İtirafın İkinci Perdesi

Dün Erhan Arıklı’nın “Biz bir şekilde, borçlanarak, Türkiye’nin desteğiyle ödüyoruz” sözlerini “Bir Şekilde” Yönetilen Ülke başlığıyla yazdım. O cümle, mevcut düzenin nasıl ayakta tutulduğunun itirafıydı: Borçlan, açığı çevir, günü kurtar.

Bugün Maliye Bakanı Özdemir Berova aynı hikâyenin ikinci perdesini açtı. CTP’nin kamu maliyesini üç ay bile yönetemeyeceğini, maaş ödemelerinde sıkıntı yaşanacağını söylüyor. Ardından “almak, kontrol ve disiplin” vurgusu yapıyor.

Aslında Berova da çok önemli bir şeyi itiraf ediyor:

Bu mali yapı seçimden sonra aynı biçimde sürdürülemeyecek.

O halde soruyu doğru yere koyalım.

Sayın Berova, CTP iktidara gelirse üç ay sonra ne olacağını bu kadar net görebiliyorsanız, siz seçimi kazanırsanız altı ay sonra ne yapacağınızı da biliyor olmalısınız.

“Almak” diyorsunuz. Kimden?

“Kontrol” diyorsunuz. Neyi?

“Disiplin” diyorsunuz. Hangi harcamaya?

Borçlanmayı mı artıracaksınız? Yerel bankalara daha fazla kamu riski mi yükleyeceksiniz? Türkiye’deki bankalara mı yöneleceksiniz? Türkiye’den daha fazla cari kaynak mı isteyeceksiniz? Vergileri mi artıracaksınız? Harcamaları mı kısacaksınız? Ek mesaiyi, geçici istihdamı, transferleri mi sınırlayacaksınız?

Buyurun, açıklayın.

Türkiye’deki bankalardan finansman bulmanız elbette mümkündür. Böyle bir seçenek yerel bankalar üzerindeki baskıyı geçici olarak azaltabilir. Fakat borç verenin adresi değişince borcun faizi, vadesi ve geri ödeme yükümlülüğü ortadan kalkmaz. Yapısal bütçe açığı da kendiliğinden kapanmaz. Borcu sürekli yeni borçla çevirmek, kaynağı yerel bankalardan Türkiye bankalarına taşıyınca sürdürülebilir hale gelmez.

Kamu maliyesini toparlamanın yolu yalnızca vatandaşa yeni fatura çıkarmaktan geçmiyor. Vergi tabanını genişletmek, kayıt dışılıkla dijital denetim üzerinden mücadele etmek, ek mesai ve personel planlamasını disipline etmek, merkezi satın alma ve harcama tavanları uygulamak, borç servis takvimini gelir ve nakit projeksiyonlarıyla birlikte yönetmek mümkündür. Yeni harcama kararlarını mali etki analizine, borçlanmayı orta vadeli sürdürülebilirlik hedeflerine bağlamak mümkündür.

Yani CTP açısından mesele “üç ay maaş ödeyebilir mi?” kadar sığ bir soruya sıkıştırılamaz. Asıl mesele, yangın çıktıkça borç bularak söndürmeye çalışan maliye anlayışından çıkıp, yangını önceden gören kurallı, veri temelli ve hesap verebilir bir yapıya geçmektir.

Tam da burada ekonomik tartışma siyasi ahlak meselesine dönüşüyor.

Bugünkü tablo sizin döneminizde oluştu. Borç sizin yönettiğiniz kamunun borcu. Açık sizin bütçenizin açığı. Bankacılık sisteminin kamuya taşıdığı riski siz biliyorsunuz. Seçimden sonra hangi zorunlulukların ortaya çıkabileceğini de biliyorsunuz.

Sonra halka yalnızca “CTP gelirse maaş ödeyemez” kısmını anlatıyorsunuz.

Peki siz kalırsanız?

İşte sustuğunuz yer burası.

Seçimden sonra almak zorunda kalacağınız tedbirleri bugün biliyor, bunları seçmenden saklıyor ve aynı tedbir ihtimalini muhalefeti korkuluk haline getirmek için kullanıyorsanız, mesele artık yalnızca siyasi taktik sayılamaz. Seçmenin kararını eksik bilgiyle vermesini göze alıyorsunuz.

Bunun siyasi sorumluluğu vardır.

Ahlaki yükü vardır.

Vicdani hesabı vardır.

Arıklı bugünün finansman modelini itiraf etti. Berova yarının tedbir ihtiyacını itiraf ediyor. İkisinin ortak noktası, faturayı kimin yarattığını konuşmak yerine faturanın korkusunu muhalefetin üzerine yıkmaya çalışmak.

Sayın Berova, CTP’nin üç ay sonrasını anlatmayı bırakın.

Kendi altı ay sonranızı anlatın.

Seçimi siz kazanırsanız ne yapacaksınız?

Bunu bilmiyorsanız Maliye Bakanı olarak durum vahim.

Biliyor ve seçimden önce halka söylemiyorsanız çok daha vahim.

Yorum bırakın