Modelde Israr Değil Zeminde Israr

Son Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte Kıbrıs Türk siyasetinde yeni bir eşikten geçildi.

Bu eşik artık kişilere duyulan sempatiyle ya da refleks desteklerle açıklanabilecek bir eşik değil.

Siyasi partiler ve liderler belirli ölçütler üzerinden izlenen ve değerlendirilen aktörler hâline geldi.

Kıbrıs sorununa ilişkin yaklaşımlar iyi niyet beyanı olarak değil siyasal akıl ve gerçekçilik testi olarak okunuyor.

Değişim söylemleri ise artık vaat olarak değil uygulamaya dönüşme kapasitesi üzerinden tartılıyor.

Sistemin bizi geleceğe taşıyıp taşıyamayacağı sorunları erteleyerek değil deve kuşu gibi başını kuma gömmeden yapısal reformlarla yüzleşebilme cesaretiyle ölçülüyor.

Bu nedenle bugün siyasetçiler ne söylediklerinden çok hangi sorunlara temas ettikleri ve hangi sorularla yüzleştikleri üzerinden değerlendiriliyor.

Bu bağlamda Sıla Usar İncirli bir beklenti nesnesi olarak değil bu ölçütler ışığında yakından izlenen bir siyasal aktör olarak tartışılıyor.

Ben de herkes gibi bu süreci bu kriterlerle takip ediyorum.

İncirli’nin Ankara ziyaretinde gazetecilerle yaptığı söyleşi sırasında Kıbrıs sorununa dair söyledikleri bu yüzden dikkat çekti.

Bu dikkat sözlerin içeriğinden çok bu ifadelerin siyasette neyi mümkün kılıp neyi imkânsız hâle getirdiği sorusunda yoğunlaştı.

Ancak en az bu açıklamalar kadar açıklamaların kamuoyunda nasıl ele alındığı ve hangi çerçeveye oturtulduğu da dikkat çekiciydi.

Bu nedenle söylenenlerle birlikte söylenenlerin etrafında örülen yorumları da değerlendirme ihtiyacı hissettim.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde fırsat buldukça hep söylediğim gibi bize öğretilen şu ya da bu çözüm modeli değil karşılıklı kabul edilebilir çözüm perspektifiyle her daim barıştan yana tavır almayı siyaset hâline getirmektir.

İncirli federasyonu zehirli bir kelime olarak tarif etmedi.

Federasyon kelimesinin yıllar içinde başkaları tarafından bilinçli biçimde zehirlenmiş bir algıya dönüştürüldüğünü söyledi.

Ankara’daki söyleşide federasyonun ne olduğunu savunmaktan çok ne olmadığını anlatmayı tercih etti.

Federasyonun Kıbrıs Türk halkını azınlığa indirgeyen bir yapı olmadığını vurguladı.

Federasyonun siyasi eşitliği muğlaklaştıran bir formül olmadığının altını çizdi.

Federasyonun güvenliği belirsiz bir iyi niyet paketi olmadığını açıkça ifade etti.

Bu yaklaşım bir geri çekilme değil kavramın üzerine yapışmış yanlış anlamları ayıklama çabasıydı.

“Federasyon kelimesini unutun” ifadesi vazgeçişten çok tartışmayı kelime fetişizminden çıkarma çağrısıydı.

Çünkü çözüm bir kelimenin savunulmasında değil o kelimenin temsil ettiği ilkelerin karşılıklı kabul edilebilir hâle gelmesindedir.

Bu tartışmanın bir boyutu da Tufan Erhürman ve CTP’ye yöneltilen ve iki devletli çözümü neredeyse tek akılcı ve kaçınılmaz çıkış yolu gibi sunan eleştirel dildir.

Bu yaklaşımda iki devletli çözüm seçeneklerden biri olmaktan çıkarılıp itiraz edilmesi irrasyonel bir zorunluluk gibi sunuluyor.

Federasyon ise yalnızca başarısız bir müzakere modeli değil siyasal romantizmle özdeşleştirilen bir yanılsama olarak resmediliyor.

Bu dil tartışmayı derinleştirmiyor, daraltıyor.

Çünkü bir çözüm modelini tek “gerçekçi yol” ilan etmek diğer tüm siyasal arayışları baştan hükümsüz kılar.

Bu da kelime fetişizmine itiraz ederken model fetişizmi üretmekten başka bir sonuç doğurmaz.

Oysa mesele ne federasyon kelimesidir ne de iki devlet formülüdür.

Mesele Kıbrıslı Türklerin karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm için siyasal irade üretebilme kapasitesidir.

Federasyon da iki devlet de bu adada yıllarca tartışıldı.

Bazen umut oldular, bazen savunma hattına dönüştüler, bazen de Kıbrıslı Rum liderliğinin duvarına çarpıp geri döndüler.

Ama tek başlarına çözüm olmadılar.

Çünkü çözüm bir modelin adında değil o modeli mümkün kılacak zemindedir.

Bugün federasyon kelimesi toplumda eskisi gibi yankı bulmuyorsa bunun nedeni kelimenin tarihsel içeriği değil.

Bunun nedeni sonuç üretmeyen masaların yarattığı toplumsal yorgunluktur.

Bu bir teslimiyet değil bir tespittir.

Aynı şekilde iki devlet söyleminin güçlenmesi de ideolojik bir sıçrama değildir.

Bu uzun süre dışlandığını hisseden bir toplumun kendini koruma refleksidir.

Ama bu refleks de karşılıklı kabul üretmediği sürece kalıcı bir çözüm yaratmaz.

Karşılıklı kabul yoksa en net egemenlik iddiası bile uluslararası sistemde duvara çarpar.

Bugün tartışma iki uç arasında sıkışmıştır.

Bir uçta kelimelerden geri adım atmayı siyasal iradeden vazgeçmek olarak görenler vardır.

Diğer uçta kelimelere tutunmayı gerçeklikten kopmak olarak değerlendirenler durmaktadır.

Her iki yaklaşım da kendi içinde tutarlı görünür.

Ama her ikisi de aynı noktada eksik kalır.

Çünkü çözüm kelimeleri savunmakta da kelimelerden kaçmakta da değildir.

Çözüm Kıbrıslı Rumların da “bununla yaşayabilirim” diyebileceği bir siyasal zemini inşa edebilmektedir.

Kıbrıslı Türklerin temel sorunu hangi kelimenin kullanılacağı değildir.

Temel sorun hangi hedefin hangi araçlarla ve hangi bölgesel–uluslararası denklem içinde ilerletileceğinin netleştirilememesidir.

Adını koyamadığınız hedef savunulamaz.

Ama mutlak biçimde reddedilen bir hedef de siyaseten işlemez.

Bu yüzden bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir model tartışması değildir.

İhtiyaç duyulan şey karşılıklı kabul edilebilir çözüm perspektifini siyasetin merkezine yerleştirmektir.

Bu federasyondan vazgeçmek değildir.

Bu iki devleti yok saymak da değildir.

Bu her iki yaklaşımı da amaç değil araç olarak yeniden konumlandırmaktır.

Karşılıklı kabul edilebilir çözüm Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini ve güvenliğini korurken Kıbrıslı Rumları mutlak biçimde dışlamayan bir denge arayışıdır.

Aynı zamanda uluslararası sistemle tüm bağları koparan bir körlük de değildir.

Bugün söylenmeye çalışılan tam olarak budur.

Kelimeleri değil zemini tartışmak.

Sloganları değil sonuç ihtimalini konuşmak.

Bu ülkenin ihtiyacı kelime savaşları değildir.

Bu ülkenin ihtiyacı ortak akıl ve siyasal cesarettir.

Çünkü bu adada çözüm bir gün bir kelime kazandığı için gelmeyecek.

Çözüm her iki tarafın da “bununla yaşayabilirim” dediği bir denge kurulduğunda gelecek.

Ve siyaset ancak bunu mümkün kılabildiği ölçüde anlamlıdır.