“Bunlar liberalleşti”…

Eğer bir sistemin girdileri çevresinden gelirken çıktıları da yine çevresine ait olacaksa, o sistem açık sistem olarak nitelendirilir. Örneğin eğitim sistemine dâhil olan öğrenciler toplumdan gelip topluma gidiyorsa, eğitim sistemimiz toplumsal süreçlerle uyumlaşmak durumundadır. Tüm açık sistemler çevrelerine uyarlanabilir yapıda olmalıdır. Çevreden aldıkları sayesinde yapılarında dengeli bir durum oluşacaksa, çevrede yaşanan farklılaşmaları dikkate alarak bu dengeyi gözetmek açık sistemlerin en temel özelliğidir. Dengeyi koruyamayan sistemlerin sonu ise yok oluştur. Bu tehlike ile karşı karşıya kalıp güç yitimi yani entropi yaşarlar. Örneğin eğitim reformları eğitim sisteminin güç yitimini önlemeye yönelik önemli çabalar olarak nitelendirilir.

Tarihte kimi sistemlerin kendi kendilerini yenileme başarısı gösterip varlıklarını sürdürdüklerini, kimilerinin tarihin tozlu sayfalarında yerlerini aldıklarını görürüz. Nice imparatorluklar, uygarlıklar, devletler ya da toplumlar / topluluklar entropi yaşayarak yani çevrelerinde yaşanan değişimlere uyum sağlayamayarak yok olmuştur.

Çözüm ve AB vizyonu ile uyumlu değişim ve dönüşüm fikrinin temelinde de işte bu tartışma yatmaktadır.

Bu fikri içselleştirip hayatın her alanına yansıtabilmek için âlim olmaya gerek yoktur. Hayat çoğu zaman bize değişimlerini sunarken aynı zamanda bu değişimlere nasıl uyum sağlayacağımız noktasında da yaratıcı olabilme kabiliyetini bahşetmiştir.

Muhafazakâr insanlar ait oldukları sistemlere her yönüyle dört elle sarılarak değişimi tehdit olarak algılarken, ilericiler, sentezler yaratarak geçmişle gelecek arasında bir köprü kurmaya özen gösterir. Muhafazakârların işlevi değişimlerin öncüsü olmak değil yaptıkları değerli uyarılarla değişimin başkalaşmaya dönüşmesini engellemektir.

Geniş bir tarihsel perspektifle geçmişi incelediğimizde görmekteyiz ki çevrede değişimler yaşandıkça bir dönemin ilericileri ahlaki değerlerine de bağlı olarak bir süre sonra muhafazakâr konumuna sahip olabilmektedir. Tıpkı Türkiye’de laikliği şiar edinen kimi kesimlerin bir dönem ilerici iken dünyada küreselleşmenin ve çoğulculuğun geliştiği noktada artık muhafazakâr bir duruşla laikliği muhafaza etme / koruma yaklaşımını değişimin yani Türkiye’nin dünya ile uyumunun önüne koyması gibi.

İlk gençlik dönemlerinde değişim olgusunu ağlaya ağlaya öğrenmiş bir insan olarak bugün değişimi öğrencilerime anlatırken büyük bir haz duymaktayım. Bir dönem özellikle solun dünya solunda yaşanan değişimlere bağlı varlığını sürdürebilme gayretleri karşısında “bunlar liberalleşti” diyordum. Çünkü onlar “federasyon” sözcüğünün bir “inanca” dönüşmesinden rahatsızdılar ve karşılıklı kabul edilebilir çözümün içini doldurmayı önemsediklerini söylüyorlardı. “Acaba çözümden vazgeçip bölünmüşlüğü kabul mü ettiler?” diye sorguluyorduk. “Toplumsal çıkarın ön planda olacağı, tekelleşmeye ve haksız rekabete kapalı olmak koşuluyla, her girişimcinin fırsat eşitliği olan pazar ekonomisi kuralları uygulanmalıdır” dediklerinde onlar artık “öteki” olmuştu çünkü “sosyalistler, emekçilerin sınıfsal çıkarlarını bir yana iterek toplumsal çıkarlar aldatmacası ile sermaye kesimlerine göz kırpamazdı”…

Sonra okudukça, anlamaya çalıştıkça, ilerici olmanın başkalaşmadan değişmeyi topluma anlatabilmek olduğunu kavramayı denedikçe, bir dönemde niye birtakım değişimlerin gündeme geldiğini ben kendim anlatmaya başladım!

1993’ün üzerinden tam 20 yıl geçti. Dünyada ve bölgemizde müthiş değişimler yaşandı bu süre zarfında. Tekelleşmeye karşı çıkarken kamu tekelinin de toplumsal çıkarlarla uyuşmayabileceği tespitinin yapılmasını gerektiren toplumsal ve ekonomik sorunlarla karşı karşıyayız bugün örneğin.

Biz 20 yıl önce “bunlar liberalleşti” diyerek değişime karşı çıkıyorduk. O haksız iddialarla muhatap kalanlar bugün aynı demagojik söylemlere mi yönelmeli yoksa değişimin kurumsallaşmasına yapıcı uyarılarıyla katkı mı yapmalı? Yıllar yılları kovaladıkça muhafazakârlaşmanın bir değer olduğunu bilerek ama aynı zamanda açık sistem olamamanın sonunun entropi olacağını da göz önünde bulundurarak günün getirdiği somut sorunlara somut çözüm önerileri üretme çabasıdır ilericilik…

25 Şubat 2013, Yenidüzen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s