Sayın Gökhan Altıner’in yazısına cevabım…

gokhan-altinerSevgili Gökhan Altıner,

19 Mayıs tarihli Kıbrıs Postası’nda yayınlanan yazında UBP-DP azınlık hükümetine yönelik yaptığım “zücaciye dükkânına girmiş fil” eleştirimi yorumladın. Kısaca niye böyle bir eleştiri yaptığımı açıklamak isterim.

Geçmişte uygulanan genişletici maliye politikaları toplumumuza pahalıya mal oldu. Seçim ekonomisi mantığıyla kamuya pek çok istihdam yapıldı. Bütçede karşılığı olmayan pek çok harcama nedeniyle borç yükü boyumuzu aştı. Maaş ve maaş benzeri ödemeler bütçemizin yüzde 80’inine ulaştı. Esnek olmayan bütçe yapımız nedeniyle kendi kaynaklarımızla kamu yatırımı yapamaz noktaya geldik. Bu gidişatı tersine çevirmek için 2018’e kadar bu oranı yüzde 75’e düşürmek zorundayız. Eğer bizim görevde olduğumuz dönemde yaptığımız katkılar göz ardı edilmeyecekse Türkiye ile imzalanacak protokolde de bu hedef yer alacaktır.

UBP-DP azınlık hükümeti göreve gelir gelmez ilkesel olarak bu hedefle ters düşen vaatlerde bulunmaya başlamıştır. KKTC’nin maaş ve maaş benzeri ödemelerini azaltacak değil artıracak bir gidişat gündeme gelmiştir. Müşavirler konusundaki hassasiyete ters bir tavır takınılmıştır. CTP Meclis’e sunduğu öneriyle bu konuda hükümete bir el uzatmış ancak elimiz havada kalmıştır. Sayıştay Başkanı ve üyelerine ek ödenekler içeren bir yasa tasarısı gündeme getirilmiştir. Daha başka bütçede karşılığı olmayan ödemelere ilişkin vaatler de basına yansımıştır. Kısacası, CTP döneminde yüzde 25 artan yerel gelirlerin popülist yaklaşımlarla çarçur edileceği izlenimi doğmuştur.

Bu koşullarda bize düşen görev hükümeti denetlemek ve uyarmaktır. Biz bunu yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki miyop politikacılar seçmeni birkaç ay mutlu edecek politikalar uygulamaya meyillidir ve köklü politikalar üretmek yerine kısa dönemli ve sonuçları çabuk görülen tercihlere yönelir. Orta ve uzun vadede ise kaybeden Kıbrıs Türk halkı olur.

İktidarda hangi parti olursa olsun toplumumuzun ihtiyacı yapısal dönüşüm odaklı politikalarla ülkenin önünün açılmasıdır. Halkımızın kendi ayakları üzerinde durabilecek bir sistem yaratıp çözüm koşullarına hazırlanması gerekmektedir. Köklü reformlardan ziyade mavi boncuk dağıtma politikası güdecek bir iktidarla bizim bu sınavı verebilmemiz mümkün olmayacak ve çözümün ertesi günü başımızı duvarlara vuracağız. İçinde bulunduğumuz çok kritik aşamada çözüme dudak büken, çözüme hazırlanmayı önemsizleştiren ve bu çerçevede etrafa mavi boncuk dağıtarak günübirlik politikalarla statükoyu güçlendirecek bir anlayış için “zücaciye dükkânına girmiş fil” benzetmesi bana sorarsan az bile kalır…

Gökhan kardeşim,

Yazının satır aralarında doğrudan şahsımı ilgilendiren birtakım tespitlerde bulunuyorsun. Bunlara da kısaca yanıt vermek isterim. Öncelikle şahsıma dönük olumlu yaklaşımına teşekkür etmeliyim.

Ankara’nın desteği ile Maliye Bakanı olduğumu ifade etmişsin.

Bu doğru değildir. Ankara ile hiçbir kişisel temasım olmadığı gibi bakanlığım boyunca da Başbakanımız Sayın Ömer Kalyoncu’nun tevdi ettiği görevler haricinde Ankara ile hiçbir temasım olmamıştır. Bakanlık görevini bana tevdi eden ise partimizin Genel Başkanı ve yetkili organlarımızdır. CTP yetkili organlarının Türkiye’nin telkinleriyle adım atmayacağını bu ülkede yaşayan herkes çok iyi bilmektedir. Şurası da bir gerçek ki gerek Meclis’te mali sürdürülebilirlikle ilgili sergilediğim hassasiyet gerekse bütçemizin neredeyse dörtte birini karşılayan Türkiye ile ilişkiler konusundaki duyarlılığım nedeniyle Türkiye ile kolay iletişim kurabilecek bir siyasi profile sahiptim ve hiçbir temasım olmasa dahi hâlâ ülkemizde kaynaklarının etkin ve verimli kullanılabilmesi hususunda duyarlı davranacak bir Ankara ile kolaylıkla iletişim kurabileceğim iddiasındayım. Ancak demokrasiye gönülden bağlı bir insan olarak ülkemizdeki siyasi görevlendirmelerle ilgili Ankara’nın en ufak bir etkisi olmaması gerektiğini de açıklıkla savunurum ve Ankara’yı da bu konuda hiç parmağımın arkasına saklanmadan uyarırım.

KIB-TEK’in kasasındaki parayı maaş ödemeleri için kullanmadığım meselesine gelince…

Bana bunun önerildiğini yazıp neden bu yöntemi kullanmadığımı sorguladın. Bunu bana başka bir gazeteci de sordu. Sorarken isim de zikretti. Belli ki o isim veya isimler, gazetecilere, “Birikim’e böyle bir öneri yapıldı ama O dikkate almadı” diyor organize bir şekilde. O kişi ya da kişilerin bana böyle bir öneri yapıp yapmadığını hatırlamıyorum doğrusu. Muhtemelen yapmamışlardır, yapmışlarsa da uçuk bir fikir olduğundan bir kulağımdan girip diğerinden çıkmıştır. Yasalarımıza göre devlet sadece finans kuruluşlarından borçlanabilir. Tüm borçlanmalar Borç Komitesi’nin onayına tabidir. KIBTEK ile bu çerçevede bir borç ilişkisi kurulamayacağı gibi farzı mahal kitabına uydurulup böylesi bir yola girilmesi halinde de KIBTEK çok ciddi risklerle karşı karşıya kalır. Geçmişte İhtiyat Sandığı’nın 50 milyon TL’si kamunun maaş ödemeleri için kullanıldı, ödenemeyince bu borç faizleriyle bugün 500 milyon TL’yi buldu ve hiç ödenemez hale geldi. Bizim KIBTEK ile ilgili siyasi hedefimiz, köhnemiş anlayışlarla KIBTEK’in istihdamlarla arpalığa dönüştürülmesini veya KIBTEK’in hizmetleri karşılığında halkımızdan topladığı gelirlerinin yatırımlar ve kendi borçlarının kapatılması için değerlendirilmesini sağlayacak bir yapılanmaya gitmekti. KIBTEK’in siyasetçilerin arka bahçesi olmaktan çıkarılarak profesyonel ellere teslim edilmesiydi. Dolayısı ile yasal yönden ve ilkesel olarak da çok yanlış olan bir yaklaşımla KIBTEK’in finansal kaynaklarının kamudaki maaş ödemeleri için kullanılması kesinlikle mümkün değildi.

Sayın Serdar Denktaş için “dörtnala giden at” benzetmesi yapmışsın. Bunu okuyunca gülümsedim. Bir süre sonra görülecek ki bu at, genişletici maliye politikalarında ısrarcı olur ve uyarılarımızı dikkate almazsa ülkemize çok büyük zararlar verecek. Sayın Denktaş ısrarla bütçede karşılığı olmasa dahi mali kaynakların piyasaya akıtılmasının önemi üzerinde duruyor. “Sadece kamu maliyesini düşünerek ülke yönetilemez” mantığı ile kendince “açılımlar” yapıyor. Günün sonunda eğer bütçe açığı ve kamu borç stoku ile ilgili tablo kötüye giderse bir gün gelecek ve yeni nesiller kendisini hiç de iyi hatırlamayacaktır. Doğru yaklaşım bütçe disiplini konusunda hassas davranarak altyapı yatırımları, bütçe açıklarının kapatılması, reel sektörün desteklenmesi gibi hususlarda Türkiye’nin bize sağladığı hibe ve kredilerden azami düzeyde yararlanmayı gözetmesi, yerel gelirleri bütçe dışı harcamalarla çarçur etmemeye özen göstermesidir. Bu belki kısa vadede “dörtnala giden at” benzetmesi ile takdir edilmesini sağlamayacak ancak orta ve uzun vadede geçmişteki siyasi başarı ya da başarısızlıkları ne olursa olsun iyi bir Maliye Bakanı olarak anılmasını sağlayacaktır.

Dolayısı ile gerek senin gibi değerli kalemler gerekse Sayın Denktaş bizim eleştirilerimizi lütfen basit bir muhalefet şeklinde değerlendirmeyiniz. Bizim derdimiz ülke kaynaklarının doğru kullanılması suretiyle orta ve uzun vadede güzel sonuçlara hep birlikte ulaşmamızdır. Eleştirmiş olmak için eleştirmek ancak da popülist ve günübirlik siyasetle bir yerlere gelmeye çalışan kasaba politikacılarının tercihi olabilir. Dahası, bizim yürüttüğümüz denetim fonksiyonunun bir benzerini Türkiye’nin de üstlenmesi gerektiğini ısrarla vurgulamaktayız. Çünkü unutulmamalıdır ki Türkiye kaynakları ile yürüttüğümüz programların temel amacı da buradaki sistemi orta ve uzun vadede iyileştirmektir.

Sevgili Gökhan,

CTP içine dönük yorumlarına takdir edersin ki benim yanıt vermem doğru olmayacaktır. Kendi adıma kimseyle herhangi bir kavgam olmadığını, tüm partililerimizle medeni ilişkiler çerçevesinde ortak bir yolu yürüdüğümüzü belirtmekle yetineceğim. Gerek CTP-DP gerekse CTP-UBP hükümetleri döneminde kolektif tecrübeler edindiğimizin ve ülkemizi daha iyi yönetmek için yaşananlardan gerekli dersleri çıkarmaya azami gayret sarf ettiğimizin bilinmesinde yarar vardır.

Ben de mektubumu belki klişeleşmiş ancak anlamlı bir sözle bitirmek isterim.

İyi bir politikacı gelecek seçimleri, iyi bir devlet insanı ise gelecek nesilleri düşünür.

Siyasette yer alanların iyi politikacı olma çabalarını her zaman takdir etmiş hatta bazen imrenmişimdir. Ancak tüm siyasetçilerin ortak bir sorumluluğu olmalıdır. O da iyi politikacı olmaya çalışırken iyi devlet insanı olma hedefinden de uzaklaşmamaya azami gayret sarf etmektir…

UBP-DP azınlık hükümetine yaptığım eleştirileri dikkate alıp yorumladığın için bir kez daha teşekkür eder saygılar sunarım.

Birikim Özgür

CTP Milletvekili

***

19 Mayıs 2016 tarihinde Sayın Gökhan Altıner’in Kıbrıs Postası’nda yayınlanan yazısına aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:

Altıner, G. (2016, Mayıs 19). CTP döneminde zücaciyeci yoktu ama fil vardı. Kıbrıs Postası

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s