“Bir Şekilde” Yönetilen Ülke

Erhan Arıklı kamu maliyesindeki durumu şu sözlerle anlatıyor:

“Biz bir şekilde, borçlanarak, Türkiye’nin desteğiyle ödüyoruz.”

Bu tek cümle bugünkü mali tablonun özetidir. Devlet yönetiminde “bir şekilde” diye bir finansman modeli olmaz. Gelir vardır, gider vardır, açık vardır, borç vardır. Borcun faizi, vadesi ve sürdürülebilirliği vardır.

Bir hükümet maaşları ödeyebilmek için sürekli borçlanıyorsa asıl soru maaşların bu ay yatıp yatmadığı olamaz. Asıl soru şudur:

Bu sistem daha ne kadar devam edebilir?

Borçlanmanın önemli bölümü yerel bankalar üzerinden yürütülüyorsa mesele zamanla bankacılık sistemine de taşınır. Devlet açık verdikçe borçlanır, bankalar devlete kaynak sağlar, borç ve faiz yükü büyür. Bankaların kamuya maruziyeti artar, özel sektörün kullanabileceği kaynak daralır.

Yerel bankaların kaynakları sınırlıdır. Mevduatın, likiditenin ve sermayenin sınırı vardır. Kamu maliyesindeki yapısal açık sürekli yerel finans sistemi üzerinden çevrilirse bankaların bilançoları da baskı altına girer.

Elbette borçlanma yalnızca yerel bankalarla sınırlı kalmayabilir. Türkiye’deki bankalardan veya başka dış kaynaklardan finansman sağlanması da mümkündür. Böyle bir imkan kısa vadede yerel bankalar üzerindeki baskıyı azaltabilir. Fakat borç verenin adresi değişince kamu borcu, faiz yükü ve geri ödeme zorunluluğu ortadan kalkmaz. Dış finansmanın maliyeti, vadesi ve para birimi de ilave risk yaratabilir.

Borçlanmanın kaynağı değişebilir; sürdürülemez bütçe açığının matematiği değişmez.

Sonunda iki ihtimal ortaya çıkar: Ya mali tedbir alınacaktır ya da borç yükü ve finansal sistem üzerindeki risk giderek ağırlaşacaktır.

O halde asıl soru şudur:

Seçimi mevcut koalisyon ortakları kazanırsa ne yapacaklar?

Borçlanmaya aynı hızla devam mı edecekler? Yerel bankalardan veya Türkiye bankalarından daha fazla kaynak mı çekecekler? Türkiye’den daha fazla cari destek mi isteyecekler? Yoksa onlar da harcamaları kontrol altına almak, bütçe disiplinini güçlendirmek ve bazı tedbirleri almak zorunda mı kalacaklar?

Bunun üçüncü bir yolu varsa açıklasınlar.

Bugün muhalefeti “maaşları ödeyemezler”, “hayat pahalılığına dokunurlar”, “tedbir alırlar” diye eleştirmek kolaydır. Fakat aynı ekonomik gerçekler seçimden sonra mevcut koalisyonun da önünde duracak.

Borç seçim gecesi ortadan kalkmayacak. Faiz yükü buharlaşmayacak. Bankaların bilançosundaki kamu riski sıfırlanmayacak. Bütçe açığı sandık sonucuna göre küçülmeyecek.

Öyleyse seçimden sonra yapacağınızı bugün söyleyin.

Tedbir alacaksanız hangi tedbirleri alacağınızı açıklayın. Borçlanmaya devam edecekseniz sınırını söyleyin. Bankacılık sistemine daha fazla kamu riski yükleyecekseniz sonuçlarını halka anlatın. Türkiye’den ek kaynak bekliyorsanız miktarını ve koşullarını paylaşın.

Yıllardır ülkeyi yöneteceksiniz. Borcu büyüteceksiniz. Reformları erteleyeceksiniz. Kamu maliyesini kırılgan hale getireceksiniz. Sonra seçim yaklaşınca yarattığınız tablonun gerektireceği tedbirleri muhalefetin üzerine yıkmaya çalışacaksınız.

Daha vahimi, seçimi yeniden kazanırsanız bugün muhalefeti eleştirdiğiniz tedbirleri bizzat uygulamak zorunda kalabilirsiniz.

O zaman halka ne söyleyeceksiniz?

“Koşullar bizi buna zorladı” mı?

Koşulları kim yarattı?

Vatandaşın bilmeye hakkı vardır: Seçimi yeniden kazanırsanız bu mali tabloyu nasıl yöneteceksiniz?

“Bir şekilde ödüyoruz” sözü çözüm sunmuyor. Sorunun ne kadar ağırlaştığını gösteriyor.

Bu düzen duvara çarptığında faturayı kime ödetmeyi planlıyorsunuz?

Bankalara mı? Özel sektöre mi? Çalışana mı? Türkiye’ye mi? Geleceğe mi?

Bir ülke “bir şekilde” yönetilemez.