
Erhürman seçim yarışını önde götürüyor.
Genel kanaate göre bu tablo Kıbrıs sorunundaki yaklaşım farklılıklarından çok içteki yozlaşma ve vasıfsızlığın yarattığı bıkkınlıktan besleniyor.
Kıbrıs Türk halkı iki devletli çözüm masalıyla uyutularak ülkenin bir arka bahçeye dönüştürülmesine sessiz sedasız bir şekilde itiraz ediyor.
Bu tutumla aslında bir taşla iki kuş vuruyor:
Hem iç siyasette değişim ihtiyacını hem de dış politikada yeni bir yön arayışını işaret ediyor.
Seçime çeyrek kala, New York’taki üçlü zirvede verilen mesajları görmezden gelmek mümkün değil.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “müzakereler kaldığı yerden devam edecek” diyerek temel parametrelerin hâlâ geçerli olduğunu hatırlattı.
Erhürman’ın Mustafa Alkan’a yaptığı değerlendirmeler bu noktada dikkat çekiyor.
Erhürman’a göre Crans Montana’dan devam ancak BM parametrelerinin ve siyasi eşitlik ilkesinin teyidiyle mümkün.
Sürecin takvimli ve sonuç odaklı olması gerektiğini vurguluyor.
Ucu açık ve statükoya geri dönen müzakereler artık kabul edilemez diyor.
Ayrıca “sıfırdan başlamak” yerine Crans Montana’da elde edilen yakınlaşmaların korunmasının önemine işaret ediyor.
Tatar’ın iki devletli çözüm ısrarı ise süreci çıkmaza sürüklüyor.
Meclis’ten iki devlet kararı çıkarmaktan söz ederek seçimi kazanmak uğruna stratejik avantajları heba etme riski yaratıyor.
Erhürman buna karşılık Crans Montana’daki belirsizliği avantaja çevirme arayışında.
Yakınlaşmaları koruyup üzerine takvim ve sonuç odaklılık gibi BM raporlarına yansıyan yaklaşımları eklemenin Türk tarafının elini masada daha güçlü kılacağını savunuyor.
Bazı köşe yazıları Tatar’ın “Crans Montana’dan devam” vurgusuna daha sert bir itiraz geliştirmesi gerektiğini iddia ediyor.
Oysa bu yaklaşım uluslararası zeminde gerçekçi olmadığı gibi Türk tarafının manevra alanını da daraltıyor.
Asıl mesele masanın devrilip devrilmediğini tartışmak değil bundan sonra hangi parametreler üzerinden sürecin ilerleyeceğini netleştirmek.
Bu da Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini güvenceye alacak gerçekçi bir vizyonu zorunlu kılıyor.
Erhürman tam da burada farkını ortaya koyuyor.
Stratejik akılla hareket ederek Crans Montana’nın başı mıydı sonu muydu tartışmasına takılıp kalmadan karşılıklı kabul edilebilir bir çözümü savunuyor, pazarlık kapasitesini artıran bir çizgide hareket edeceğini anlatıyor.
Rum tarafı Guterres’in Crans Montana vurgusunu memnuniyetle karşıladı ve bunu Türk tarafının iki devlet ısrarına verilmiş açık bir yanıt gibi sundu.
Buna rağmen kuzeydeki bazı reklam kokan köşe yazılarında “New York zirvesi Tatar’ı haklı çıkardı” deniyor.
Oysa bu iddia hem zirvenin ruhuyla hem de BM’nin çizgisiyle taban tabana zıt.
İşte tam da bu noktada, Erhürman’ın yaklaşımı Türk tarafı için gerçek bir çıkış yolunu işaret ediyor.
BM parametreleriyle uyumlu bir liderlik, “uzlaşmaz taraf” algısını kırarak meşruiyet zeminini yeniden inşa edebilecek.
Seçimden hemen sonra Guterres’in temsilcisinin adaya gelecek olması uluslararası toplumun gözünü bu seçime çevirdiğini gösteriyor.
Türkiye ile ortak strateji de bu süreçte belirleyici bir rol oynayacak.
Erhürman, Ankara’yı “hasım” değil “hısım” olarak gören bir anlayışla hareket etmeye hazırlanıyor.
Böylesi bir yaklaşım Türkiye’nin desteğini arkasına alarak karşılıklı kabul edilebilir çözümü daha güçlü biçimde savunmasına imkân tanıyacak.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın geçenlerde yayınladığı Güney Kıbrıs’ın ada etrafında tek taraflı tasarruf hakkı bulunmadığını vurgulayan açıklaması ve benzeri yaklaşımlar da bu ortak stratejinin caydırıcılığını pekiştirecek.
Enerji ve deniz yetki alanlarında Ankara ile uyumlu bir çizgi, Türk tarafının diplomatik gücünü daha görünür ve etkili hale getirecek.
Erhürman’ın seçilmesiyle birlikte siyasi eşitlik yeniden merkeze taşınacak, uluslararası meşruiyet alanı genişleyecek, Türkiye – AB ilişkilerinde yeni pazarlık imkanları doğacak.
Böylesi bir tablo yalnızca masaya dönüşü değil masada kazanma ihtimalini de beraberinde getirecek.
Türk tarafı bu fırsatı görmeli ve arka bahçecilerin bütün manipülasyonlarına rağmen doğru liderlikle değerlendirmeli.
Cumhurbaşkanlığı seçimi yakın zamanda kurulacak masada Kıbrıs Türk halkının ağırlığını belirleyecek tarihi bir dönemeç olacak.