Durup durup tuz kavurmak…

Kıbrıs’a döndükten sonra fark ettim; Kıbrıs Türk siyasetinde dedikodu üzerinden kişilik katliamı (ad hominem) bir alışkanlığa dönüşmüş. Belki önceleri de öyleydi de çocuk aklımla fark edemiyordum bunu. Durup durup tuz kavurmak da bana göre yeni olan bu alışkanlığın bir tezahürü herhalde. Kimsenin beklemediği bir anda, infial uyandırmak için ortaya gelişigüzel söz atanlar için kullanılan bir ifadedir bu. Tuz kavrulunca ne olur? Hiçbir şey! Herhangi bir fiziksel değişiklik veyahut kimyasal tepkime yaşanmaz.

Bir yazarımız bugün, Yenidüzen Gazetesi’ndeki köşesinde, Yunanistan ve İtalya’da olup bitenleri etraflıca irdelemenin, UBP-CTP hükümetinin kurulmasının zeminini yaratma girişimi olduğunu yazdı. Daha da ötesinde, bu çabayı, “kopyacılık” olarak niteledi. Bunun “kolaycılık” olduğunu iddia etti. “Saklı arzulara farklı görünür kılıf dikmek” tabiriyle, bu konuyu işleyenlerin saklı arzuları olduğunu ima etti. “Bunu yapanlar UBP hükümetinin yarattığı gündemlerin ve stratejilerin peşinden sürükleniyor” bile dedi. “Papandreu ve Berlusconi de UBP’nin güdümünde oldukları için istifa ettiler” diye yazabilirdi kim bilir hızını alamasaydı…

Yunanistan ve İtalya’da yaşananları kamuoyu ile paylaşmayı vazife bilmiş ve iki hafta arka arkaya köşe yazılarında bu konuyu işlemiş, evrensel bakış açısıyla hiçbir zaman parmağının arkasına saklanma gereği duymadan eleştirel yazılar kaleme almaya çalışan bir birey olarak bu yorumları abartılı ve maksatlı bulduğumu ifade etmek isterim.

İnternet’i, uydu yayınlarını ve bilumum iletişim araçlarını yasaklayıp halkımızın bu ülkelerde neler olup bittiğini öğrenmesini engelleyelim o zaman. Böylelikle kimse Yunanistan’da ve İtalya’da yaşananları analiz edemez, dünyada kriz yaşayan ülkelerdeki gelişmeleri öğrenemez ve dersler çıkaramaz.

Bilgi üretmek ve toplumla paylaşmak başka bir şeydir; bu bilgileri kullanarak siyaset üretmek ise bambaşka bir şeydir. Sayın yazarın siyasi iddialarına cevap dahi vermeyi gereksiz buluyorum. Çözüm paradigması iktidardayken popülizm yaparak seçim kazanan UBP en kısa zamanda verdiği rahatsızlıktan ötürü halkımızdan özür dilemelidir. Seçimle sınanmadığı müddetçe değil CTP’nin, başta TDP olmak üzere meclisteki küçük partilerin dahi ahlaki olarak UBP ile koalisyona sıcak bakmaları bana göre doğru değildir. Kaldı ki son bir yıldır “büyük koalisyonu” savunanların çoğunlukla değişim karşıtları olduğunu da tarihe not etmekte fayda vardır.

Dönelim konumuza: Avrupa’nın göbeğinde olup bitenleri elbette ki inceleyip öğrenmemiz gerekir. Bu bizim Avrupalılaşmamızın da yegâne koşuludur. Bu ülkeler bizim de hedefimiz olan AB’nin üyesidirler. AB’nin kurallarına uymak, yönlendirmelerine kulak asmak zorundadırlar. Şimdiden bu süreçleri takip etmek ve bizi nasıl bir siyasi ve ekonomik ortamın beklemekte olduğunu kavramak zorundayız. Bizde hâlâ Türkiye’deki ekonomik süreçten bahsetmek sakıncalı, Avrupa’da olup bitenlerden bahsetmek ayıp… Bu siyasi akılla geriye ne kalıyor biliyor musunuz? Somali örneği… Bu siyasi akıl, Kıbrıs’ın kuzeyini Somalilileştirmekten başka bir şeye hizmet etmez. Yalnızlaşırız ve çözüm olana kadar da sefaletten kurtulamayız.

Bence tam da “bu memleket bizim, biz yönetelim” diyenlerin Yunanistan ve İtalya’daki siyasetçilerle aynı duruma düşmemek için rekabet gücümüzü yani üretimimizi artırmanın önemini açıklıkla anlatmak ve değişimin liderliğini üstlenmek adına oralarda yaşananları toplumumuza detaylarıyla anlatması ve halkımızı bilinçlendirmesi gerekir. Olup bitenleri gizlemeye çalışmak değil bunları değişimin önemini anlatmak için bir araca dönüştürmektir doğru olan.

Yunanistan ve İtalya örneklerinin detaylarıyla paylaşılmasından duyulan rahatsızlığın temelinde ne yatar bilir misiniz? “Ey Türkiye sen bize para gönder, biz de beylik laflarla halkımızı dünya gerçeklerinden izole ederek alıştığımız usullerle siyaset yapmaya devam edelim”. Bu meydan okumayı kabul edip etmeyeceği Türkiye’nin bileceği bir iştir… Ancak benim de bildiğim bir şey vardır: Böylesi yazılar O’na hiç ama hiç yakışmamaktadır ve O’nun gibi beyefendi birisinin bu denli hakarete varan ağır ifadelere yönelmesi iyi niyetle açıklanabilecek bir durum değildir. Emelinin ne olduğu konusunda spekülasyon yapmak doğru olmayacaktır bu aşamada. Ancak durup durup tuz kavurarak emeline ulaşması zordur çünkü tuz kavrulunca herhangi bir fiziksel değişiklik veyahut kimyasal tepkime yaşanmıyor; tuz aynı kalıyor…

Salı günü ölümünün 6. yılında anacağımız Özker Hoca, “Bir partide ortak mücadelenin yegâne iki koşulu vardır” diyerek siyasi ve ahlaki zeminin önemine vurgu yapardı… Yazar, tüm diğer spekülasyonlarının yanı sıra “krizden çıkış için vizyon belirleyip, halkı bu vizyona ulaştıracak acil-kısa-orta-uzun vadeli ekonomik program hazırlamak gerekir” diyerek siyasi zemine çok olumlu bir katkı yapıyor. Kendisine teşekkür ederim. Aynı hassasiyetle ortak siyaset tarzına da katkı yapabilmesi ise en büyük temennimdir…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s