
8 Haziran 2026 tarihinde Haber Kıbrıs Web TV’de Muazzez Gazihan’ın sunduğu Haber ve Ötesi programına konuk oldum.
Programda kamu maliyesinden borç sarmalına, enflasyondan üretkenliğe, Türkiye ile ilişkilerden erken seçim ihtiyacına kadar uzanan geniş bir çerçevede değerlendirmelerde bulundum.
Söylemeye çalıştığım ana mesaj şuydu:
Gelir artışıyla övünmek yerine gelir-gider dengesini kalıcı biçimde kurmak, borç sarmalını durdurmak, yapısal reformlarla kara delikleri kapatmak, üretkenliği artırmak, fiyat istikrarını desteklemek ve toplumsal güvene dayalı yeni bir mali yönetim dönemi başlatmak gerekir.
Bugünkü mesele basit bir bütçe tartışmasının çok ötesindedir.
Mesele, ülkenin kendi ayakları üzerinde durabilecek bir kamu maliyesi kurup kuramayacağı meselesidir.
Spor Başarısı ve Sürdürülebilirlik Meselesi
Programın başında CONIFA Avrupa Futbol Şampiyonası’nda şampiyon olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti futbol takımımızı kutladık.
Bu başarı hepimizi sevindirdi.
Kıbrıs Türk halkı çok daha büyük mutlulukları hak eden bir halktır.
Gençlerimizin, sporcularımızın, teknik heyetin ve federasyon yönetiminin ortaya koyduğu başarı küçümsenemez.
Ancak bu tür başarıların tesadüfi kalmaması gerekir.
Sporun finansman, organizasyon ve yönetim boyutları güçlendirilmelidir.
Yeni nesillerin dünyayla rekabet edebilmesi için spora daha fazla önem vermek zorundayız.
Bu başarı bize bir kez daha şunu gösterdi:
Kalıcı başarı, ciddi yönetim kapasitesi ister.
Bu kural sporda da geçerlidir, ekonomide de, kamu maliyesinde de.
Bütçe Büyümesi Kamu Gücü Anlamına Gelmez
Son dönemde Maliye Bakanı Özdemir Berova, devlet gelirlerinin 22 milyar TL’den 190 milyar TL’ye çıktığını açıkladı.
Buna paralel olarak hükümet yetkilileri, çalışanları hayat pahalılığı karşısında koruduklarını anlatarak bunu neredeyse tek icraat alanı gibi sunuyor.
Elbette çalışanların hayat pahalılığı karşısında korunması önemlidir.
Ancak devlet yönetimi bundan ibaret görülemez.
Kamu yönetiminin temel görevi, yalnız bugünü idare etmek kadar yarını da güvence altına almaktır.
Bütçe büyürken gelir-gider dengesi bozuluyorsa, ortada güçlenen bir kamu yapısından çok zayıflayan bir mali yapı vardır.
Devletin gerçek başarısı gelir artışıyla ölçülmez.
Gerçek başarı, gelirlerle giderlerin kalıcı biçimde dengelenmesiyle ölçülür.
Borçlanma İhtiyacı Yapısal Hastalığın Göstergesidir
Borçlanma ihtiyacı varsa sistemde bir anomali vardır.
Cypruvex’te borçlanma ihtiyacı doğuyor.
DAÜ sürekli borçlanıyor.
Kıb-Tek benzer bir kısır döngünün içinde ilerliyor.
Devlet kefaletiyle kurumlar sürekli borçlandırılıyor.
Bu tablo sağlıklı bir mali yapıdan uzaklaşıldığını gösteriyor.
Ben programda bunu “kanserli hücre” benzetmesiyle anlattım.
Eğer sistemin içinde harcamaları kontrolsüz biçimde büyüten alanlar varsa, bunların ameliyat edilmesi gerekir.
Yapısal reform dediğimiz şey tam da budur.
Kurumları ayakta tutmak için kara delikleri kapatmak gerekir.
İç Borç Alarm Veriyor
Bugün iç borç 30 milyar TL’yi aşmış durumdadır.
Mevcut eğilim devam ederse yıl sonunda 60 milyar TL’ye ulaşabilecek bir tabloyla karşı karşıyayız.
2027 sonunda ise 100 milyar TL’nin üzerine, hatta 110 milyar TL seviyelerine çıkabilecek bir risk söz konusudur.
Bu, teknik bir muhasebe meselesi olarak görülemez.
Bu, ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiren temel bir siyasi meseledir.
Herkes kendi ev bütçesinden bilir.
Gelirinizden daha yüksek kredi taksidi ödemeye başladığınızda tehlike çanları çalar.
Devlet de bugün benzer bir noktaya doğru sürükleniyor.
Gelir Artışının Kaynağı Sorgulanmalıdır
Gelirler artıyor diye hemen başarı hikayesi yazamayız.
Önce şu soruyu sormalıyız:
Bu gelir artışı üretimden mi geliyor, enflasyondan mı?
Eğer ihracat artmıyorsa, üretim kapasitesi büyümüyorsa, ekonominin verimliliği yükselmiyorsa, gelir artışı kalıcı başarı sayılamaz.
Enflasyon fiyatları şişirdiği için kamu gelirleri artıyorsa bu geçici bir rahatlama yaratır.
Ancak bu geçici artışı kalıcı harcamalara dönüştürürseniz birkaç yıl içinde ağır bir krizle karşılaşırsınız.
Devalüasyon dönemlerinde de benzer bir durum yaşanır.
TL değer kaybettiğinde güneyden kuzeye alışveriş akışı artar.
Bu devlet gelirlerine yansır.
Fakat burada hükümetin özel bir başarısı yoktur.
Bu geçici bir konjonktürdür.
Günün sonunda denge yeniden kurulur ve kalıcı harcamalar devletin sırtında kalır.
Bu dönemlerde bir başka yanılgı da başlar.
Güneyden kuzeye alışveriş akışı artınca devletin kasası geçici olarak rahatlar.
Ardından da “kendi kendimize yeteriz”, “Türkiye’den destek almasak da olur”, “gelirlerimiz artıyor” türünden efelenmeler gündeme gelir.
Oysa burada kalıcı bir ekonomik güçlenme yoktur.
Ortada üretim kapasitesindeki artıştan kaynaklanan yapısal bir başarı yoktur.
Geçici gelir artışına güvenerek kalıcı harcama yaratmak, kamu istihdamını artırmak veya seçim döneminde kara delikleri büyütmek, günün sonunda devleti yeniden borç batağına sürükler.
Enflasyon Üretimi de Kamu Maliyesini de Bozuyor
Yüksek enflasyon yalnızca maaşları aşındırmaz.
İşletmelerin maliyetlerini de hızla artırır.
Casinolu oteller dışındaki turizm işletmeleri ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalıyor.
Personel giderleri, enerji maliyetleri, gıda fiyatları ve diğer tüm kalemler işletmeleri sürdürülemez bir noktaya sıkıştırıyor.
Yükseköğretimde öğrenciler ülkenin pahalılığından şikayet ediyor.
Bu durum ülkenin rekabet gücünü zayıflatıyor.
Kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz.
Devlet harcamalarını ve işletme maliyetlerini otomatik artıran mevcut yapı devam ettiği sürece enflasyonla mücadele etmek de üretkenliği artırmak da imkansız hale gelir.
Üretkenlik ve Fiyat İstikrarı Merkezde Olmalı
Ekonomi politikasının merkezinde üretkenlik ve fiyat istikrarı olmalıdır.
Devlet, rekabet gücünü artıracak somut hamleler yapmak zorundadır.
Fiyat istikrarını destekleyecek bir bütçe yapısı kurulmalıdır.
Yüksek enflasyon dönemlerinde dar gelirli kesimleri koruyacak, aynı zamanda fiyat istikrarını destekleyecek yeni bir mekanizma tasarlanmalıdır.
Devlet her şeyi oluruna bırakan edilgen bir yapıdan çıkmalıdır.
Üretkenliği artıran, fiyat istikrarını destekleyen, kaynaklarını akıllı kullanan bir kamu kapasitesi yaratılmalıdır.
Türkiye ile İyi İlişkiler Tek Başına Çözüm Üretmez
Türkiye ile iyi ilişkiler önemlidir.
Ancak bu, yapısal sorunların kendiliğinden çözüleceği anlamına gelmez.
Türkiye bugün çuvalla para getirip 30 milyar TL’lik borcu kapatsa bile mevcut yapı devam ederse birkaç ay sonra aynı sorunla yeniden karşılaşırız.
Türkiye uzun süredir KKTC’ye kendi bütçe sorunlarını kendi içinde çözmesi gerektiği mesajını veriyor.
Türkiye’nin desteği elbette önemlidir.
Fakat bu destek ancak biz kendi sistemimizdeki kara delikleri kapatmaya hazır olduğumuzda gerçek avantaja dönüşür.
Türkiye’den destek istemenin meşru zemini, önce kendi ev ödevimizi ortaya koymaktan geçer.
Biz şunu diyebilmeliyiz:
Sistemdeki arızaların farkındayız.
Bunları gidermek için somut adımlar atacağız.
Bu dönüşüm sürecinde dost ve kardeş olarak yanımızda durmanızı bekliyoruz.
Yeni Hükümetin Ana Görevi Güven Vermek Olmalı
Yeni hükümetin ilk görevi halka güven vermek olacaktır.
Bugünkü hükümete duyulan güvensizliğin aksine, yeni yönetim ülkeyi daha iyi yöneteceğine dair güçlü bir inanç yaratmalıdır.
Mali disiplin, yapısal reform, üretkenlik artışı ve kayıt dışılıkla mücadele temel gündem olmalıdır.
Yeni hükümet yalnızca bugünü idare etmekle yetinemez.
Borç sarmalını ve bütçe açığını kalıcı biçimde çözmeye odaklanmalıdır.
Bu mesele yalnız hükümetin teknik tercihiyle çözülemez.
Türkiye, Merkez Bankası, bankalar, ekonomik aktörler, sendikalar ve çalışan kesimle birlikte ele alınmalıdır.
Toplumun farklı kesimlerinin katkı vereceği dengeli bir yol haritası hazırlanmalıdır.
Sendikalar ve Toplumsal Aktörler Sorumluluk Almalı
Böylesi bir süreçte sendikalara da önemli görev düşer.
Sendikalar samimiyeti izlemeli, güveni test etmeli ve adil bir yük paylaşımı zemini oluşursa katkı koymaya açık olmalıdır.
Herkesin elini taşın altına koyacağı bir süreçten söz ediyoruz.
Bu katkı ancak güvene, samimiyete ve adalete dayanırsa anlamlı olur.
Borç ve bütçe açığı meselesi yalnız hükümetin meselesi sayılamaz.
Bu, tüm toplumun ortak meselesidir.
Hedef, geçici rahatlama yaratmak yerine kalıcı iyileşme olmalıdır.
Kamu İstihdamında Arka Kapılar Kapatılmalı
Geçici memur istihdamı büyük tartışmaların ardından ortadan kaldırıldı.
Ancak geçici işçi alımı bir arka kapı yöntemi olarak kaldı.
Mevcut hükümet bu arka kapıyı kullanarak kurultay istihdamları yaptı.
Bu yapının mutlaka değiştirilmesi gerekir.
Yeni dönemde geçici memur alınamadığı gibi geçici işçi alımı da keyfi biçimde yapılamamalıdır.
Kamuya girişte objektif kriterler, ihtiyaç analizi ve liyakat esas alınmalıdır.
Seçim amaçlı istihdam kamu verimsizliğini artırır.
Halk artık bu tür verimsiz istihdamlara karşı çok daha bilinçlidir.
Denetim, Şeffaflık ve Geçmişin Hesabı
Yeni yönetim yalnız bugünü yönetmekle yetinemez.
Geçmişi de denetlemek zorundadır.
Geçmiş dönemde yapılan usulsüzlükler ve yolsuzluklar tespit edilmeli, gerekli süreçler işletilmelidir.
Cezayı hükümet kesmez.
Ancak hükümet üzerine düşeni yapmak zorundadır.
Aynı zamanda yeni dönemde harcama öncesi denetim mekanizmaları kurulmalıdır.
Kamu harcamalarında güçlü denetim kalıcı iyileşmenin ayrılmaz parçasıdır.
Denetim yalnız geçmişin hesabını sormak için yapılmaz.
Aynı hataların tekrarını önlemek için yapılır.
Erken Seçim Mali Açıdan Zorunlu Hale Geldi
2027 bütçesinin yeni hükümet tarafından hazırlanması kritik önemdedir.
Seçim Ocak ayına kalırsa yeni hükümet, mevcut hükümetin hazırladığı bütçeyi uygulamak zorunda kalabilir.
Bu durumda borç daha da büyüyerek 90 milyar TL seviyelerine yaklaşabilir.
Bu nedenle Ekim, Aralık veya Ocak tartışması yalnız bir seçim takvimi tartışması sayılamaz.
Bu aynı zamanda mali sürdürülebilirlik tartışmasıdır.
Enkazın daha da büyümemesi için erken seçim şarttır.
Hangi parti kazanacak olursa olsun, yeni hükümetin 2027 bütçesini hazırlayabilmesi ülke açısından yaşamsal önemdedir.
Mevcut Hükümetin Miadı Doldu
Bugünkü hükümet yarını düşünmeden hareket ediyor.
Borçlanma politikası, geleceği çalan bir anlayışın sonucudur.
Seçim ekonomisi uygulanıyor.
Cypruvex örneğinde olduğu gibi kurumlar seçim bölgelerine dönük para dağıtma mantığıyla borç batağına sürükleniyor.
Bu hükümet miadını doldurmuştur.
Ancak giderken enkazı büyütme riski devam ediyor.
Bu nedenle seçimin gecikmesi yalnız siyasi açıdan sorun yaratmaz.
Mali açıdan da ülkenin yükünü ağırlaştırır.
CTP ve Yeni Sayfa İhtiyacı
Demokrasinin güzelliği burada ortaya çıkar.
Halk eşref saat geldiğinde beyaz sayfa açabilir.
Kıbrıs Türk halkı artık yeni bir sayfa açma noktasına gelmiştir.
Bu yeni sayfada güven olmalıdır.
CTP açısından temel mesele de budur.
Toplumun Sıla Hanım’dan beklentisi, ülke için çalışacağına dair güven vermesidir.
Güven oluşursa, halk yeni hükümete güçlü bir kredi açar.
Bu kredi doğru kullanılırsa ülke yeniden nefes alabilir.
CTP ülkeyi iyi yönetirse, yalnız kısa vadeli bir iktidar dönemi yaşamaz.
Daha uzun soluklu bir güven ilişkisi kurabilir.
UBP ile Büyük Koalisyon Çözüm Olamaz
Programda UBP ile büyük koalisyon ihtimali de soruldu.
Geçmişte CTP-UBP hükümeti deneyimi yaşandı.
Ben o hükümette Maliye Bakanı olarak görev yaptım.
O süreçte UBP’li bakanların mali disiplin konusunda ne kadar sorumsuz hareket edebildiğini bizzat gördüm.
Bugünkü UBP ise örgütlü, güçlü ve ne yaptığını bilen bir parti görüntüsü vermiyor.
Yorulmuş, yıpranmış, kendi içinde dağılmış bir yapı var.
Ülkenin kurtulması gereken anlayış da tam olarak budur.
Bu nedenle büyük koalisyondan medet ummak yerine, ülkeyi daha temiz, daha disiplinli ve daha güvenilir bir yönetim anlayışıyla buluşturmak gerekir.
“Güneyden Ucuzuz” Söylemi İnandırıcı Bulunmuyor
Programın sonunda Olgun Amcaoğlu’nun “güneyden daha ucuzuz” açıklaması da soruldu.
Bu açıklama toplumda karşılık bulmadı.
Bayram döneminde insanların güneye ve Yunan adalarına yönelmesi bile bu iddiayı boşa çıkaran açık bir göstergedir.
Elbette bazı özel kalemlerde farklı fiyatlar olabilir.
Ancak genel hayat pahalılığı açısından yurttaşın yaşadığı gerçeklik ortadadır.
Devalüasyon dönemlerinde güneyden kuzeye alışveriş akışı yaşanabilir.
O gün görevde hangi hükümet varsa bunu da kendi başarısı gibi sunmaya kalkmamalıdır.
Bizim talep etmemiz gereken şey geçici fiyat avantajları veya konjonktürel gelir artışları olamaz.
Kalıcı fiyat istikrarı, üretkenlik artışı ve sağlam gelir-gider dengesi talep etmeliyiz.
Sonuç
Bugün önümüzde duran tablo ağırdır.
Ancak enseyi karartmaya gerek yoktur.
Kıbrıs Türk halkı bu süreci yönetebilecek kapasiteye sahiptir.
Yeter ki sorunları doğru teşhis edelim.
Yeter ki geçici gelir artışlarıyla oyalanmayalım.
Yeter ki borç sarmalını görmezden gelmeyelim.
Yeter ki mali disiplin, yapısal reform, üretkenlik ve fiyat istikrarını aynı bütünün parçaları olarak ele alalım.
Kendi ayakları üzerinde duran, Türkiye ile iyi ilişkilerini akılcı biçimde kullanan, kamu kaynaklarını verimli yöneten ve gelecek nesillere daha sağlam bir yapı bırakmayı hedefleyen bir mali yönetim mümkündür.
Bu ülkeye sahip çıkmak, tam da bu sorumluluğu üstlenmekten geçer.