UBP-DP hükümetinin yeni kurulacak hükümete ve halkımıza yeni yıl hediyeleri

hali20 aylık UBP-DP hükümetinin yeni kurulacak hükümete ve halkımıza yeni yıl hediyelerinin bazıları şöyle:

1. Kuraklık ödemeleri. 2016’da 66 milyon TL kuraklık ödemesi gerçekleştirildi. Bu ödemeyi gerçekleştirmek için Genel Tarım Sigortası Fonu batırıldı. Maliye Bakanlığı fona yasadışı aktarılan kaynağın geri dönüşü için her ay gümrüklerde toplanan fona ait gelirlere el koyuyor. Fonun 2017 bütçesi bu nedenle Cumhuriyet Meclisi’nden geçirilemedi yani kurum 2017 yılını bütçesiz tamamladı. 2018 yılında yeni hükümetin hem bu enkazı kaldırmak hem de olası kuraklık ödemeleri için çare bulmak gibi çok zor bir görevle karşı karşıya olacağı görülüyor.

2. Yeni Erenköy Belediyesi çalışanlarının 4 maaş geriliği. Yeni hükümet belediyeye 2017’de ödenmeyen maaşlar için 2018 devlet katkısından avans kullandırmak zorunda kalacak. UBP-DP hükümeti tarafından Aralık 2016 itibariyle tamamlanması taahhüt edilen yerel yönetimler reformunun 2018’de tamamlanmaması halinde Haziran ayında seçilecek yeni belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri çözümü olmayan bir enkaz devralmış olacak.

3. Taşımacılık ödemeleri. 2017 yılında oluşan ilave 12,7 milyon TL’lik ödeme taahhüdü yerine getirilemedi. Yeni hükümeti 2018 yılında hem eski 13 milyon TL’ye varan borçları kapatmak hem de yapısal düzenlemelerle durumu iyileştirmek yerine yeni güzergâhlarla durumu daha da içinden çıkılamaz hale sokan UBP-DP’nin yarattığı enkazı toparlayıcı adımlar atmak gibi sıkıntılı görevler bekleyecek.

4. Kontrolsüz artan cari harcamalar. % 10’un altında yıllık enflasyon ortamında görevi devralan UBP-DP, seçim ekonomisi uygulayacak diye görevi % 16’nın üzerinde enflasyonla devrediyor. Yeni yılla birlikte yeni hükümetin hem enflasyonla mücadele kapsamında bazı gelirlerinden geçici bir süreliğine feragat etme hem de 20 ayda oluşan yüksek enflasyon nedeniyle artan kamu giderlerini karşılama zorunluluğu olacak.

5. Ek mesailer. Yeni hükümet hem 2017’den kalan 3 aylık ödemeleri tamamlamak hem de UBP-DP döneminde hiçbir tedbir alınmadığı için iyiden rayından çıkan ek mesai harcamalarını zapturapt altına alabilmek adına elini taşın altına koymak mecburiyetinde olacak.

6. Akaryakıt fiyatları. Yine seçim ekonomisi kapsamında akaryakıt fiyatlarına son 4 ayda yansıtılmayan % 20’nin üzerindeki farklılaşmalar nedeniyle 2017’deki kayıp 100 milyon TL civarında. 2018’de yeni hükümet kamu gelirlerinde ilave 250-300 milyon TL’lik kaybı nasıl telafi edeceğinin formülünü bulmak zorunda kalacak.

7. Sosyal sigortalar. 2016 ve 2017’de hiçbir yapısal düzenlemeye gitmeden afla seçime dönük perde önünde övünülecek bir durum yaratmaya çalıştılar. “Borçlanmadan maaşları ödedik, sosyal sigortaları kurtardık” dediler. 2018’de halının altına süpürülen toz toprak kaçınılmaz olarak ortaya saçılacak. Yeni hükümetin sosyal sigortaları batmaktan kurtarmak için tedbir alması gerekecek.

8. İç borç stoku. 20 aylık dönemde mali tabloyu iyileştirmekle övünen, bütçenin 500 milyon TL fazla verdiğini dahi söyleyecek kadar kendinden geçen ve bu gibi açıklamalarla adeta maliye yönetimimiz tarihinde yalanın kitabını yazmış olan UBP ve DP, bütçede yer almasına rağmen hiç iç borç faiz ödemesi gerçekleştirmeyerek 2018’de 7 milyar TL’yi aşacak bir iç borç stokunun nasıl döndürüleceği konusunda yeni hükümete büyük bir görev bırakıyor.

9. Sağlıkta artan cari harcamalar. Sağlıkta cari harcamaları artırmak dışında hiçbir reforma gidemeyen UBP ve DP, yeni hükümeti, daha da zorlaşan koşullarda sağlıkta yapısal dönüşümü gerçekleştirme zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmış oluyor.

10. Elektrik. Seçim ekonomisi gereği tarifeleri gereğince düzenlemeyen UBP ve DP bir kez daha 2013 öncesinde yaptığı gibi KIBTEK’i zararına üretim yapar pozisyona hapsetti. Yapısal düzenlemelere ilişkin bir arpa boyu yol kat edemeyen, Enerji Dairesinin kurulmasını dahi sağlayamayan UBP-DP’nin yarattığı enkazı toparlamak için yeni hükümeti eşzamanlı olarak hem yapısal düzenlemeleri hem de KIBTEK’in zararına üretim yapma durumunu ortadan kaldıracak çalışmaları yürütmek gibi zor bir görev bekliyor.

11. Su. Türkiye ile imzalanan anlaşmayı ihlal eden, bir yılda tamamlanması öngörülen geçiş dönemini uzatan UBP-DP, arkalarında fahiş su fiyatlarını bırakıp görevi devrediyor. 2018 yılında yeni hükümetin maliyetleri düşürecek şekilde kaldığı yerden altyapı yatırımlarının başlamasını da sağlamak üzere Türkiye ile imzalanan anlaşma çerçevesinde su alanında ciddi adımlar atması gerekiyor.

12. Türkiye ile imzalanan protokoldeki taahhütler. 20 aylık sürede 30 reform eyleminden hiçbirisini tamamlayamayan UBP ve DP, Türkiye ile ilişkilerde itibarı yerlerde sürünen bir KKTC idaresi devredecek. Yeni hükümetin 2016-2018 dönemi için öngörülen reformları ve altyapı yatırımlarını 2018 yılı içerisinde azami ölçüde hayata geçirmek ve mümkün olduğunca reform destek ödeneği ile altyapı yatırım projeleri kapsamında taahhüt edilen desteklerin realizasyonunu sağlamak gibi bir zorunluluğu var.

Bunlar ilk anda akla gelenler. Bakalım enkazın altında daha neler neler var…

Bir de utanmadan çıkıp her şeyin rakamlarla ortada olduğundan, çeşitli çevrelere ne kadar çok ödeme gerçekleştirdiklerinden, herkesin hükümetten memnun olduğundan, yaptıklarının yapacaklarının garantisi olduğundan bahsediyorlar.

Demokrasi tarihimiz boyunca sanırım hiçbir hükümet sırf seçim meydanında “şu çevrelere bilmem ne kadar ödeme gerçekleştirdik” diyebilmek için sisteme bu denli zarar verip de her şeyi yüzüne gözüne bulaştırmamış, zaten çökme noktasında olan sistemimizde bu denli büyük yaralar açmamıştır.

Yaratılan bu enkaz rakamlarla açıklanamayacak kadar büyüktür.

Üstüne üstlük Türk Lirasının son bir yılda % 35’e varan değer kaybıyla birlikte düşünüldüğünde, geniş halk yığınlarının cebindeki paranın pula dönüştüğü koşullarda sadece eşel mobil ile kamu çalışanlarını hayat pahalılığı karşısında ezdirmemek yeterli olmayacak, örneğin asgari ücretlilerin de alım gücünü artırabilmek adına çok somut girişimlerde bulunulması gerekecek. Bu girişimlerin başta esnaf olmak üzere işverenleri batırmayacak girişimler olmasına da özen gösterilmesi gerekecek.

Tüm bunlar, yeni hükümet açısından göreve gelir gelmez yapısal düzenlemelerle temel kamu hizmetlerinde ve reel sektörde maliyetleri düşürmeye ve kaliteyi artırmaya dönük seferberlik ilan edilmesi ve çok yoğun çalışılması zorunluluğunu ortaya çıkarıyor.

2018, halının altına süpürülen tüm sorunların ortalığa saçılacağı, yeni hükümetin bütçeyi son sürat meclisten geçirmek gibi bir ödevi de içerecek 1-2 aylık icraat döneminin ardından 2 aylık bir süre için seçim yasakları nedeniyle elinin kolunun bağlanacağı, mucizeler beklenmemesi gereken bir yıl olacak.

Seçime bir hafta kala ve yeni yılı karşılayacağımız bu özel gün içerisinde böylesi karamsar bir tablo çizmek istemezdim ancak karşı karşıya olduğumuz durumu görmek, bilmek, paylaşmak ve sistemi adeta çökertmek pahasına attığı adımlarla marifetmiş gibi övünmeye çalışan, kendini alemin akıllısı zanneden UBP-DP hükümetinin yarattığı yıkımı göremeyenler varsa görmelerine yardımcı olmak gerekiyor.

Kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar yapabilecek, halkın güven duyacağı, ciddi, samimi ve sorunları halının altına süpürmeyecek bir hükümetle ve tabi ki Türkiye Cumhuriyeti’nin bu cendereden çıkmamız için karşılıklı taahhütler çerçevesinde bize sağlayacağı desteklerle, bu enkazı kaldırıp yerine üretime dayalı yeni bir ekonomi inşa edebiliriz. Kimse endişeye kapılmasın; çalışır yaparız!

Türkiye ile imzalanan protokollerin önemi

Çiğdem Aydın sordu, toplumda ‘maaşlar taksitle ödendi’ şeklinde algılanan süreci anlattım…

Soru: Demokrat Parti’nin reklamı. Şubat maaşı iki taksitte… Yıl 2016, aylardan Şubat falan diye böyle bir özet geçmiş. O günün gazetelerini de toplayarak yansıtmış. “Taksitle değil peşin maaş” diye reklamları var. Bununla ilgili elbette ki cevap hakkı doğar.

Birikim Özgür: Tabi ki önemli bir hadisedir. 2016 yılında Mart ayı başında Şubat maaşlarının küçük bir kısmının iki gün sonra ödenmiş olması taksitle maaş ödendiği şeklinde algılandı toplumda ve doğal olarak bugüne kadar da konu geldi. Bu daha da konuşulacak çünkü kamunun mükellefiyetlerini günü gününe yerine getirebilmesi esastır. Bu siyaseten ciddi bir konudur. Devletin devamlılığı noktasında dikkat edilmesi gereken bir meseledir.

Biliyorsunuz, 1974 sonrasında Kıbrıslı Türklerin oluşturduğu sistemin mali açıdan çok ciddi sıkıntıları var. Özellikle iç borç noktasında çok büyük bir problemle karşı karşıyayız. Bütçenin üzerinde bir iç borcumuz var. Maliye açısından başarı eşiği, iç borç faiz ödemelerinin başlatılabilmesidir. Bununla ilgili Türkiye Cumhuriyeti’nin çok ciddi bir desteği söz konusudur. Bu destek belli bir politika çerçevesine oturtulmuştur:

Zaman içerisinde bütçe açığına katkının azaltılması ve artan düzeyde reformlara bağlı olarak Türkiye’nin bize birtakım destekleri sunması söz konusu olmuştur.

Bu politikayı ben sonuna kadar savunan birisiyim.

Türkiye’nin bize karşılıksız kaynak vermesine karşıyım çünkü belki geçmişte Kıbrıslı Türkleri üretimden de koparan süreçte Türkiye ile buradaki iktidar arasındaki yanlış ilişkiler neticesinde bir bozuk düzen oluştu ama şöyle veya böyle bugün de Türkiye’nin doğru yaklaşımları ve desteğiyle biz sistemimizi sürdürülebilir kılacağız. Bu açıdan reformların koşullu bir yaklaşımla desteklenmesi önemlidir. Bizim kendimize çekidüzen verebilmemiz için bu bir gerekliliktir.

Bizim iktidar dönemimizde mali disiplinle ilgili sıfır hatayla bir icraat dönemi yaşandı.

Buna bağlı olarak bir eşik kabul edilen yerel gelirlerle cari harcamaların karşılanabileceği noktaya gelindi. Yereldeki birtakım eksiklikler veya yanlış maliye politikaları nedeniyle yani örneğin kaynakların çarçur edilmesi, kaynakların popülizm manasında daha fazla belli kesimlere maaş ödenmesi şeklinde harcanması sonucunda bu bahsettiğimiz, tarihe de mal olmuş tecrübe yaşanmadı.

Bu tecrübe, 2015 yılı içerisinde; ki Ekim sonu itibariyle biliyorsunuz biz çok kısa bir süreliğine bakanlık görevini üstlendik (ben, Erkut bey ve Asım bey) ve o gün hatırlıyorum bana bu görevi tevdi eden parti genel başkanımıza dedim ki “Bir oyun değişikliğine ihtiyaç var. Bu kapsamda mı değerlendiriliyor benim bu görevi üstlenmem?”. Çünkü ben görüyorum. O tarih itibariyle reform destek ödeneğinde 191 milyon TL var. Ekim sonundayız yani Kasım ayına giriyoruz, Aralık ayında 13. maaş ödenecek, böyle bir kaynak yok! Çünkü Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi başkanıydım, bire bir hem Zeren beyle hem de Hasan beyle çalışıyorduk, durumu yakından izliyorduk.

“Bir oyun değişikliğine mi gideceğiz? Yani ben bir oyun değişikliğinin sürükleyicisi mi olacağım, bu anlamda, CTP reformları uygulayacak mı? Eğer uygulamayacaksa, birlikte duvara vuralım, problem yok benim için. Ben özveriye her zaman hazır bir insanım ama bilin ki oyuna ben girersem ben bu oyunu değiştirmek zorundayım aksi takdirde bu iş duvara vurur”.

Bu konuşma gerçekleşti ve nitekim hemen su konusuna el attık. Çünkü reformlar denildiği zaman o süreçte su meselesi akla geliyordu. Yönetime DSİ ortak olacaktı taslak anlaşmada. İhalenin nerede açılacağı belli değildi. Müzakere ettik muhataplarımızla. Yönetimi Lefkoşa’ya aldık, ihaleyi Lefkoşa’ya aldık ama siyasi başka bir süreç neticesinde maalesef o reform destek ödeneğindeki kaynağa ulaşmamız gecikti çünkü su anlaşması Mart ayında imzalanabildi.

Akabinde, protokol meselesi gündeme geldi.

Bakınız, 2017 yılında 1,8 milyar TL var bütçede bu imzalanan protokol kapsamında Türkiye’nin sunduğu hibe ve krediler, bütçenin beşte ikisi oranında… Çok yüksek bir miktar…

Esasta biz yerel gelirlerle cari harcamaları karşılayabilecek düzeye geldik çok büyük oranda ama bunun içinde ne var? Savunma var. Savunma bize Türkiye’nin sunduğu bir hibe desteğidir ve tarih boyunca savunma giderlerini KKTC hiç karşılamamıştı. Biz üç ay boyunca yerel gelirlerle o düzelttiğimiz mali yapı sayesinde savunma giderlerini de ödedik. Bunda da hiçbir problem yaşamadık. Ama protokolün imzalanması Mart ayını da geçince artık orada savunma giderleri için harcanan kaynak çok düşük bir miktar dahi olsa maaşları öderken 1-2 günlük bir açığımızın oluşmasına sebebiyet verdi.

Bu yaşanan tecrübe, bundan ibarettir.

Çıkarılması gereken dersler çok önemlidir…

Bu süreçte belirli kesimlere bir propaganda malzemesi çıkmış olabilir ama bu süreç çerçevesinde CTP’nin yaptığı doğrular, mali disiplin, popülizm yapmama, bu noktalarda bir ders çıkarıldı mı UBP ve DP tarafından?

Bakıyorum ben, hayır çıkarılmadı.

UBP-DP hükümeti kuruldu, ilk icraatları Sayıştay Başkanı ve üyelerinin maaşlarını artırmak oldu.

2016’da çeşitli çevrelere maaş artırmak suretiyle bir oy devşirme yaklaşımı içerisine girildi ve tarihte ilk kez 2016 yılında bütçe açığına destek Türkiye tarafından KKTC’ye sunulmadı. 200 milyon TL’lik kalemin tarihte ilk kez 80 milyon TL’si kesilmiş oldu. Akabinde 2017 yılında da biliyorsunuz gündemde olan bir sürü popülist yasal düzenleme var tartışılan kamuoyunda. Bunlar, bizim doğru yaptıklarımızdan gerekli dersleri çıkarmamışlar…

Protokole ilişkin olarak ise su meselesi nedeniyle protokolün imzalanması gecikti ve elbette gecikmemeliydi. Ama orada yapmaya çalıştığımız şey belli konularda istişare etmek ve Kıbrıs Türk halkının da sahipleneceği bir reform paketine dönüştürmekti o protokolü.

O karmaşayı fırsat bildiler, bizi UBP arkamızdan bıçakladı, hükümeti bozdu, gitti bir azınlık hükümeti kurdu, protokolü imzaladı, 20 ay boyunca 30 tane reform eyleminden hiçbirini hayata geçirmedi. Böyle bir ikiyüzlülük söz konusu oldu. UBP ve DP bu anlamda Türkiye’yi Kıbrıslı Türklere karşı kışkırttı. Bir nevi, Türkiye’yi kandırdılar.

Biz ise kandırmadık. “Elektrikle ilgili, dağıtımın işletme devri konusunda sıkıntımız var” dedik. “Bunu istişare etmek, tartışmak lazım” dedik.

UBP ve DP geldi hemen imzaladı. Türkiye’den teknik heyet geçtiğimiz ay buradaydı, konunun muhatabı bürokratlar “elektrikte dağıtımın işletme devriyle ilgili hiçbir şey yapmadık, yapmayacağız da” dedi Türkiye tarafına.

Siz hükümet bozdunuz bunun için!

Bu nasıl bir çirkinlik, nasıl bir ikiyüzlülüktür?

Günün sonunda Kıbrıslı Türkler iki yıl kaybetmiş oldu. Kayıp o anlamda Kıbrıslı Türklerin kaybıdır.

İkiyüzlülüğün, bu gibi basit siyasi oyunlardan medet ummanın neticesinde reformlar da gecikti, mali disiplin de bozuldu 20 ayda ve şimdi seçim ortamında bu maaş konusu bir sembol olduğu için çok doğal olarak siyaseten kullanılmaya çalışılıyor.

Ama bu halk herhalde kimin kendi kaynaklarını yani halkın kaynaklarını etkin ve verimli kullanmaya dönük bir politika yürüttüğünü, kimin popülizme, kaynakları dağıtma anlayışına dayalı bir siyaset yürüttüğünü de çok iyi biliyor, görüyor.

Bundan dolayı bizi eleştirenlere hiç kızmıyorum çünkü doğrudur, protokolün imzalanması ve o protokol kapsamında Kıbrıslı Türklere sunulan kaynakların da kullanılabilmesi şarttır.

Nitekim biz geçtiğimiz hafta içerisinde önümüzdeki dönem için Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Programımızı açıkladık, orada öngördüğümüz özgün, yaratıcı, sosyal yönü ağır basan projelerin veya ekonomiyi tabana yayacak projelerin nasıl finanse edileceği sorusuna da çok somut bir yanıt verdik.

Dedik ki yerel bütçenin % 20’sini teşkil eden cari transferleri doğru, etkin, verimli kullanacağız.

Reform destek ödeneğinde 540 milyon TL vardı 2017 yılında, protokol uygulanmadığı için sıfır TL’si kullanıldı bunun.

Bu halkın 540 milyon TL’sini çaldılar, övünüyorlar maaş ödedik diye…

Geleceği çaldınız siz!

Biz ise maaşın küçük bir kısmını iki gün sonra ödedik. Üstelik ben o gün özür de diledim. Parmağımızın arkasına da saklanmıyoruz.

Baktığımız zaman altyapı yatırımları için ayrılan kaynağın ki 513 milyon TL de odur, onun da sadece % 30’u kullanılabilmiş.

Önümüzdeki yıl, 2018’de, 3 yıllık programın son yılı olacağı için reform destek ödeneğinde 960 milyon TL olacak, altyapı yatırımları için de neredeyse buna yakın bir kaynak Türkiye tarafından Kıbrıslı Türklere sunulacak.

1,5 milyar TL’ye yakın bir kaynak…

Biz işte “kendi özgün projelerimizi, Türkiye’nin koşullu olarak sunduğu ve programın uygulanması halinde hazinemize girecek olan ilave kaynakları kullanarak hayata geçireceğiz” diyoruz.

Dolayısı artık bu aşamada iş iyi yönetime bakar.

Siz eş zamanlı olarak bir taraftan sistemin yapısal sorunlarını çözmeye dönük gerekli adımları Başbakanlığın koordinasyonuyla bütün bakanlıklar birlikte hayata geçirirseniz, bunun karşılığında Türkiye’nin ödül olarak sunduğu kaynağı hazineye alabilirseniz, buna paralel olarak gelirlerin tabana yayılmasını sağlamak, üretim odaklı bir ekonominin yeşermesini sağlayabilmek adına öngördüğümüz örneğin üretici birlikleri, kooperatifler, kümeleşme ve benzeri noktalarda üreticinin yanında olabilmek, cari destek dahil olmak üzere, depolama sıkıntısı mı var, bu noktada devletin devreye girmesi, dağıtımında sıkıntı mı var, ürettiler bir araya gelip, dağıtamıyorlar, devlet orada üreticinin yanında olmalı. Yönetim noktasında zafiyeti mi var örneğin kooperatiflerin veya bu üretici birliklerinin? Devlet oradan elde edeceği geliri doğrudan üreticiye aktaracak şekilde ama kurumsal kapasite oluşturma ve üretimi yaygınlaştırma noktasında gerekli hamleleri yapabilmek adına bu kaynakları kullanmak gibi bir öngörümüz vardır.

Biz dersimizi aldık…

Protokolün imzalanmamasının bu ülkeyi yönetememek anlamına geleceğini acı bir tecrübeyle yaşamış olduk…

Bunun da ötesinde 20 aylık süreci gözlemleme fırsatı da oldu CTP’li arkadaşlarımızın, hepimizin.

Ne oldu o 20 ayda?

Mahvoldu ülke…

Bırakınız geleceği çalmayı, bugüne ilişkin de halkımızın ülke idaresine, yönetimine hiçbir inancı, gümanı kalmadı. Çünkü yolsuzluklar, rüşvetler, arazi dağıtmalar, hukuksuzluklar, yapılan her işin mahkemelerden dönmesi… Tam bir rezil dönem yaşandı bu anlamda. Halkla hükümet tamamen birbirinden koptu ve insanlar siyasetten soğudu, “eksik olsun böyle siyaset” dediler…

“Şurasını beğenmedik protokolün” deyip de imzalamamanın neticesinde bu 20 aylık süreci toplum yaşamış oldu.

Şimdi biz bu 20 aylık süreci bir daha yaşatır mıyız bu halka?

Bu önemli bir derstir diye ben düşünüyorum…

Bu ders kapsamında da işten bakınız, kaynaklara ulaşma noktasında, 2015’te ben reform destek ödeneğindeki 191 milyon TL’ye ulaşabilmek için ağlıyordum.

Yalvarıyordum…

Anlaşılmıyordu…

Bir duvar vardı…

Şimdi CTP Genel Başkanı çıkıp diyor ki “reform destek ödeneğindeki kaynağa erişip halkımız için güzel işler yapacağız”…

Gene ağladım…

İzlerken genel başkanımı gene ağladım…

2015’te anlaşılmadığım için ağlıyordum, 2017 sonunda genel başkanımın o doğru rayı partim adına çok net bir biçimde ifade ediyor oluşu nedeniyle ağlıyordum.

2 yılda biz gerekli dersi aldık, şimdi ülkeyi iyi yöneteceğiz…

Çiğdem Aydın: CTP’yi bu konuda tebrik etmek lazım. Şu ifadeleriniz çok hoşuma gitti. Tecrübe edinmiş olmak, özür ve ders almak. Bunlar çok önemli şeyler. Sıradan insanlar için de önemli…  

“CTP de iktidarda oldu, neden yapmadı?”

Konuşma Zamanı programında Hakan Yıldırım’ın “Değişim vurgusu yapıyorsunuz. ‘CTP de iktidarda oldu, neden yapmadı?’ yorumu veya eleştirisi var. Katılır mısınız?” şeklindeki sorusunu şöyle yanıtlamaya çalıştım:

Bir defa değişim, toplumsal bir süreçtir. Hiçbir parti tek başına, üst düzey kadrolarıyla, halktan da kopuk bir şekilde değişim süreçlerini hayata geçiremez. Bu kolektif, katılımcı bir süreç olmalıdır. Bilinç de zamanla yayılır toplumlara.

Çok yeni kurulmuş bir devlete sahibiz. Kaldı ki bir de Kıbrıs sorunu çözüldüydü, çözülmediydi derken kendi sistemini geliştirmeye de yeterince odaklanmamış bir halkız.

Türkiye ile ilişkiler de bunun bir boyutu olarak kabul edilebilir.

“Nasıl olsa Türkiye yanımızdadır” denilerek nemelazımcı bir anlayış, “sistemi güçlendirmeye dönük ödevler varsa bunların icabına Türkiye bakar” gibi tembelci bir anlayış da bu ülkede bir risk unsuru olarak hep var oldu.

Şunu rahatlıkla ifade edebilirim:

Biz çalıp çırpmadık. Alnımız açık.  Hiçbir biçimde hiç kimse bizim görevimizi suiistimal ettiğimizi, bakanlarımızın adının herhangi bir şaibeye karıştığını iddia edemez. İyi niyetle çalıştık. Kamunun mali yapısını koruduk.

Özeleştiri olarak çok net ifade etmekte yarar görüyorum:

Ekonomiyi, reel sektörü büyüterek, kamunun da etkin ve verimli çalışmasını öngörecek şekilde, yeni bir düzene geçiş anlamında atılması gereken adımlar noktasında bizim bir handikabımız vardı.

Ne idi bu?

Bilhassa telefon, limanlar ve benzeri alanlarda çok ciddi yatırımlara ihtiyaç var. Kapasiteyi artırabilmek, maliyetleri düşürmek, hizmet kalitesini yükseltebilmek adına KKTC kamusunun finansman yeterliliği çok düşük düzeylerde, sıfır düzeyinde yeni yatırımlar bakımından. Dolayısı ile orada bir eşik vardı. Kamu-özel işbirliği meselesini bir defa temize havale etmeniz gerekiyor bu alanlarda proaktif, hızlı bir şekilde reformları hayata geçirebilmek için. İşin doğrusu, bu konularda biraz kafa karışıklığımız oldu geçtiğimiz dönemde ve elimizi yavaş alıştırdık. Ülkeyi iyi yönettik, günübirlik anlamda bir suiistimalimiz, bir hatamız olmadı ama geleceği inşa etme noktasında şu sorgulandı:

“CTP’nin acaba ideolojik takıntıları mı var? CTP bu ülkede iktidar olamıyor mu?”

Su konusuna da bu yansıdı, hatırlayacaksınız belki. Su anlaşmasını da imzalamıştık o tartışmaların neticesinde.

Günün sonunda kamunun finansman yeterliliğinin olmadığı noktalarda özel sektörle işbirliği politikasını bu seçim itibariyle CTP temize havale etti. Bu gibi konularda herhangi bir takıntı kesinlikle söz konusu değil. Çok hızlı hareket edeceğiz.

Kamu menfaatini koruyabilmenin bir gereği olarak da bu politikayı oldukça somutlaştırdık. Çünkü biz sahnede değilsek, hırsızlara, arsızlara kalıyor bu işler. Bir sürü ihale yapılması gerekiyor. Bakınız, banka hesapları, sosyal medyada. Bu süreçlerin şeffaf, güvenilir bir şekilde hayat bulması, özel sektörün başımıza çıkmaması önemli. Biz bir iş vereceğiz özel sektöre, biz yöneteceğiz. İşletme anlamında özel sektör görevini yapacak, biz devlet olarak sektörleri yöneteceğiz, düzenleyeceğiz, denetleyeceğiz. Fiyat belirleme noktasında gerekli düzenlemeleri hayata geçireceğiz; özellikle tekel olması öngörülen noktalarda piyasaya bırakmayacağız örneğin fiyat belirleme işini.

Biz meydanı boş bırakamayız. Bunu gördük, yaşadık. 20 aylık UBP-DP hükümeti tecrübesi de bize bu anlamda bir ders oldu. Şimdi önümüze bakacağız. Yapılması gereken işleri çok hızlı bir şekilde hayata geçireceğiz.

2018 yılında reform destek ödeneğindeki miktar 960 milyon TL olacak. Bütçenin beşte biri kadar büyük bir meblağ. O kaynağa da eriştiği zaman Kıbrıs Türk halkı, bizim sol değerlere sahip bir parti olarak sosyal alanlarda öngördüğümüz ciddi projeleri finanse etmek için de müthiş bir kaynağa erişmiş olacağız. Bütün sektörlere ilişkin yapılması gereken işleri finanse edecek kaynağı da orada görüyoruz.

Örneğin kooperatifçiliği biz yaygınlaştırmak istiyoruz. Üreticiler bir araya gelsin. Dağıtımla ilgili mesela ürettiler, dağıtamıyorlar. Ne lazım? Devlet yanlarında olsun. Soğuk hava deposu, depolama alanlarına mı ihtiyaçları var? Bir araya gelsinler, biz o kaynağı ayırıp, onlara o soğuk hava deposunu, balıkçılara örneğin, hemen destekleriz. Bu gibi işletmelerde, kurulacak birliklerin yönetimi çok önemli. Yönetim zafiyeti mi var? Biz cari destekle çok iyi yönetimlere kavuşmalarını sağlayabiliriz kooperatif tipi yapılanmaların. Bu sefer ne olur? Üretim artar, gelir artar, tabana yayılır turizmden ve yükseköğrenimden elde ettiğimiz gelirler…

Ekonomi büyüyor. % 4’ün üzerindeydi bizim dönemde. % 4’ün altına düşmüş olmakla birlikte hala artıda, eksiye düşmedi ama halk da fakirleşiyor. Ekonomi büyüyor, halk fakirleşiyor. Niye? Çünkü yayılmıyor tabana. Yayılması için de üretenin yanında duran bir devlete ihtiyaç var. Bu da kaynak gerektiriyor. Bu kaynak nerede? Türkiye ile sinerji oluşturmakta! Türkiye’yi stratejik ortak görmekte! Türkiye’nin bize sunduğu hibe ve kredileri etkin ve verimli kullanmakta!

Biz bu iddiayla, bu seçim sürecinde halkımızdan yetki istiyoruz.

Bize yetki verin, lafazanlığı artık bir tarafa bırakıp iş üretelim, hizmet üretelim ve üreten bir toplum olarak kültürel anlamda da haysiyetiyle, onuruyla ayakta duran, Kıbrıslı Rumlarla görüşürken gerçek manada siyasi eşit taraf olmanın gereklerini ekonomik anlamda burada yaratan bir halk olalım. Yeter artık; Kıbrıs Türk halkı Türkiye’den gelen kaynaklarla bir biçimde ayakta dururmuş gibi yapıyor ama bu sistem gerçekten kendi ayakları üzerinde durabilir eğer Türkiye’den gelen bu destek etkin, verimli kullanılabilirse. Ve bu da Türkiye ile ortak politikadır, bunu da ifade etmek isterim…