
2012 yılının Mayıs ayında Yeni Kıbrıslı Türkler Ne İstiyor? başlığıyla bir yazı kaleme almıştım.
O günlerde tarif ettiğim profil popülizme prim vermeyen, demagojiyi reddeden, hizmet kalitesini talep eden, dünyayı takip eden, eğitimli ve rekabete açık bir kuşağı işaret ediyordu.
Statükonun dilini değil performansın dilini konuşan bir insan tipinden söz etmiştim.
Siyaseti hamaset üzerinden değil sonuç üzerinden değerlendiren bir bilinçten bahsetmiştim.
O yazı bir tespitti.
Bir potansiyel okumasıydı.
Aradan geçen zamana bakıyorum.
Trajikomik bir tablo var.
Arpa boyu yol.
Hatta bazı alanlarda 2012’nin de gerisine gitmişiz.
İçinde yaşatıldığımız sistem sadece bu yeni profile uyanların değil herkesin başına çökmüş durumda.
Dünya katlanarak büyürken biz yerimizde saymamışız sadece.
Geriye düşmüşüz.
Çünkü dünya doğrusal ilerlemiyor.
Dünya üstel ilerliyor.
Yapay zekâ birkaç yıl içinde trilyonlarca dolarlık bir ekonomik değer üretme kapasitesine ulaştı.
Enerji maliyetleri dramatik biçimde düştü.
Güneş kapasitesi katlandı.
Elektrikli araçlar ana akım haline geldi.
Bağlantı hızı ve veri akışı yeni bir ekonomik düzen kurdu.
Dünya gigafactory konuşuyor.
Biz hâlâ ihale dosyası konuşuyoruz.
Dünya 15 trilyon dolarlık yapay zekâ ekonomisini planlıyor.
Biz kamu bütçesinin kimlere nasıl dağıtılacağını tartışıyoruz.
Ve işin trajikomik tarafı şu:
Dünya üstel giderken biz Ünal Üstel zihniyetine çakılı kalmışız.
Bu bir zihniyet meselesi.
Kamu kaynaklarını dağıtarak siyaset yapma alışkanlığı.
Rant üzerinden kurulan denge.
Verimlilik yerine sadakat.
Strateji yerine günü kurtarma.
Dijital dönüşüm yerine tabelaya “dijital” yazma.
Enerji dönüşümü yerine mazot tartışması.
Yapay zekâ yerine istihdam pazarlığı.
Üstel büyüme hız ister.
Mevcut düzen dağıtım ister.
Üstel ekonomi kapasite ister.
Mevcut zihniyet bağımlılık üretir.
Üstel çağ ağ kurar.
Mevcut siyaset anlayışı ağ dağıtır.
Ve hâlâ kamu kaynakları üzerinden yürütülmeye çalışılan bir rant düzeniyle cebelleşiyoruz.
Oysa asıl alarm başka yerde çalıyor.
Yeni nesiller KKTC gündemini takip etmiyor.
Takip etmiyor çünkü o gündem onların dünyasında karşılık bulmuyor.
Yapay zekâ konuşan bir kuşağa biz hâlâ kadro konuşuyoruz.
Dijital üretim yapan bir nesle biz hâlâ ihale söylentisi anlatıyoruz.
Küresel ağlarda çalışan gençler için yerel gündem zihinsel bir yük haline geliyor.
Ve bu en tehlikelisi.
Çünkü fiziksel göçten daha ağır olan düşünsel kopuştur.
Genç zihinler ülkelerinden düşünsel olarak kopuyorsa bu bir tercih değil bir sonuçtur.
Bu durum varoluş mücadelesi açısından kırmızı alarmdır.
Bir toplumun geleceği gençlerinin zihnindedir.
Eğer o zihinler ülke gündemini anlamsız buluyorsa sorun gençlerde değil gündemdedir.
Diaspora artık bir özlem hikâyesi değil.
Bir ağdır.
Bir veri tabanıdır.
Bir sermaye ve yetenek havuzudur.
Londra’daki finans uzmanı.
Berlin’deki yazılım mühendisi.
Toronto’daki akademisyen.
İstanbul’daki girişimci.
Hepsi aynı dijital evrenin içinde.
Yurt içi ve yurt dışı ayrımı anlamını yitiriyor.
Yeni Kıbrıslı Türkler geliyor.
Kendini memuriyetle değil yetkinlikle tanımlayan bir kuşak.
Pasaportla değil projeyle var olan bir nesil.
Devletin dağıttığıyla değil ürettiğiyle büyüyen bir damar.
Bu yeni damar hareketleniyor.
Tam da bu noktada Tufan Erhürman’ın 100 Gün Raporu’nda kullandığı “Kıbrıslı Türklerin yeniden doğuşu” ifadesi önemlidir.
Bu bir slogan değildir.
Bir yön tarifidir.
Yeniden doğuş nostalji değil konumlanmadır.
Siyasal romantizm değil kurumsal kapasite inşasıdır.
Eğer yeniden doğuştan söz ediyorsak bunu yapay zekâ stratejisiyle konuşmalıyız.
Enerji dönüşümüyle konuşmalıyız.
Dijital kamu reformuyla konuşmalıyız.
Diasporanın örgütlü gücüyle konuşmalıyız.
Aksi halde “yeniden doğuş” güzel bir kelime olarak kalır.
Yeniden doğuş ancak zihniyet devrimiyle olur.
Mağduriyet değil kapasite.
Şikâyet değil strateji.
Beklemek değil inşa etmek.
Enerjik, dünyayı takip eden, veriyi okuyan, teknolojiyi anlayan isimler bu dönüşümün kilit aktörleri olabilir.
Bu yazıyı okurken heyecanlananlarla bu yol yürünür.
Bu vizyonu gördüğünde zihni hızlananlarla bu ağ kurulur.
Yeni liderlik kürsüden konuşmak değildir.
Ağ kurmaktır.
Model tasarlamaktır.
Organize etmektir.
Küçük toplumlar dezavantajlı değildir.
Hızlı adapte olurlarsa sıçrarlar.
2012’de yazdığım yazı bir uyarıydı.
Bugün yazdığım yazı bir meydan okumadır.
Dünya üstel hızla büyüyor.
Biz ya bu çağın parçası oluruz.
Ya da kelime oyunlarıyla avunuruz.
Soru artık basit.
Yeni Kıbrıslı Türkler bu üstel çağda yerini alacak mı?
Yoksa Üstel zihniyetinin içinde mi kalacak?