Güney’in dinamikleri

BM Genel Sekreteri’nin Şubat 2010’da Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaret, müzakerelerdeki olumlu atmosferin devamına yönelik müthiş bir jestti. “Nasıl olsa Kuzey’de Türkiye’nin dediği olur” diyerek bu jesti önemsizleştiren Hristofiyas, Eroğlu’nun aynı propaganda ile seçimi kazanmasının ardından Kuzey’deki dinamikleri doğru okuyamamanın olumsuz sonuçlarını bizzat yaşamış oldu. Kuzey’deki seçimin ardından Hristofiyas’ın ilk icraat olarak Eroğlu’nun masadan kaçma ihtimalini güçlendirmek için mülkiyet konusunu öne çıkarması da dikkatlerden kaçmamıştı. Kıbrıslı Türk barış yanlıları, Ban’ı ortak açıklama konusunda neredeyse yalvarttıran ve eli boş gönderen o tutumun altında yatan niyeti hiç anlayamadı ve açıkçası hâlâ daha da bu vahim hatayı unutabilmiş değil.

İlerleyen süreçte dünyada ve Avrupa’da yaşanan ekonomik krizler Kıbrıslıların da ana gündem maddesine dönüştü. Kıbrıs’ın kaderi artık sadece çözüm müzakerelerinden değil aynı zamanda ekonomi bağlantılı dış etkilerden de ciddi şekilde etkilenir oldu. Hristofiyas’a Şubat 2010’daki hatayı yaptıran koalisyon ortakları, ekonomik zorluklar karşısında erken havlu attı ve O’nu buhranla baş başa bıraktı.

Liderler belirli dönemlerde ortaya koydukları vizyonlarıyla birtakım başarılara imza atarlar ancak değişen koşullarda toplumlar ihtiyaç duyulan yeni vizyonları yeni politik figürlerle özdeşleştirerek siyasi tercihlerde bulunurlar. Hristofiyas’ın çözüm konusundaki samimiyeti sorgulanamaz olsa da Avrupa’da gündeme gelen mali disiplin ve ekonomik büyüme odaklı ekonomi politikalarıyla başa çıkabilmek için samimi olmanın ötesinde bir şeyler yapılması gerekiyordu. Hristofiyas ekonomik değişimle çözüm politikalarını sentezleyerek bölgede vizyoner bir lider profili çizmeyi tercih etmedi. Muhafazakârlaştı ve özellikle ekonomik konularda ilkeliliği 20. yüzyılda geliştirilen sol politikaları mutlaklaştırmakla karıştırarak Avrupa Birliği çatısı altında kendi kendini yalnızlaştırdı.

Güney’deki iç politik süreçlerde ekonomik krizi felaket senaryoları ile besleyerek Hristofiyas’ı alınması gereken önlemler konusunda yalnızlaştırma stratejisi güden Anastasiadis, Merkel’in de açık desteğiyle Başkanlık görevini devraldı. Gelinen aşamada Troyka’dan alınacak borca ilişkin mutabakat sağlandığı görülüyor. Bu gelişmelerin Kıbrıs’ı nasıl etkileyeceği üzerinde durmamız gerekir.

Birincisi, Kuzey’in kamu maliyesini disiplin altına alıp değişimi toplumsallaştırarak çözüm iradesinin yanı sıra çözüme hazırlanma konusunda da Güney’den bir adım önde olma stratejisini yükseltmesi gerekir ki çözüm ve barışma sürecinde biz üzerimize düşecek ekonomik fonksiyonları eksiksiz yürütebilelim ve siyasi eşitliğimizi sürdürülebilir kılabilelim.

İkinci husus, Güney’in Troyka’ya geri ödemesi gerekecek olan borcun ekonomide sıfır hata ile yol alma zorunluluğunu beraberinde getireceğidir. Güney’in borçlarının 2020’de GSYİH’sinin %100’ü oranında olacağı ve bu durumun ekonomik büyüme potansiyeli yaratacağı söyleniyor. Bu arada, bankacılık sektörünün de 2018 yılına kadar ekonomi içindeki oranının AB ortalamasına inmesi hedefi ortaya konuyor. Tüm bunlar Güney’in teknik anlamda ekonomik büyüme için müsait koşulları oluşturduktan hemen sonra büyümeye odaklanmasını beraberinde getirecektir. Ekonomik büyümenin tetiklenmesi ise Kıbrıs sorununda yaşanacak olumlu gelişmelerle doğrudan bağlantılı olacağından Eylül itibariyle Güney’in kerhen değil samimi bir biçimde müzakere masasındaki yerini alması ihtimali yüksektir.

Demagojiyle peynir ekmek gemisinin yürüyemediği, lafla çözüme ulaşamayacağımız koşullarda yaşamaktayız. Güney’in dinamikleri, kimin korkak kimin cesur olduğuna, kimin hangi ideolojik arka plana sahip olduğuna, kimin Türkiye’deki iktidar partisini sevdiğine değil önümüzdeki zorlu süreçte kimin yüzeysellikten kaçınıp kendi toplumu adına çözümle ekonomik büyümeyi birlikte ele alabilecek sentezleri üretebildiğine bağlı olarak şekillenecektir.

Kıbrıslı Türk barış yanlıları Kuzey’de söz konusu sentezleri üretebilecek birikimlere sahiptir ve geleceği kurmaya adaydır. Bölgemizdeki gelişmelere bağlı olarak toplumumuz çözüme ve barışa samimi katkı yapabileceğimiz iktidar yapılanmasını kendi içinde şekillendirirken diğer aktörlerin olgunlaşma sürecini de sabırla izlemektedir.

18 Mart 2013, Yenidüzen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s