Siyasete güven nasıl sağlanır?

Bazen siyasete duyulan güvensizliği aşma iddiasıyla siyasetçileri kötüleme veya deşifre etme basit metodu devreye sokulur. Böylesi dönemlerde siyasetin yeni isimleri mevcut yapıya entegre etmeyi aşacak bir anlayışla konuyu ele alması gerekir zira o yeni isimlerin de zamanla mevcut yapı içerisinde varlığını sürdürmeyi öncelikli konuya dönüştürmesi ve kısır bir döngüye girilmesi olasıdır.

Burada daha kapsamlı bir analize ihtiyaç vardır. Mesele sadece isimler ya da partiler midir?

Zaman içinde siyasete güvenin iyice aşındığını, bilhassa en köklü iki partinin iktidar dönemlerinin ardından bu duygunun abartılı biçimlerde yaşanmaya başlandığını iddia etmek mümkündür.

“Kimi seçersek seçelim yine olamıyor” serzenişlerimiz, aynaya bakma vaktinin geldiğinin bir habercisi olsa gerek! Sorun olarak nitelendirdiğimiz ancak çoğu zaman kişisel beklentilerimizden ibaret olan pek çok meseleyi siyaset kurumuna havale etme yönteminin sonuna geldiğimizin farkında mıyız? Çünkü bu havale / devir ile siyasete güvensizlik arasında doğrudan bir bağ vardır!

Kişisel inisiyatifle veyahut örgütlenerek üstesinden gelmemiz gereken sorunlarımızın çözümünü siyasetten bekledikçe doğal olarak o sorunların çözümü için gereken yetkileri de siyaset kurumuna devrediyoruz. Sorunlar arttıkça, siyasetçilerin elindeki yetkiler de o denli genişliyor. Her yetki doğal olarak içinde “yetkinin kötüye kullanımı” potansiyelini taşıdığından ve biz sorunlarımızın çözümü adına temsilcilerimizden önümüzdeki engelleri kaldırmaları yerine doğrudan sorunları çözmelerini talep ettikçe, potansiyel açığa çıkıyor. Geniş yetkiler bu suistimal potansiyeli ile birleştikçe sistemin yozlaşması kaçınılmaz olarak gündeme geliyor. Yozlaşma güvensizliği beraberinde getiriyor. “Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır” denilen hadiseyi yaşıyor siyasetimiz.

Kendi sorunlarımızı çözme becerilerimizi sergilememize fırsat tanıyacak bir sisteme geçiş gereksinimi vardır. Bunu siyaset kurumunun elindeki yetkilerin sınırlarını yeniden belirleyerek başarabiliriz çünkü siyaset kurumu bu denli güçlü olmaya devam ettiği müddetçe mevcut güvensizliğin aşılması da mümkün olamayacaktır.

Burada verilebilecek en güzel örneklerden bir tanesi istihdamdır. İşsizleri istihdam etmek mi olmalıdır siyasetçilerin görevi yoksa o işsiz insanların istihdamını mümkün kılacak koşulları oluşturmak mı? Biz yıllarca siyasetçilerden istihdam edilebileceğimiz koşulları oluşturmalarını değil bizi istihdam etmelerini talep ettik! Bu sürdürülemez durum gün gelecek ve çökecekti. Nitekim o çöküşü yaşamaktayız.

İdealist insanlar siyasette istihdam olgusuna burun kıvırınca veyahut kimileri kısıtlı imkânlar nedeniyle talepleri tam olarak karşılayamayınca, kötü siyasetçi oldular. Örnekleri, çoktur. Ancak nereye kadar? İşte bizim artık sistemin topyekûn değişmesi iradesini halk olarak ortaya koymamızın en önemli gerekçesi bu olmalıdır: İdealist insanların ülkenin kaderini belirlemesine olanak tanımak!

Siyasetten beklentilerimizi gözden geçirmeliyiz. Görev tanımı geleceğimizi şekillendirmek ve sorunların aşılabilmesi için reformlar yapmak olan siyasetçiler mi istiyoruz? Eğer talep bu ise, gerek mevcut siyasetçiler arasından yeni duruma adapte olabilecek olanlarla gerekse yeni takviyelerle, güven telkin edecek bir siyaset kurumu oluşturulması mümkündür. Ancak eski usül devam edeceksek, kaçınılmaz olarak “tecrübeliler” ve mevcut sisteme adapte olmayı yaşam projesine dönüştürmüş “yenilerle” yola devam edilecektir.

Tek bölgeli seçim sistemine geçilmesi tartışılıyor şu sıralar. Ancak bu gibi öneriler tek başına siyasete güvenin yeniden tesisini sağlayamayacaktır çünkü halkın siyasetten beklentileri değişmediği yani sorunlarımızın çözümünü siyasete havale etme –siyasete güvensizlik kısır döngüsü kırılmadığı müddetçe kim belirli makamlara hangi yöntemle seçilirse seçilsin, sonuç yine hüsran olacaktır.

Siyasetin yetkilerini vizyon oluşturma ve sistemi iyileştirmeye dönük reformlar gerçekleştirme ile kısıtlamayı öngörecek bir yapısal dönüşümle birlikte ele alınmadığı müddetçe, içine düştüğümüz popülizm sarmalının bir tezahürü olmaya mahkûmdur seçim sistemi tartışmaları.

20 Ağustos 2012, YeniDüzen

Siyasete güven nasıl sağlanır?” üzerine bir yorum

  1. Türkiye ile ilişkilerde de, yapılan gereksiz istihdamların ve harcamaların büyüttüğü bütçe açıklarını kapatmaya yönelik TC’den maddi kaynak yardımı talep etmeye dayalı işbirliğini yeniden yapılandırmalıyız.
    Sistemi iyileştirecek, üretimi, kaliteyi ve verimliliği artıracak, ulaşım ve dış ticaretteki izolasyonların olumsuzluklarını azaltacak şekilde TC ile yeni yapıda ilişkilere öncelik vermeliyiz. Ekonomi yönetiminde inisiyatif sahibi olma pozisyonumuzu bozan para, kredi, bankacılık, Merkez Bankası, Yardım Heyeti, Mersin Kapısı gibi konularda yeni bir ilişki biçimi kurulmalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s