Yeni protokol ve zihniyet devrimi

Uzun yıllara dayanan demokrasi mücadelemizi yükseltmek için günün gerektirdiği bilgi ve yöntemlerle yola devam etmemiz gerekiyor. Ekonomik kalkınma ile demokratikleşme arasında doğrudan bir bağ kurmamız, küresel yeni anlayışları özümsemek için zihniyet devrimimizi tamamlamamız ve çok çalışmamız gerekmekte.

Soru şudur: Türkiye ile imzalanacak yeni protokol böylesi bir sağlıklı gidişatın aracına dönüştürülebilir mi?

Son iki protokol sürdürülebilir kalkınmayı, kamunun etkinliğinin ve özel sektörün rekabet gücünün artırılmasını öngörse de siyasi vizyona ilişkin muğlaklıklar ciddi sahiplenme sorunlarını beraberinde getirmiştir. 2013-2015 protokolünde bu kez siyasi çerçeveyi çizmek ve bu programın siyaseten iki ülke arasındaki ilişkileri ne şekilde geliştireceğini netleştirmek hatta her iki tarafın yükümlülüklerini belirleyip bir takvime bağlamak zihniyet devrimimizin önünü açacak önemli bir adım olabilir.

Kendi evimizin efendisi olup refah ve mutluluğu bu topraklarda bulmayı arzuluyoruz. Sistemimizin barışa hizmet etmesini önemsiyoruz. Ancak bugünkü koşullarda bizim kendi vizyonumuz doğrultusunda yol almamız küresel bir güce dönüşen Türkiye ile ortak bir zemin ve ortak bir anlayış geliştirebilmemize bağlıdır. O halde ne yapacağız?

Dünyada pek çok toplum kendi evinin efendisi olmayı süreklilik arz eden zihniyet devrimleri sayesinde başarabilmektedir. İnsanların refahı ve mutluluğu için çölde bile üretim gerçekleştirilmekte, bu süreçlere uluslararası sermayenin katılımını öngören ama aynı zamanda demokratik zemini yani varlık olma bilincini de pekiştiren mekanizmalar vasıtasıyla tahayyüllere ulaşılabilmektedir.

Türkiye ile imzalanacak yeni protokolde sadece ekonomik alanda değil siyasal alandaki yükümlülüklerin karşılıklı imza altına alınması ve bir takvime bağlanmasıyla Kıbrıslı Türklerin zihniyet devriminin önünündeki  psikolojik engellerin büyük oranda ortadan kalkacağı düşünülmelidir. 1974 sonrası oluşan yapıda birincil otorite olamamaktan kaynaklanan öğrenilmiş çaresizliğe bağlı ataletin giderilmesi için bu adım atılmalıdır.

Koruma altında olan bir sisteme sahibiz ve halkımızda Kıbrıs’ın kuzeyini Türkiye’nin yönettiği algısı hakimdir. Siyasilerin Ankara’dan icazet alma alışkanlıkları bu ilişki biçiminin çift taraflı geliştiğini gösteriyor. Demokratikleşmeyi ve ekonomik kalkınmayı birlikte ele alamadığımız müddetçe zihniyet devriminin önemini tartışanların adının neredeyse Türkiye ile birlikte anılır olması da sahiplenme duygusunu köreltiyor. Koruma altından çıkıp siyasi sorumlulukla donanmazsak halk olma bilincimiz artan düzeylerde körelecektir…

Eğer günümüzde toplumların kalkınmasında, üretimde ve istihdamda uluslararası yatırımlar önemli bir rol oynuyorsa, bizim de koşullarımızı buna adapte etme mecburiyetimiz esastır. Üretimi artırmanın yolu büyük oranda 20. yüzyıl jargonundaki “yabancı sermaye” mevhumunu aşmaktan geçiyor. Eğer Güney’de Hristofiyas, yeni yıl mesajında, “Yurt dışından ülkemize yatırımlar yapma amacıyla gösterilen ilgi cesaret verici mesajlar vermektedir” diyorsa, İzmir Ticaret Odası Başkanı sık sık Güney’i ziyaret ediyorsa bizim Kıbrıslı Türk emek ve sermaye kesimlerinin varlığını doğrudan küresel sermayenin ötekileştirilmesi ve korumacılığın idealize edilmesi üzerinden okumamızın ciddi sakıncaları vardır. Halkın da zararına olan kısa vadeli bu bakış açısının yerine küresel sistemle uyumlu çağdaş bir yaklaşımın etkinliğini sağlamamız şarttır. Uluslararası yatırımları doğru demokratikleşme hamleleri ile birlikte ele alır ve  bu hamleler ülkemize gelecek yatırımcılara gerekli hukuki güvencelerin ve idari kolaylıkların sağlanmasını da içerirse, yaşanacak süreç bağımsızlığımıza, toplumsal birliğimize ve bütünlüğümüze katkı yapacaktır.

Türkiye ile imzalanacak yeni protokol ilişkilerin yeniden düzenlenmesine dair bütünlüklü bir siyasi yol haritasına dayandırılırsa böylesi bir zihniyet devriminin önü açılır. Kendi kendini yöneten bir yapıya kavuşmamız için bu yol haritası çerçevesinde biz hangi adımları atacağız, Türkiye hangi adımları atacaktır? Somutlaştırmamız gerekir ki artık önümüzü görüp “çok çalışma” evresine geçebilelim…

9 Nisan 2012, Yenidüzen

Yeni protokol ve zihniyet devrimi” üzerine 2 yorum

  1. Mükemmel bir çağrı.
    Hedefe ulaşmak ve Halkımız karşısında en büyük güvencemiz Türkiye gibi bir gücü karşımıza almamamız, Türkiye’ninde Kıbrısta’ki menfaatlerini tartıştırmamamız için, sağlıklı, bilinçli işbirliğinin formülü;
    =
    Sadece iktidarla değil, Mecliste bulunan tüm siyasi parti temsilcileri (Hatta meclisde olmayanlar da katılabilir) katılımı ile 2013 -2015 protokolunun hazırlanması.
    Bu Protokol ; İşte size yeni bir umut, işte size yeni bir Halk Hedefi.
    Ne kaybederiz – neler kazanırız.
    TAM ZAMANI……….

  2. Sevgili Birikim,

    Yeni protokol ile ilgili yazini Turkiye’den goruslerine cok kiymet verdigim iki dostumla paylasmak istedim fakat beceremedim. Arayuzu daha kolaylastirirsan ve de bir de yorum ekleme alani eklersen memnun olurum.

    Sevgiler
    Nevzat

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s