
Seçimlere yaklaşırken yine aynı uyarıları duymaya başladık.
“Rum tarafı federasyon tezini kullanıyor. Bizi azınlık yapmaya çalışıyor. Dikkatli olunmalı.”
Bu sözler yabancı değil.
Yıllardır benzer şekilde tekrarlanıyor.
Topluma bir tür korunma refleksi aşılanıyor.
Evet Rum tarafının stratejik hesapları vardır.
Zamana oynamaktadır.
Federasyonu kendi lehine kullanmak istemektedir.
Bunu inkâr edemeyiz.
Ama şu soruyu kendimize sormak zorundayız.
Bugün Kıbrıslı Türklerin geleceğini belirleyecek asıl mesele bu mu?
Yoksa bizi tüketen başka gerçekler mi var?
Bizim asıl sorunumuzu görmezden gelenlere dikkat etmeliyiz.
Çocuklarımız göç ediyor.
Ekonomimiz daralıyor.
En temel ihtiyaçlarımız bile pahalılaşıyor.
Uluslararası alanda görünmez hale geliyoruz.
Sürekli dışarıdakilerin oyunlarını konuşuyoruz.
Oysa içeride statükonun sessiz çöküşünü yaşıyoruz.
Kendi vizyonsuzluğumuz yüzünden Rum tarafının stratejisinden çok daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız.
Yavaş yavaş tükeniyoruz.
Önümüze “egemen eşitlik” diye bir masal konuyor.
Sanki bu söylemle statüko değişecekmiş gibi anlatılıyor.
Oysa hepimiz gerçeği görüyoruz.
Dünyada yalnızlaşıyoruz.
Masadan kalkıyoruz.
Kapılar yüzümüze kapanıyor.
Hangi ülke bu vizyona destek verdi?
Hangi uluslararası kuruluş bizim yanımızda saf tuttu?
Cevap belli.
Hiçbiri.
Bu mudur bizi geleceğe taşıyacak yol?
Egemen eşitlik diye pazarlanan şey aslında egemen bir çıkmazdır.
Seçim sandığına gittiğimizde bize dayatılan korkulara bakmamalıyız.
Bize sunulan vizyona bakmalıyız.
Bize nefes aldıracak vizyon kimde?
Bizi dünyaya açacak vizyon kimde?
Çocuklarımıza bu topraklarda bir gelecek kuracak vizyon kimde?
Bu sorunun cevabı geleceğimizi belirleyecek.
Rum’un oyununu ifşa edenler olabilir.
Ama biz kendi oyunumuzu kuramazsak başkasının hamlesiyle yaşamaya mecbur kalırız.
Federasyon fikrini şeytanlaştırmak isteyenler var.
Oysa uluslararası toplumun desteklediği tek çözüm modeli bu.
Bunu reddetmek yerine güncellemeliyiz.
Kendi taleplerimizi güçlü şekilde ortaya koymalıyız.
Kapıları kapatan değil açan bir vizyonla ilerlemeliyiz.
Dünyayla barışık bir çizgiye ihtiyacımız var.
Geleceğe güven veren bir çizgiye ihtiyacımız var.
Halkımıza umut olan bir çizgiye ihtiyacımız var.
Sonuç olarak dikkat etmemiz gereken şey başkasının hamlesi değildir.
Dikkat etmemiz gereken şey bizim vizyonsuzluğumuzdur.
Sandık başına giderken korkulara değil umutlara kulak verelim.
Bizi dünyadan koparanlara değil dünyaya bağlayanlara destek verelim.
Gerçekten dikkat etmemiz gereken budur.