Dünya, belirsizliklerin kıskacında.
Savaşlar, enerji krizleri ve ekonomik çalkantılar, küçük toplumların kaderini daha da kırılgan hale getiriyor.
Kıbrıslı Türkler olarak biz de bu fırtınanın tam ortasındayız.
Ve şimdi önümüzde bir dönüm noktası var:
Ekim ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi.
Yıllardır savunulan iki devletli çözüm modeli, uluslararası toplumda karşılık bulmuyor.
Rum tarafının statükoya yaslanan tavrı da süreci kilitliyor.
Böylece ortaya çıkan sonuç belli:
Daha fazla izolasyon, daha fazla belirsizlik.
Oysa Doğu Akdeniz’de enerji dengeleri yeniden şekillenirken Türkiye ile Yunanistan arasında başlayan yumuşama süreci işbirliğine açık bir iklim yaratıyor.
Bu tablo, Kıbrıslı Türkler için çözüm vizyonunu bir lüks değil stratejik bir zorunluluk haline getiriyor.
Enflasyon yüksek, döviz baskısı alım gücümüzü eritiyor.
Kamu maliyesi ağır açıklarla boğuşuyor.
Üretim sınırlı, dış ticaret açığı derinleşiyor.
Turizm ve yükseköğretim, plansızlığın gölgesinde risk altında.
Ama umutsuz değiliz.
Doğru adımlarla tabloyu değiştirmek mümkün:
Kamu gelirlerini döviz bazlı kalemlerle güçlendirebiliriz.
Yenilenebilir enerjiye yatırım yaparak dışa bağımlılığı azaltabiliriz.
Turizm ve eğitimde kaliteyi merkeze koymak zorundayız.
Dünyayla bağlarımızı koparmak yerine güçlendirmek stratejik bir seçenek olarak önümüzde duruyor.
Bunlar yalnızca teknik reçeteler değil aynı zamanda toplumsal vizyon meselesidir.
Önümüzdeki seçim sıradan bir Cumhurbaşkanlığı seçimi olmayacak.
Sandığa gittiğimizde, aslında şu soruya yanıt vereceğiz:
Kendi geleceğimizi dünyaya kapalı bir yalnızlıkta mı, yoksa işbirliği ve bağlantılar üzerinden mi kuracağız?
Unutmayalım:
Çözüm, tek başına bütün ekonomik sorunları çözmeyecek.
Ama çözüm perspektifinden tamamen kopmak, elimizdeki tek stratejik kozu kaybetmek demektir.
Bu yüzden vereceğimiz karar, yalnızca bugünü değil çocuklarımızın geleceğini de belirleyecek.
Fırtınalı bir dünyada yaşıyoruz.
Dalgaların yönünü değiştiremeyiz ama gemimizin rotasını biz çizeriz.
O rota da Ekim ayında sandıkta belirlenecek.
O gün vereceğimiz karar, Kıbrıslı Türklerin dünyayla bağlarını, ekonomimizin yönünü ve gençlerimize bırakacağımız geleceği şekillendirecek.
Tarih, bu tercihi nasıl yaptığımızı yazacak.
