Öğretmek yerine inandırmak…

Üreten insanın mı mutlu olduğu yoksa mutlu insanın mı ürettiği tartışmaları bir yana, tarih boyunca genç dimağları mutlu ve üretken bireyler olarak yaşama hazırlama misyonu çerçevesinde öğretmenlik mesleğinin sürekli geliştiği ve metotlarının yenilendiği biliniyor.

Öğretmenler öğrencilerini üretim süreçlerine hazırlarken üretim ilişkileri bağlamında sömürülme risklerini azaltmak ve onları ürettiklerinin karşılığını alabilecek bireylere dönüştürmek sorumluluğunu da taşımalıdır sol anlayışa göre. Temel, budur! Üretim ilişkilerine göre sınıfların oluştuğunu, üretimin gerçekleştiği her ortamda üretime katkı yapan kitlelerin üretimden kaynaklanan artı değeri eşit şekilde paylaşabilmesi amacıyla siyasete de ilgi duymaları gerektiğini topluma anlatan ve toplumu bu anlamda bilinçlendiren hep duyarlı eğitimciler olagelmiştir. Bizde de öğretmenlerimizin dünden bugüne sosyal adalet temelinde toplumsal değişimin öncüleri olması bundandır.

Gözünü budaktan sakınmadan üretim ilişkilerindeki çarpıklıkları eleştirebilen öğretmenler açık zihinlerin olduğu yerde umudun mutlak var olacağının bilinciyle açık fikirli nesiller yetiştirmeye adarlar yaşamlarını. Umudu yaşatmak ve insanlığın geleceğini eşitlik temelinde şekillendirebilmek adına düşünce üretip nefes tüketirler yaşamları boyunca. Açık zihinlerin değil bağnazlığın hâkimiyetinde eşitlik mücadelesinin geriletileceğinin farkında olup kitlelerin bu anlamda uyutulmasına karşı çıkarlar korkusuzca. Kitlelerin uyutularak sömürülmesini engellemek ve kitleleri bilinçlendirmek adına toplumsal yaşama katkıyı önemserler. Örneğin eğer din ideolojik bir aygıta dönüştürülmüşse ve üretim ilişkilerindeki eşitsizliklerin devamını sağlıyorsa öğretmenler buna karşı çıkarlar açıklıkla. Mesleklerine de sahip çıkmak adına, “bağnaz bir toplum yaratmanın en bilinen yöntemi öğretmek yerine inandırmaktır” derler ve eğitim ortamlarında inançların değil bilginin, düşünce üretiminin ve tartışmanın hâkim olabilmesine dönük çaba sarf ederler.

Eğitimle sol siyaset arasında böylesine güçlü bir bağ vardır…

Bugün de Kıbrıs Türk halkı, içinden çıkılamaz bir bağnazlık sarmalına hapsedilmek istenmektedir. Birileri siyaseti kendi tekelinde tutmak ve kendi çıkarları doğrultusunda geleceğe yön vermek adına küreselleşmeyle birlikte değişen üretim ilişkilerinin toplumumuza nüfuz etmesinin engellenmesinden ve inançlara bağlı olarak siyasi yönelimlerin şekillenmesinden medet ummaktadır.

Siyasetin dinleştirilmesi sorunu ile karşı karşıyayız. Üstelik bunu yapan, Kıbrıs Türk solunu da bu sarmalın içine çekmeye çalışmakta, sosyal – ekonomik kalkınma odaklı yeni siyasetin programlara bağlı somut ilkeler ve hedefler üzerinden siyasete ve toplumsal yaşama yön vermesinden ürkmekte, bunun yerine birtakım evhamlarla kararlar üretilmesini sağlamak adına girişimlerde bulunmaktadır.

Kıbrıs Türk solu üretimin önünü açmak ve üretim süreçlerinde insanımızın sömürülmesine karşı mücadelesini sürdürebilmek adına şu tespiti yapabilmelidir: Üretimin olmadığı yerde sol siyaset de bağnazlaşır ve birileri tarafından kullanılır. Kıbrıs Türk halkı üretememe sorunu ile karşı karşıyadır ve esas hedef bu alandaki değişimi hayata geçirmek olmalıdır. Günün gerektirdiği şekilde ekonomi politikalarına yön vermek ve “ekmeği büyütmek” en öncelikli konu halini almıştır. Üretimden kaynaklanmayan gelirlerin üleştirilmesine dayandırılmış siyaset, toplumumuzu yok oluşa sürükleyen bir afyondur!

Köklü reformlarla üretimin önünü açarken aynı zamanda ilkesel bir duruşla emeğin sömürülmesine ve emeğin sömürülmesi için kullanılabilecek her türlü ideolojik aygıta karşı da önlem alınması mümkündür. Sol öğreti bunu gerektirir. Bugün artık değişen dünyada gelişen yaygın anlayış çerçevesinde herkesin dini inancına saygı temelinde bilimsel eğitimi sürekli geliştirerek yeni nesillerin üretim süreçlerinde aktif biçimde yer alabilecek donanıma sahip olmalarını ve sömürüye karşı duyarlılıklarının gelişmesini sağlamak mümkün iken eğer siyasetin bizatihi kendisi inançlara indirgenmiş ve her konu güvensizlik, evham ve korku üzerinden ele alınmaya başlanmışsa, bağnazlık her yanımızı sarmış demektir. İşte bu, geniş halk kitlelerinin aleyhine sonuçlar doğuracaktır…

26 Ağustos 2013, Yenidüzen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s