şekilde seçilir.
Bu mesaj Türkiye-KKTC ilişkisinin yalnızca mevcut hükümetler üzerinden yürüyen dar bir siyasi ilişki olmadığını ve ana muhalefetin de bu ilişkinin doğal bir parçası olduğunu göstermektedir.
Daha açık bir ifadeyle Ankara, Kıbrıs Türk siyasetinde olası bir iktidar değişimini bir kriz olarak değil demokratik sistemin doğal bir sonucu olarak gördüğüne dair önemli bir işaret vermiştir.
Cevdet Yılmaz’ın son ziyaretiyle verilen işaret, yaklaşan seçim sürecini yolsuzlukların ve yönetim zaaflarının yanı sıra ülkenin geleceğine ilişkin kalkınma perspektiflerinin, mali disiplin kapasitesinin ve yapısal reform iradesinin de yarışacağı bir siyasal zemine dönüştürme potansiyeli yaratmıştır.
Bu durum hiç kuşkusuz demokrasimizin niteliği açısından sevindirici bir gelişmedir.
Ankara’dan gelen mesaj ana muhalefete ülkenin geleceğine ilişkin somut bir yönetim perspektifi belirleme zeminini hazırlamıştır.
Kalkınma stratejisi.
Mali disiplin kapasitesi.
Yapısal reform iradesi.
Bu başlıklara ilişkin kimin ne söyleyeceğinin önem kazandığı bir sürecin tam ortasındayız.
Bazı küçük parti liderleriyle temas kurulması da Ankara’nın Kıbrıs Türk siyasetindeki tüm aktörlerle iletişim kanallarını açık tutma eğilimini göstermektedir.
Bu tablo aynı zamanda ana muhalefetin kendi siyasal perspektifini daha güçlü biçimde ortaya koymasının önemini hatırlatmaktadır.
Kamu Maliyesi Tartışmasının Sağlıklı Zemini
Hiç kuşkusuz bugün en çok tartışılan başlıklardan biri borçla maaş ödeme meselesidir.
Bu konu popülizm kaldıramayacak kadar çok ciddidir.
¨Borçla maaş ödüyorlar¨ diyerek devamını getirmemek de ¨biz borçla da olsa maaş ödeyebiliyoruz¨ diyerek çöküşü gizlemeye çalışmak da gelecek açısından sıkıntılı pozisyonlar olacaktır.
Seçim sürecine girilirken kamu maliyesi üzerine yürütülen tartışmaların sağlıklı bir zeminde yapılması büyük önem taşımaktadır.
Mesele devletin günlük ödeme kapasitesi değil ekonomiyi büyütme kapasitesi, mali disiplin iradesi ve yapısal reform kararlılığıdır.
Uzunca bir süredir tedaviye başlayabilmemiz için Ankara’nın Kıbrıs Türk siyasetindeki partiler arasında ayrım gözeten bir görüntü vermek yerine tüm siyasal aktörlere eşit mesafede duran kurumsal bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurguluyorum.
Türkiye’nin hangi parti iktidarda olursa olsun Kıbrıs Türk halkıyla yürüttüğü iş birliğinin devam edeceği mesajını vermiş olması hem Kıbrıs Türk demokrasisini güçlendirecek hem de Türkiye-KKTC ilişkilerini daha sağlam bir zemine oturtacaktır.
Asıl Mesele Liderliktir
Aslında bütün bu tartışmalar en sonunda tek bir noktaya gelir.
Liderlik.
KKTC’nin sorunu Türkiye ile ilişki kurmak değildir.
Sorun Türkiye ile ilişki kurabilecek kapasitede liderlik üretebilmektir.
Güçlü liderlik ne Türkiye ile kavga eden ne de kendi iradesini terk eden bir siyaset üretir.
Türkiye ile güçlü ilişkiler kurar.
Kıbrıs Türk toplumunun siyasi iradesini güçlendirir.
Bu nedenle seçim sürecine girilirken Ankara ile Kıbrıs Türk siyaseti arasında sağlıklı bir iktidar devrinin mümkün olduğuna dair işaretlerin güçlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Cevdet Yılmaz’ın KKTC ziyaretinde ortaya koyduğu yaklaşım bu açıdan önemli bir referans noktası oluşturmuştur.
Yaklaşan seçim sürecinde aslında çok net bir tercih vardır.
Türkiye ile ilişkiyi bağımlılık psikolojisi üzerinden kuran bir siyaset anlayışı.
Ya da özgüvenli, saygıya dayalı ve ortak çıkarları gözeten güçlü bir liderlik.
Çünkü güçlü liderlik bir toplumun kaderini korkularla değil özgüvenle yazabilme cesaretiyle ölçülür.