“Eroğlu’nun danışmanı imza sahteciliğinden hapis yattı”

1“YUNANİSTAN, KKTC’Yİ MODEL ALSIN”

 

Yunanistan’da radikal sol Syriza’nın üstünlüğüyle sonuçlanan seçimi HALKIN SESİ’ne değerlendiren CTP Milletvekili Birikim Özgür, farklı bir bakış açısı ortaya koydu

 

Özgür, demokratik zeminde kamu maliyesini rahatlatacak ve ekonomik büyümeyi tetikleyecek bazı kritik reformlara imza atılabilmesi halinde, KKTC’nin Yunanistan’ı değil Yunanistan’ın KKTC’yi model olarak değerlendirmesinin çok daha uygun olacağını söyledi

 

 

Birikim Özgür, “Bizde, Yunanistan’daki gibi ağır kemer sıkma politikaları uygulanmıyor. Biz bütçede ödeneği olmayan harcamalar yapmamayı öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun için reformlarımızı geciktirmemeliyiz. Bu reformlar, Kıbrıs Türk halkının daha müreffeh bir yaşam sürmesini sağlayacak, pahalılığı azaltacak reformlardır” dedi

 

8Özgür: “Bizim siyaseten başarı ölçütümüz bütçe disiplini ve reformlarımızdır. Borçlarımızın silinmesini talep etmemize gerek yoktur, çünkü zaten dış borcumuzun tamamı Türkiye’yedir ve kısa vadede ödenmesi yönünde bir talep söz konusu değildir. İç borçlarımızla ilgili de yeniden yapılandırma için Türkiye bizi desteklemektedir. Syriza’nın talepleri bizde zaten uygulanmakta olan politikalardır. Türkiye’nin bize mali desteği bu anlamda bir fırsattır”

 

 

Züleyha KARAMAN

 

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Birikim Özgür, Yunanistan genel seçimlerini kazanan radikal sol koalisyon Syriza’nın taleplerinin zaten KKTC’de uygulanan politikalar olduğunu, Türkiye’nin mali desteğinin bu anlamda bir fırsat olduğunu söyledi.

Yunanistan seçimleriyle ilgili HALKIN SESİ’nin sorularını yanıtlayan Birikim Özgür, Syriza modelinin KKTC için örnek model olup olmayacağıyla ilgili soru üzerine, KKTC’de, uygulanan modelin demokrasiyi geliştirme ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlama modeli olduğunu ve bunun sosyal yaralara yol açmayacak biçimde hali hazırda uygulandığını ifade ederek, “Demokratik zeminde kamu maliyesini rahatlatacak ve ekonomik büyümeyi tetikleyecek bazı kritik reformlara imza atabilmemiz halinde bizim Yunanistan’ı değil Yunanistan’ın bizi model olarak değerlendirmesinin çok daha uygun olacağı kanısındayım” dedi.

Syriza’nın geçtiğimiz Eylül ayında açıkladığı Selanik Paketi’nin olduğu gibi kabul göreceğini sanmadığını belirten Birikim Özgür, “KKTC’deki durum çok farklıdır. Bizde Yunanistan’daki gibi ağır kemer sıkma politikaları uygulanmıyor. Biz bütçede ödeneği olmayan harcamalar yapmamayı öğrenmeye çalışıyoruz” diye konuştu.

“BAŞARI ÖLÇÜTÜMÜZ BÜTÇE DİSİPLİNİ VE REFORMLARIMIZDIR”

Bunun için reformları geciktirmemek gerektiğinin altını çizerek, söz konusu reformların Kıbrıs Türk halkının daha müreffeh bir yaşam sürmesini sağlayacak, pahalılığı azaltacak reformlar olduğunu dile getiren Özgür, “Bizim siyaseten başarı ölçütümüz bütçe disiplini ve reformlarımızdır. Borçlarımızın silinmesini talep etmemize gerek yoktur, çünkü zaten dış borcumuzun tamamı Türkiye’yedir ve kısa vadede ödenmesi yönünde bir talep söz konusu değildir. İç borçlarımızla ilgili de yeniden yapılandırma için Türkiye bizi desteklemektedir” ifadesini kullandı.

Gelirinden fazla harcama yapan kamu yapılanmasına sahip ülkelerde ciddi kemer sıkma politikalarını gündeme geldiğini, yeni iş imkânı bulamayan kemer sıkma mağduru Yunan halkının tepkisinin de aslında kötüleşen yaşam koşullarına olduğunu kaydeden Özgür,

Birikim Özgür, Syriza’nın başka ülkeler için modele dönüşebilmesinin, halk iradesine dayalı bir sistem ve sürdürülebilir ekonomik büyümedeki başarısına bağlı olduğunu ifade ederek, “Sadece, haklı veya haksız, tepkiselliğe ya da duygusallığa dayalı seçim başarıları model olamaz. Bu gibi durumlar dünyada pek çok kez yaşandı. Başarıyla planlanmış ve uygulanmış bir siyasi programın model olma potansiyelinden söz edilebilir ancak” dedi.

Özgür, “KKTC’de de uygulanan model demokrasiyi geliştirme ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlama modelidir ve bu model sosyal yaralara yol açmayacak biçimde hali hazırda uygulanmaktadır” diye konuştu.

‘SYRİZA KKTC İÇİN MODEL OLUR MU?’

CTP Milletvekili Birikim Özgür, HALKIN SESİ’nin sorularını şöyle yanıtladı:

Soru:Yunanistan genel seçimlerinde radikal sol koalisyon Syriza’nın seçimi kazanmasıyla birlikte, Syriza’nın bazı ülkeler için model oluşturabileceği yorumları yapılıyor. Syriza KKTC için model olur mu,  KKTC’de böyle bir modele ihtiyaç var mı?

Birikim Özgür: 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında tüm dünyada siyaseten mali sürdürülebilirlik hedefi bir başarı ölçütüne dönüştü. Kamu maliyesinin güçlenmesi ve ekonomik sürdürülebilirliğe katkı yapabilecek biçimde kamu kaynaklarının kullanılabilmesi siyasetin merkezine yerleşti. Gelirinden fazla harcama yapan kamu yapılanmasına sahip ülkelerde bu yeni durum ciddi kemer sıkma politikalarını gündeme getirdi. Yunanistan gibi ekonomik büyüme yönünden sıkıntılar yaşayan, üretimi artırma imkânları kısıtlı olan ülkelerde kemer sıkma politikalarının sonuçları kısa vadede gözlemlenemiyor. Bu da doğallığında tepkiyi doğuruyor. Çünkü kemer sıkma demek insanların işinden, aşından olması demektir. Yunanistan halkı fakirleşiyor ve bu insan odaklı siyaset yapanlar açısından hiç de hazmedilebilecek bir durum değildir. Yeni iş imkânı bulamayan kemer sıkma mağduru Yunan halkının tepkisi de aslında kötüleşen yaşam koşullarınadır.

Halkın yaşam koşulları gittikçe kötüleşen ya da bir türlü iyileşemeyen pek çok ülke var. Tüm bu ülkeler için demokratikleşme yani halk iradesine dayalı bir sistem ve sürdürülebilir ekonomik büyüme tek alternatiftir. Bu iki konuda yaşanacak iyileşmeye bağlı olarak halklar açısından kalıcı refah ve mutluluk ortamı oluşabilir. Bu bağlamda Syriza’nın başka ülkeler için modele dönüşebilmesi bu iki konuda bugünden yarına yaşanacak iyileşmeye bağlıdır. Sadece (haklı veya haksız) tepkiselliğe ya da duygusallığa dayalı seçim başarıları model olamaz. Bu gibi durumlar dünyada pek çok kez yaşandı. Başarıyla planlanmış ve uygulanmış bir siyasi programın model olma potansiyelinden söz edilebilir ancak.

KKTC’de de uygulanan model demokrasiyi geliştirme ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi sağlama modelidir ve bu model sosyal yaralara yol açmayacak biçimde hali hazırda uygulanmaktadır. Demokratik zeminde kamu maliyesini rahatlatacak ve ekonomik büyümeyi tetikleyecek bazı kritik reformlara imza atabilmemiz halinde, bizim Yunanistan’ı değil Yunanistan’ın bizi model olarak değerlendirmesinin çok daha uygun olacağı kanısındayım.

Yunan halkının sandığa yansıyan iradesiyle dışa bağımlı ve reformları ağırdan alan eski KKTC modeline özenerek Yunanistan’ı KKTC’leştirmek arzusunda olmadığını varsayıyorum.

“SELANİK PAKETİ’NİN OLDUĞU GİBİ KABUL GÖRECEĞİNİ SANMIYORUM”

Soru: Syriza’nın seçim öncesi vaatlerine ve Yunanistan’ın içinde olduğu ekonomik koşullarla bakıldığında, bu vaatler ekonomik akılla ne kadar uyumlu?  Ayrıca,  KKTC’nin ekonomik programları ve bütçe disiplinini sağlama çalışmalarını Yunanistan ile kıyasladığınızda, ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? Avantajlar neler?

Birikim Özgür: Syriza geçtiğimiz Eylül ayında Selanik Paketi’ni açıkladı. Troyka ile yeniden müzakereyi gerektiren bir içeriği var. 9,5 milyar Euro’luk borcun silinmesi talep ediliyor. Tüm bu talepler AB tarafından kabul edilirse kuşkusuz borçlu aileler ve dar gelirliler için daha öngörülebilir bir gelecek kurulabilir. AB bu talepleri reddederse Selanik Paketi’nin uygulanması mümkün olamayacak. Burada ekonomik akıldan önce siyasi akıl ön plana çıkıyor. Syriza’nın sürdürülemez yapıyı devam ettirmekten ziyade yeni bir beyaz sayfa açıp daha müsait koşullarda sürdürülebilir bir yapı için çalışma talebi var bu anlamda. AB ile sağlıklı diyalog ortamı oluşabilirse belki bazı açılımlar söz konusu olabilir ancak Selanik Paketi’nin olduğu gibi kabul göreceğini sanmıyorum.

‘REFORMLARI GECİKTİRMEMELİYİZ’

KKTC’deki durum çok farklıdır. Bizde, Yunanistan’daki gibi ağır kemer sıkma politikaları uygulanmıyor. Biz bütçede ödeneği olmayan harcamalar yapmamayı öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun için reformlarımızı geciktirmememiz gerekir. Söz konusu reformlar, Kıbrıs Türk halkının daha müreffeh bir yaşam sürmesini sağlayacak, pahalılığı azaltacak reformlardır. Bizim siyaseten başarı ölçütümüz bütçe disiplini ve reformlarımızdır. Borçlarımızın silinmesini talep etmemize gerek yoktur çünkü zaten dış borcumuzun tamamı Türkiye’yedir ve kısa vadede ödenmesi yönünde bir talep söz konusu değildir. İç borçlarımızla ilgili de yeniden yapılandırma için Türkiye bizi desteklemektedir. Asgari ücret bizde yılda iki kez artırılmaktadır. Kamudaki maaşlar yılda iki kez hayat pahalılığı oranında yeniden düzenlenmektedir. Kamuya istihdamlar kontrollü biçimde devam etmektedir. Tüm bunlar dikkate alındığında Syriza’nın talepleri bizde zaten uygulanmakta olan politikalardır. Türkiye’nin bize mali desteği bu anlamda bir fırsattır. Önemli olan bu avantajlı koşullarda bizim mali sürdürülebilirlik ve ekonomik sürdürülebilirlik için kafa kafaya verip kendi demokratik zeminimizde popülizmden uzak durup kararlı bir siyasi yol izleyebilmemizdir.

“BİZDE MEVCUT KAMU DÜZENİNİ KURAN PARTİ UBP’DİR”

Soru:Yine, Yunanistan seçimlerinde “PASOK’un oy kaybından, CTP-BG’nin de ders çıkarması gerektiği” yorumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Birikim Özgür: PASOK 2009’da iktidarı devralmadan önce Yunanistan’da ekonomik kriz başlamıştı. PASOK kısa vadede istihdamın ve maaşların artması için müsait koşulların olmadığı ekonomik büyüme koşullarında kemer sıkma politikalarını uygulamak durumunda kaldı ve bundan siyaseten zarar gördü. Bizde böyle bir tehlike söz konusu değildir. Bizde reformların olumlu sonuçları hemen hissedilebilir.

Geçmişte kamu hizmetleri zayıf olan Yunanistan’da PASOK hükümetleri 90’lı yıllarda çok şeyleri başardı. Ulusal sağlık sistemini ve parasız eğitim sistemi o dönemde kuruldu. Tüm bunları yapan parti 2009 sonrasında ücretlerde kesinti yapacağını söyleyince müthiş bir tepkiyle karşılaştı.

Bizde mevcut kamu düzenini kuran parti Ulusal Birlik Partisi’dir (UBP). CTP kurulduğu günden beridir bütçenin Meclis’te görüşülmesini savunan, kaynaklarımızın etkin ve verimli kullanılması gerektiğini ortaya koyan bir partidir. CTP iktidar dönemlerinde zor da olsa kamu yapımızda iyileştirme yapma gayretinde oldu her iktidara geldiğinde. Diğer yandan UBP ve Derviş Eroğlu siyasetlerini bu bozuk yapı üzerinden kurguladı yani bu bozuk yapıdan siyasi medet umarak bu yapıyı kullanmaya çalıştı. Geçtiğimiz yıl Eroğlu’nun en yakın danışmanı imza sahteciliğinden mahkûm edildi ve hapis yattı. Üstelik de Başbakan’ın imzasını taklit etti için!  Kim bilir buna benzer daha ne gibi dosyalar çıkacak ortaya zaman içinde. Dolayısı ile bizde mevcut düzen değişirken bunun altında kalacak olan CTP değil UBP ve Derviş Eroğlu’dur.

‘EROĞLU ZİHNİYETİNE KARŞI MÜCADELE YÜRÜTÜYORUZ’

Biz CTP olarak değişim karşıtlığını her fırsatta oya tahvil etmeye çalışan Derviş Eroğlu zihniyetine karşı mücadele yürütüyoruz. Değişime inanıyoruz ve değişim için çalışıyoruz. Demokratikleşme ve ekonomik büyüme hedefiyle siyaset üretiyoruz.

Kamu kurumlarına partilerin çöreklenmesine yol açan sistemi UBP kurmuş olsa da kuşkusuz iktidarda hangi parti olursa olsun bu düzeni değiştirmek için yeterli çabayı ortaya koymaması halinde bundan zararlı çıkacağını bilerek reformlar için çalışmak, reformları engelleyen unsurlar varsa bunları halkla paylaşmak durumundadır ki halkın beklentilerini boşa çıkarmasın.

28 Ocak 2015, Halkın Sesi

“Reformlardan söz edenler zaman zaman yalnızlaşıyor”

sahmaran_unal_hocaCuma geceleri ADA TV de yayınlanan “SÖZ SİZDE” programında geçtiğimiz hafta, ülke ekonomisi tartışıldı. Erçin Şahmaran’ın hazırladığı programa, CTP Lefkoşa Milletvekili birikim Özgür, Ekonomist Ünal Akifler katıldı. Birikim Özgür programda yaptığı konuşmada, bütçede ödeneği olmayan harcamaların kesinlikle yapılmayacağını söyledi. Hayat Pahalılığı ödeneğinin kaldırılmayacağını belirten Özgür, “Aralık sonu itibarı ile hayat pahalılığı netleştikten sonra bu maaşlara yansıtılacak. Herhangi bir mağduriyet olmayacak” dedi. “Eşitlikçi bir düzenleme de bile, ‘Türkiye’nin adamı, neoliberalsiniz’ diyenler var, saldırıyorlar, ideolojimiz sorgulanıyor” ifadelerini kullanan Birikim Özgür, “Ahkâm kesmekle siyaset olmaz. Reformlardan söz edenler olarak zaman zaman yalnızlaşıyoruz” şeklinde konuştu.

Ekonomist Ünal Akifler de programda yaptığı konuşmada, maaş farkının çok olmaması gerektiğini dile getirerek, “İngiltere’de maaşlar arasındaki fark en fazla altı kattır” dedi. Bütçeyi de yorumlayan Akifler, ““Bütçeyi yorumlarsam ve bu ülkenin olduğunu hiç düşünmezsem, ilk önce şunu söylerim “Hangi deli yaptı bu bütçeyi” %85 maaşlara gider, dünya kadar borç. Kim yaptı bunu? Kolaya kaçmasınlar” şeklinde konuştu.CTP Lefkoşa Milletvekili Birikim Özgür ve Ekonomist Ünal Akifler’in açıklamalarından öne çıkan detaylar şöyle:

CTP Lefkoşa Milletvekili Birikim Özgür “Dirençli duracağız”

“Hükümetten birçok beklenti oldu. KTHY çalışanlarının istekleri mesela, 9-10 milyon ek külfetti bu. % 85’i personel maaşlarına giden bir bütçeye ek taleplerdi bunlar. Diğer yandan ilkesel bazı saptamalar var. Personel harcamaları artırılmayacak diye. Mali sürdürülebilirliği sağlamak ve devam ettirmek için, bizim tasarruf yapmamız gerek. Bütçede ödeneği olmayan harcamaları kesinlikle yapmayacağız. Söylediğim taleplere karşı da, siyasi etkileri de olsa dirençli duracağız. Biz buralara neşter vurup, reform yapacağız. Tedbir almazsak, ilerideki aylarda bir kaos ortamı doğacak.”

“Milletvekilleri daha az maaş artışı alacak”

“Sonuçta bir tarafta talep ve beklentiler, bir tarafta ilkesel bir duruş ve yapılması gerekenler, bir sentez formül yarattı. Hükümet bu formülü hayat pahalılığı için yeni bir düzenleme olarak belirledi. Bu düzenleme düşük maaş alanlara, 2011 sonrasında istihdam edilenlere, yüksek maaş alanlardan, daha fazla bir maaş artışı sağlayacak. Üstelik ek bir kaynak olmadan. Mesela milletvekilleri ilk altı ay içinde 140 TL daha az artış alacak. 2015 yılı içinde Milletvekilleri 2500 TL daha az artış alacak.”

“Hayat Pahalılığı kaldırılmayacak, bunun arkasındayız”

“Hükümet iki ayaklı bir operasyon yönetiyor. Birincisi, mevcut uygulamayı askıya almak. Kararname ile yapılan budur. Aralık sonu itibarı ile hayat pahlılığı netleştikten sonra bu maaşlara yansıtılacak. Herhangi bir mağduriyet olmayacak. Daha eşitlikli bir uygulama 2015 yılında hayata geçirilecek. Kararname olarak yapılmasının sebebi, yıl bitmeden yapılması için, çünkü yıl dönse mevcut uygulamayı kullanmak zorundaydınız. 500 TL artış yapıldı vekillere, bunun tartışılması yapıldı ki hepimiz çok üzüldük. Bize çok saldırılar oldu, solculuğumuz sorgulandı. Bizim bunlar için bu düzenlemeyi yapmamız gerekiyordu. 28 Temmuz seçimlerine giderken biz hayat pahalılığının kaldırılmayacağını vaat ettik bunun da arkasındayız.”

“İdeolojimiz sorgulanıyor”

“Bu ülkede bir takım alışkanlıklar, bir takım menfaatler var. Bir noktada siyasetçi olarak da bakmak zorundayız. Bu tedbir aslında bulunan bir orta yoldur. 1800 TL ile kamuya başlamak tabi ki azdır. Ama bir ilkesel duruş koymamız şart ve bütçe giderlerini artıramazdık. Kamu çalışanlarını mağdur edecek bir uygulama yapmadık. Ki, UBP hükümetini çok eleştirdik, vatandaşın cebine el attın diye. Giderleri artırmadan, vergileri artırmadan, harcamalarla ilgili daha etkin reformlar yapmalıyız. Bu reformların her biri ayrı bir derttir. Yoldaşlarınız bile size söylemediğini bırakmıyor. Eşitlikçi bir düzenleme de bile, Türkiye’nin adamı, neoliberalsiniz diyenler var, saldırıyorlar, ideolojimiz sorgulanıyor. Ahkâm kesmekle siyaset olmaz. Reformlardan söz edenler olarak zaman zaman yalnızlaşıyoruz.”

Ekonomist Ünal Akifler “Hayat pahalılığı kalkmıştır”

“Hayat pahalılığı indeksi kalkmıştır. Umarım sadece bir yıllık olur. Enflasyona karşı alım gücünü dengelemektir hayat pahalılığı. Az alanın erozyonu daha fazla olur. Bu uzun süre devam ederse ilerde problemler olacak. Amaç maaşların dengelenmesiyse, on yıl içinde eşitlik olacaksa, bu olmaz. Hayat pahalılığı düzenlenecekse, eşit düzenleme olacaksa bu herkesin hoşuna gider. Uzun süre olmamalı. Bir şirket kötü yönetilip batabilir. Zararını şirket görür. Ama devlet batarsa, bunu tüm toplum çeker. Liyakat sistemi olmazsa halk bunu sahiplenmez, kabullenmez.

“Maaş farkı çok olmamalı”

“İngiltere’de maaşlar arasındaki fark en fazla altı kattır. Neden? Çünkü en iyi çalışanları özel sektör alır. Küçük ülkelerde göze batar bu durum. Ve en fazla altı- yedi kat maaş farkı olmalıdır. Top mevkiler iyi seçilen insanlarda olmalı. Şimdi toplum sorgular, neden ben, benden daha kötü birinden az maaş alırım, farkım nedir? Kimse diyemez liyakat sistemine göre böyle oldu. Tek fark siyasi tercihlerdir.”

“Hangi deli yaptı bu bütçeyi”

“Bütçeyi yorumlarsam ve bu ülkenin olduğunu hiç düşünmezsem, ilk önce şunu söylerim “Hangi deli yaptı bu bütçeyi” %85 maaşlara gider, dünya kadar borç. Kim yaptı bunu? Kolaya kaçmasınlar. Bir de şu var. Her adım Anayasa ters bulunur. Maliye Bakanı düzenleme yapmasın, eşitlik aramasın bu nasıl iştir. Ben 5 bin TL maaş alırsam neden vergi vermeyeyim. Emekliyim ama aynı zamanda iktisatçıyım.”

“Kayıt dışılık gelire dönüştürülmeli”

“Adaletsizlikle, üretkenliği engellersiniz. Hep partililer alınıyor işe. Adalet ve liyakat olmaması en önemli sorun. Bütçe katıdır, çok oynayamazsınız. Çünkü personel ödemesi ortada. Kayıt dışılık gelire dönüştürülmeli. %50 kayıt dışılık var. Kaynaklar harcanmamalı. Hükümet her tarafa sübvanseye vermemeli. Tüm terfilerde, tüm ülkede, özele karşı, her tarafı içeren adalet şart bu ülkede. Toplumun önüne gelir dağılımını bozmadan, üreten siyaset konamadı. Sistem hatalı deniyor, artık kafalar sisteme uyar oldu.”

29 Aralık 2014, Star Kıbrıs

“Borçlanarak geleceği ipotek altına alıyoruz”

fotograf 11-Devletin, ödenmeyen iç borç faizleri sürekli artması ne anlama geliyor, bu mali ve ekonomik yapı için nasıl bir risk oluşturuyor.

Borçlanma bir kamu finansman yöntemidir ve iyi yönetilmesi halinde ekonomik büyümeye ciddi katkıları olabilecek bir enstrümandır. Özellikle gelişmekte olan ülkeler için kalkınma ve maliye politikası amaçlarının gerçekleştirilmesine aktif katkısı olabilecek bir araçtır. Ancak 2008 Küresel Finans Krizi’nin ardından tüm dünyada abartılı borçlanmaların yarattığı sıkıntılar siyasetin odak noktası olmuş ve borçların döndürülememesi ciddi bir yapısal sorun olarak değerlendirilmiştir. Maastricht kriterlerine göre toplam borç yükünün milli gelirlerin yüzde 60’ını aşmaması ilkesi bir çıpaya dönüşmüş ve bölgemizdeki tüm ülkeler kamu maliyelerini bu çıpaya göre düzenleme çabasına yoğunlaşmıştır. Dünyadaki ekonomik durgunluğun bir sebebi de bu sıkı maliye politikası yaklaşımıdır. Tüm dünya geleceği kurtarmak adına günümüzde bu politika ışığında borçların döndürülebileceği koşulları oluşturmaya odaklanmıştır ve Kıbrıs Türk halkı da varlığını sürdürebilmek adına benzer bir hassasiyet taşımak durumundadır.

Bizim dış borçlarımızın tamamı Türkiye’den alınan kredilerdir. Bugün itibarıyla Türkiye-KKTC ilişkilerine bağlı olarak dış borcumuz bir sorun olarak algılanmamaktadır ancak iç borçlarımızın yüksekliği ve faizlerini dahi ödemiyor oluşumuz ciddi sıkıntılara sebebiyet vermektedir.

İlkesel olarak borçlanmayla cari harcama yapmak demek gelecek nesillerin tabağındaki yemeğe el uzatmak anlamına gelmektedir. Borçlanmayla üretilen mal ve hizmetlerden şimdiki nesiller yararlanıyorken bu hizmetlerin finansman yükünün borcu ödemek durumunda olacak nesillerin omuzlarına yüklenmesi adil değildir. Bundan ötürü borçlanma sadece ama sadece gelecek nesiller açısından da fayda doğuracak amaçlar doğrultusunda gündeme gelmesi gereken bir konu olmalıdır. Bizde bugüne kadar bunun aksine maaş ödemek için borçlanma yoluna gidilmiş ve borçlarımız yıllar içerisinde ciddi şekilde artmıştır. Tüm dünyada kapitalistlerin yarattığı çok büyük bir sorun olan abartılı kamu borçlarını döndürme görevi bizim ülkemizde sol duyarlılıkla gelecek nesillere karşı sorumluluk bilinciyle siyaset yürüten CTP’ye düşmektedir. Kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılabilmesi esastır. Bunun için statüko ile mücadele şarttır ve bu konu sol değerlerle popülizm arasındaki ince çizgiyi tanımlayan çok hassas bir konudur. CTP, halkımızın cebine el atmadan, hayat pahalılığı uygulamasından vazgeçmeden ve dolaylı vergileri artırmadan bu ciddi sorunun ortadan kaldırılmasına dönük kararlı bir tutum içerisindedir.

Kamu borcumuzu yönetebilir konumda olamazsak Maastricht kriterleri ile uyumlaşmamız söz konusu olamayacaktır. Maastricht kriterlerini tutturamıyorsak da mali sürdürülebilirlikten söz etmemiz mümkün olmayacaktır. Mali sürdürülebilirlik sağlanamadığı takdirde ise ekonomik büyümeye dönük kamu kaynaklarının doğru kullanımı söz konusu olamayacaktır. Diğer yandan ekonomimiz büyümezse borçlarımızı döndürmemiz ve mali sürdürülebilirliği yakalamamız mümkün olamayacaktır. Bu birbiri ile doğrudan bağlantılı olumsuz unsurlar ekonomimizin dışa bağımlılığını artırmaktadır. Tek çıkış yolu ise Türkiye’nin sağladığı kaynakları doğru kullanmaktır. Bu kaynağı biz her yıl artan oranda ekonomimizi büyütmek için kullanmayı başarırsak bu darboğazdan Türkiye’nin de desteğiyle çıkabiliriz. Bu durum Türkiye ile ilişkilerimizi hassaslaştırmakla birlikte bu politikayı Türkiye’nin makul buluyor oluşunu bir avantaja çevirip orta vadede en azından cari harcamalarımız için avuç açar pozisyonunda olmaktan kurtulmak adına siyasi kararlılıkla hareket etmekteyiz.

 

fotograf 22-Maliye Bakanı Zeren Mungan, 25 Aralık’ta Hallkın Sesi’ne verdiği demeçte, 2015 yılında borç faizlerinin ödenmeye başlanmasını öngördüklerini söylemişti. Devletin borcunu ve faizlerini ödemeye başlamasının önemi nedir, ekonomiye katkısı ne olacaktır?

Maliye Bakanımız Sayın Zeren Mungan ile yaptığınız röportajda kanımca üzerinde durulan iki konu çok önemlidir.

Birincisi, 2015 yılında bütçede ödeneği olmayan harcamaların gerçekleştirilmeyeceği vurgusudur. Örneğin 2014’te ek mesailer için ayrılan ödenek 55 milyon TL olduğu halde 75 milyon TL’ye yaklaşan bir harcama söz konusu olmuştur. Sayın Bakan’ın açıklaması ışığında bu gibi harcamaların artık gerçekleştirilmemesi için Hükümet’in fazladan harcama gerektiren her alanla ilgili yeni düzenlemeleri gündeme getireceği anlaşılmaktadır. Bu durum reform beklentisi içinde olanlar açısından umut vericidir.

İkinci nokta ise borç faizi ödemesiyle ilgilidir. En son Ferdi Sabit Soyer’in Başbakanlığı döneminde borç ödemesi gerçekleştiren kamumuzun uzun zamandan sonra ilk kez yine CTP döneminde böylesi kararlı bir tutum sergilediği üzerinde durmak gerekir. Yaklaşık 4,5 milyar TL olan iç borçlarımızın faizlerinin ödenmemesi halinde 2016’ya hiç borçlanmasak dahi faiz yükü nedeniyle en az 5 milyar TL’lik bir iç borçla girmemiz söz konusu olacaktır ve bu durum mali dengelerimizi daha da bozacak bir olumsuzluğu işaret etmektedir.

Faiz ödemesi yapabilmemiz için doğru maliye politikalarından ödün vermememiz ve reformlara odaklanmamız şarttır. Reformlar bir yandan ucuzluğu ve üretim girdilerinin ucuzlamasını beraberinde getirecek diğer yandan da büyümeye bağlı olarak kamu gelirlerinin artmasına katkı sağlayacaktır. Borç faizi ödemeleriyle birlikte düşünüldüğünde ise bu sürecin alacaklılar açısından da bir rahatlama getireceğini, alacaklı konumundaki bankalarımızın uyguladığı faiz oranlarında bir düşüşü gündeme getirebileceği ve buna bağlı olarak da yine ekonomik büyümeye katkı sağlayabilecek uygulamaların gündeme gelebileceğini öngörmek mümkündür.

Alacaklılarına göre incelendiğinde TL cinsinden kamu borç stokunun bir kısmını İhtiyat Sandığı’na olan borçlar oluşturmaktadır. Bu fon belirli bir kesimin sosyal güvencelerinin sağlanması adına emeklilik ikramiyesi verilmesi amacıyla oluşturulmuştur. Yapılacak borç faizi ödemeleri sayesinde İhtiyat Sandığı’nın yaklaşık 22 bin kayıtlı çalışana daha etkin şekilde hizmet sunabilmesi sosyal devlet olgusunun güçlenmesini de beraberinde getirecektir.

3-Sosyal Sigortalar’ın mali durumunu değerlendir misiniz? Sosyal güvenlikteki açık ek borçlanmayı gerektirir mi, borçlanma ne anlama geliyor. Sigortalar neden bu durumda?

Bütçe görüşmeleri sırasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Aziz Gürpınar’ın komitemize sunduğu rapora göre Ekim 2013-Eylül 2014 arasında Sosyal Sigortalar’ın toplam geliri 752 milyon TL civarındadır. Giderleri ise 779 milyon TL dolaylarındadır. Aradaki fark yaklaşık 27 milyon TL’dir. 2014’te Sosyal Sigortalar’a 57 milyon TL hazine yardımı gerçekleştirilmiştir. 2015 bütçesinde ise 72 milyon TL’lik bir hazine yardımı söz konusudur. İçinde bulunduğumuz günlerde 13. maaş ödemeleri için gündeme gelen borçlanma bu olumsuz tabloyu kuşkusuz daha da derinleştirmiştir.

Öngörümüz orta vadede hazine yardımına ve borçlanmaya gerek duyulmaksızın Sosyal Sigortalar’ın gelir-gider dengesinin sağlanmasıdır.

Bunun için öncelikle kayıt dışılığı önlemeye dönük 2015’te denetimlerin artırılması gündeme getirilecektir. Aktif sayısına bağlı olarak gelirlerinin artırılabileceği üzerinde durmak gerekir. 79 bin olan aktif sayısının içinde bulunduğumuz Aralık ayında 80 bin 445’e çıkmış olması yürütülen çalışmalardan olumlu netice alınabileceğinin bir göstergesidir. Hedef 2015’te daha etkin denetimler gerçekleştirmektir.

İkincisi, yapılan yatırımların gerçek ücretler üzerinden gerçekleştirilmesi noktasıdır. Ülkemizde yatırımların önemli bir bölümü hali hazırda asgari ücret üzerinden yapılmaktadır. Yine denetimleri etkinleştirme yoluyla bu konuda gelişme kaydedilmesi ve tahsilatların artırılması söz konusu olabilecektir.

Üçüncü bir nokta ise 2012’de yapılan düzenlemeyle ilgilidir. Bu düzenleme 5 yıllık bir geçiş sürecini öngörmüştü. 2008’deki düzenlemeye göre yeni istihdamlar için sosyal güvenlik kapsamında emeklilik yaşı 60 olmuştu ve bu düzenleme 2008 öncesi istihdamları kapsamamaktaydı. 2012’deki düzenlemeyle birlikte 2008 öncesi istihdamlar için de emeklilik yaşı 60’a çekildi. 2012 itibariyle 45 yaş ve üstü 50 yaşında emekli olmaya devam ederken kademeli bir geçişle 35 yaş ve üstünün merdiven sistemiyle 60 yaşa kadar varan emeklilik yaşı söz konusu olmaktadır. Bu 5 yıllık süreç 2017’de tamamlanacaktır. Bu tarihte emekliye ayrılan çalışan sayısı azalmış olacak ve buna bağlı olarak aktif sayısında artış yaşanacaktır. Tüm bu ilerlemelere bağlı olarak 2017 ile birlikte Sosyal Sigortalar’ın gelir-gider dengesinin sağlanabileceğini öngörmekteyiz.

29 Aralık 2014, Halkın Sesi