
Girne açıklarında yaşadığımız büyük felaket hepimizi derinden sarstı.
Kaybettiğimiz insanların acısı çok büyük. Yakınlarından haber bekleyen ailelerin yaşadıklarını kelimelerle anlatmak mümkün değil. Sahada büyük bir özveriyle çalışan insanların çabası ise hepimizin takdirini hak ediyor.
Böyle zamanlarda öncelik insandır. Acıyı paylaşmak, yaraları sarmak, gerçekleri ortaya çıkarmak gerekir.
Ama ardından kendimize daha zor bir soru sormamız gerekiyor:
Neden bu ülkede sürekli farklı alanlarda benzer sorunlarla karşılaşıyoruz?
Bir gün elektrik sistemini konuşuyoruz.
Başka bir gün yolları.
Sonra hastaneleri, okulları, belediyeleri, imar düzenini, çevreyi, kamu maliyesini, sosyal güvenliği, çalışma hayatını, tarımı, turizmi veya denetimsizliği…
Her olayın konusu farklı görünüyor. Her seferinde başka bir kurum, başka bir mevzuat, başka bir kriz karşımıza çıkıyor.
Fakat biraz geriye çekilip bütüne baktığımızda ortak bir sorun görüyoruz.
Tuz koktu.
Mesele artık tek tek kurumların veya tek tek hizmetlerin aksamasının ötesine geçti. Devletin çalışma biçimini yeniden düşünmek zorundayız.
Sorunlarımız birbirinden bağımsız değil
Bir kamu kurumundaki insan kaynağı sorunu yalnızca personel sorunu değildir.
Liyakatle ilişkilidir. Eğitimle ilişkilidir. Ücret politikasıyla ilişkilidir. Kamu maliyesiyle ilişkilidir. Dijitalleşmeyle ilişkilidir. Kurumlar arasındaki görev dağılımıyla ilişkilidir.
Denetim sorunu da yalnızca müfettiş sayısıyla çözülemez.
Doğru veri yoksa denetim zayıflar. Kurumlar arasında bilgi akışı yoksa risk görülemez. Görev ve yetkiler belirsizse sorumluluk dağılır. Mevzuat güncel değilse uygulama aksar. Teknik uzmanlık yoksa kâğıt üzerinde kusursuz görünen sistem sahada çalışmaz.
Kamu maliyesindeki sorunlar da ekonomiden ayrı düşünülemez. Üretmeyen bir ekonomi yeterli ve sürdürülebilir kamu geliri yaratamaz. Mali yapısı zayıf bir devlet altyapısına, eğitimine, sağlığına ve denetim kapasitesine gereken kaynağı ayıramaz. Kamunun aksaması da ekonominin önündeki engelleri büyütür.
Sorunlar birbirini besliyor.
Bu nedenle çözümleri de birbirinden kopuk olamaz.
Tek tek tamiratlarla yol alamayız
Uzun yıllardır sorun ortaya çıktıkça çözüm üretmeye çalışıyoruz.
Bir yerde kriz çıkıyor, oraya müdahale ediyoruz.
Bir kurum çalışmıyor, yapısını değiştiriyoruz.
Bir mevzuat yetersiz kalıyor, yasa değiştiriyoruz.
Bir altyapı çöküyor, yatırım yapıyoruz.
Bunların her biri gerekli olabilir. Fakat birbirinden kopuk yapıldığında ülkenin çalışma biçimini değiştirmiyor.
Bir yerde yaptığımız iyileştirme başka bir yerdeki yapısal sorun tarafından etkisizleştirilebiliyor.
Tam da bu nedenle artık tek tek sorunları tamir etmek yerine sistemi yeniden kurmamız gerekiyor.
Bu da kapsamlı ve bütünlüklü bir program gerektiriyor.
Devleti yeniden yapılandırmak
Burada kastettiğim daha büyük bir bürokrasi kurmak değil.
Daha iyi çalışan bir devlet kurmak.
Kimin hangi işten sorumlu olduğunun açık olduğu bir devlet.
Kamu görevlerine uygun uzmanlığın yerleştirildiği bir devlet.
Kurumlarının birbirleriyle konuştuğu ve veri paylaşabildiği bir devlet.
Riskleri ortaya çıktıktan sonra kayda geçirmekle yetinmeyip önceden görebilen bir devlet.
Denetim yapan ve denetim sonucunda tespit edilen eksiklik giderilinceye kadar süreci takip eden bir devlet.
Kaynaklarını siyasi veya idari alışkanlıklara göre değil, önceliklere ve ölçülebilir sonuçlara göre kullanan bir devlet.
Vatandaşın hangi hizmeti ne zaman ve hangi standartta alacağını bildiği bir devlet.
Kararlarının gerekçesini açıklayan ve sonuçlarının hesabını veren bir devlet.
Bunlar ayrı ayrı reform başlıkları olarak görülemez.
Bunların tamamı aynı devlet mimarisinin parçalarıdır.
Ekonomiyi de devletten ayrı düşünemeyiz
Aynı bütünlük ekonomi için de geçerlidir.
Kamu maliyesini düzeltmeden güçlü kamu hizmetleri kurmak zor.
Üretimi artırmadan kamu maliyesini kalıcı biçimde güçlendirmek zor.
Enerji maliyetlerini düşürmeden üretimin rekabet gücünü artırmak zor.
Eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağı kurmadan işletmelerin ihtiyaç duyduğu insan kaynağını yetiştirmek zor.
Kayıt dışılıkla mücadele etmeden adil rekabeti ve sürdürülebilir sosyal güvenliği sağlamak zor.
Dijitalleşmeden vergi uyumunu, denetimi ve kamu hizmetlerinin hızını geliştirmek zor.
Hepsi birbirine bağlı.
Bu nedenle yönetimde güven, ekonomik istikrar ve üretim kapasitesi de birbirini tamamlayan meselelerdir. Birindeki başarısızlık zaman içinde diğerlerini aşağı çeker; birindeki kalıcı iyileşme ise diğer alanları güçlendirebilir.
Bir programın anlamı tam da budur
Program denildiğinde çoğu zaman uzun bir vaatler listesi anlaşılıyor.
Oysa ülkenin bugün ihtiyacı olan şey bir vaat kataloğu değil.
Bir dönüşüm mimarisi.
Sorunu tarif eden, hedefi belirleyen, yapılacak işi tanımlayan, sorumlu kurumu gösteren, gerekiyorsa mevzuatı değiştiren, kaynağını planlayan, takvim koyan ve sonunda sonucu ölçen bir yönetim sistemi.
Bir reformun diğerini nasıl etkilediğini hesaba katan bir yaklaşım.
Kamu maliyesi politikasıyla sosyal politikayı, enerji politikasıyla üretimi, eğitimle istihdamı, dijitalleşmeyle denetimi, kurumsal reformla yatırım ortamını aynı bütünün parçaları olarak gören bir yaklaşım.
Çünkü sorunlarımız birbirine bağlıysa çözüm programımız da birbirine bağlı olmak zorunda.
Bu ülke bunu yapabilir
Girne açıklarında yaşadığımız felaketin bütün nedenlerini bugün bilmiyoruz. Bunları yetkili kurumların çalışmaları ortaya çıkaracak.
Bu nedenle bu acı üzerinden peşinen kişileri veya kurumları suçlamak doğru olmaz.
Ama yaşananların bize yeniden hatırlattığı çok daha büyük gerçeği görmezden gelemeyiz:
Devlet kapasitesi insan hayatına dokunur.
İyi çalışan kurum bazen bir belgenin daha hızlı verilmesini sağlar. Bazen yatırımın önünü açar. Bazen kamu kaynağının israfını engeller.
Bazen de hayat kurtarır.
Bu nedenle meselemiz yalnızca son yaşanan felaketin ardından ne yapılacağı değildir.
Meselemiz, çocuklarımıza nasıl bir devlet bırakacağımızdır.
Tuz koktuysa tuzu değiştirmek gerekir.
Devleti yeniden yapılandırmalıyız.
Bunu parça parça, krizden krize koşarak yapamayız.
Sorunlarımızın birbirleriyle bağını gören, çözümleri aynı hedefler etrafında birleştiren, neyin ne zaman ve kim tarafından yapılacağını ortaya koyan bütünlüklü bir programla yapabiliriz.
Ve belki bütün bu karanlığın içinde geleceğe dair en önemli umut da burada yatıyor:
Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Birlikte hareket eder, kurumlarımızı yeniden ayağa kaldırır ve kararlılıkla uygularsak bu ülkenin düzenini değiştirebiliriz.