KDV indirimiyle hayat pahalılığına nasıl müdahale edeceğiz?

Sıla Usar İncirli’nin temel ihtiyaçlarda KDV’nin sıfırlanması ve fiyatların denetlenmesine ilişkin açıklamasının ardından çeşitli sorularla karşılaşıyoruz.

Hangi ürünlerde KDV sıfırlanacak, devletin gelir kaybı nasıl karşılanacak, fiyatlar gerçekten düşecek mi ve bütçe açığı bu kadar yüksekken böyle bir uygulama nasıl mümkün olacak?

Bu soruların yanıtlarını Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin Ortak Gelecek Programı ve üzerinde çalıştığımız somut ekonomi politikaları çerçevesinde değerlendirmek istiyorum.

Çünkü ortaya koyduğumuz yaklaşım, tek başına bir vergi indiriminin ötesinde, hayat pahalılığıyla mücadeleye yönelik bütünlüklü bir ekonomi politikasıdır.

Önce sorunu doğru tanımlayalım

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde hayat pahalılığının önemli bir bölümü döviz kuru, ithalata bağımlılık, enerji ve taşımacılık maliyetleri gibi etkenlerden kaynaklanıyor.

Ancak fiyatların oluşumunda devletin vergi politikaları, piyasanın rekabet koşulları, tedarik zincirindeki verimsizlikler ve denetim eksiklikleri de önemli rol oynuyor.

Türk lirası kullandığımız için döviz kurunu doğrudan belirleme imkânımız bulunmuyor.

Buna karşılık vergi oranlarını, kamu fiyatlarını, piyasa denetimini, üretim desteklerini ve rekabet koşullarını düzenlemek bizim elimizde.

Ortak Gelecek Programı’nın temel mantığı da tam olarak burada başlıyor.

Kontrolümüz dışındaki ekonomik riskleri yönetirken kendi yetki alanımızdaki sorunlara doğrudan müdahale etmek zorundayız.

Bu nedenle hayat pahalılığıyla mücadeleyi yalnızca maaşlara yapılan artışlarla sınırlamıyoruz.

Bir taraftan insanların gelirlerini korumayı, diğer taraftan temel ihtiyaçlarının maliyetini azaltmayı ve ekonomide fiyat artışlarını besleyen yapısal sorunları çözmeyi hedefliyoruz.

Hangi ürünlerde KDV düşecek?

KDV indiriminde temel yaklaşımımız, özellikle düşük gelirli hanelerin tüketim harcamalarında önemli ağırlığı bulunan ana tüketim ürünlerine öncelik vermektir.

Çünkü gelir düzeyi düştükçe gıda, temizlik ve çocukların temel ihtiyaçları gibi zorunlu harcamaların aile bütçesindeki payı genellikle artıyor.

Bu nedenle aynı tutardaki bir vergi indirimi, düşük gelirli bir ailenin bütçesinde çok daha anlamlı bir rahatlama sağlayabilir.

Üzerinde çalıştığımız düzenlemeler kapsamında yaş meyve, ekmek ve temizlik ürünlerinde KDV’nin sıfırlanmasını; çocuk giyimi ve kırtasiye ürünlerinde ise yüzde 5’e indirilmesini öngörüyoruz.

Bu ürün grupları, hedeflediğimiz sosyal önceliklerin somut örneklerini oluşturuyor.

Düşük gelir gruplarının tüketimlerinde önemli yer tutan diğer ana tüketim ürünleri üzerinde yapılacak kapsamlı değerlendirme sonrasında belirlenecek ürünlerde de benzer bir yaklaşım gösterilmesini öngörüyoruz.

Ürün kapsamının belirlenmesinde düşük gelirli hanelerin tüketim sepetindeki ağırlık, temel ihtiyaç niteliği ve vergi indiriminin hane bütçesine sağlayacağı fayda esas alınmalıdır.

Burada bütün ürünlerde KDV’nin kaldırılmasından söz etmiyoruz.

Önceliğimiz, düşük gelirli insanların bütçesinde önemli yer tutan ana tüketim ürünlerinin vergi yükünü azaltarak sınırlı kamu kaynaklarıyla mümkün olan en yüksek sosyal faydayı sağlamak.

Üstelik vergi sisteminde yapılacak değişiklikler yalnızca bu ürünlerle sınırlı kalmayacak.

Programımızda, ekonomik koşullarla uyumunu kaybetmiş vergi, fon, harç ve KDV uygulamalarının yeniden değerlendirilmesi de öngörülüyor.

Amaç, vergi sistemini hem daha adil hem de ekonomik faaliyetleri destekleyen bir yapıya kavuşturmak.

Dar gelirli ailelere ayrıca KDV iadesi

Üzerinde çalıştığımız önemli bir başka uygulama da dar gelirli hanelere KDV iadesidir.

Bu uygulamayla belirlenen gelir ve harcama sınırları içerisinde, kartla yapılan temel tüketim harcamalarının KDV’sinin doğrudan hanelerin hesaplarına yatırılmasını hedefliyoruz.

Böylece vergi politikasını sosyal adaletin de bir aracı haline getireceğiz.

Örneğin, temel ihtiyaçlarını kartla satın alan ve belirlenen koşulları karşılayan dar gelirli bir aile, kapsam dahilindeki harcamalarından doğan KDV tutarını geri alabilecek.

İadenin kapsamı, gelir sınırları ve harcama üst limitleri uygulama düzenlemeleriyle belirlenecek.

Bu modelin önemli bir başka yararı da kartlı ödemeleri teşvik ederek ekonomik faaliyetlerin kayıt altına alınmasına katkı sağlamasıdır.

Yani aynı uygulamayla hem dar gelirli aileleri desteklemeyi hem de vergi sisteminin kayıtlılığını güçlendirmeyi amaçlıyoruz.

Vergi indirimi raf fiyatlarına yansıyacak mı?

En çok karşılaştığımız sorulardan biri de bu.

KDV’nin düşürülmesi, diğer koşullar sabit kaldığında satış fiyatının azalmasına imkân verir.

Örneğin KDV hariç fiyatı 100 TL olan bir ürünün KDV oranı yüzde 10 ise tüketici 110 TL öder.

KDV sıfırlandığında ve vergi hariç fiyat değişmediğinde aynı ürünün fiyatı 100 TL’ye iner.

Ancak vergi indiriminin tamamının tüketiciye ulaşması kendiliğinden garanti edilemez.

Satıcıların vergi indirimi sırasında vergi hariç fiyatı artırması halinde beklenen faydanın bir bölümü ortadan kalkabilir.

İşte bu nedenle Sıla Usar İncirli’nin bu konudaki hassasiyeti KDV indirimiyle fiyat denetiminin birlikte uygulanmasıdır.

Fiyatların tarladan rafa izlenmesini, üretici, hal ve market fiyatlarının düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılmasını ve vergi indirimlerinin tüketiciye yansımasının denetlenmesini öngörüyoruz.

Programımız, temel mal ve hizmetlerde maliyetlerin, satış fiyatlarının, ticari kâr marjlarının ve piyasa yoğunlaşmasının düzenli izlenmesini içeriyor.

Bu sistem sayesinde vergi indirimi öncesindeki ve sonrasındaki fiyatları karşılaştırmak, olağan maliyet artışlarıyla yanıltıcı fiyatlama uygulamalarını birbirinden ayırmak mümkün olacak.

Devletin vazgeçtiği vergi gelirinin tüketicinin cebine yansımasını sağlamak, bu politikanın başarısını belirleyen temel ölçütlerden biri olacak.

Denetim anlayışımız, her işletmenin satış fiyatını devletin belirlemesi üzerine kurulmayacak.

Şeffaf fiyat bilgisi, etkin rekabet, tüketici haklarının korunması ve somut bulgulara dayalı denetim birlikte işletilecek.

Peki devletin gelir kaybı nasıl karşılanacak?

Kamu maliyesindeki mevcut sorunları görmezden gelerek vergi indirimi vaat etmek sorumlu bir yaklaşım olmaz.

Bütçe açığının, kısa vadeli borçların ve faiz yükünün ciddi boyutlara ulaştığını biliyoruz.

Bu nedenle Ortak Gelecek Programı’nda vergi politikalarını harcama disiplini, kayıt dışılıkla mücadele ve gelir tabanının genişletilmesiyle birlikte ele alıyoruz.

Hedefimiz, vergi oranlarını artırmadan vergi kaçağını ve kamu kaynaklarındaki israfı azaltarak bütçe açığının milli gelire oranını üç yılda yarıya indirmek.

Bu hedefe ulaşmak için elektronik faturayı yaygınlaştırmayı, vergi, banka, gümrük ve sosyal güvenlik kayıtlarını birbiriyle ilişkilendirmeyi ve kayıt dışı ekonomik faaliyetlere yönelik denetimleri güçlendirmeyi öngörüyoruz.

Aynı zamanda kamu harcamalarında merkezi satın alma, elektronik ihale, harcama kontrolü ve önceliklendirme uygulamalarını hayata geçireceğiz.

Burada önemli bir maliye politikası ilkesi var.

Vergi oranlarını düşürmek bazı ürünlerde kamu gelirini azaltırken kayıt dışılığın azaltılması, vergi tabanının genişletilmesi ve tahsilatın güçlendirilmesi başka alanlarda ilave gelir yaratabilir.

Ancak bu gelirlerin ne kadar artacağı önceden kesin olarak bilinemeyeceği için vergi indirimlerinin bütçe üzerindeki etkisi hesaplanmalı ve uygulama sonuçları düzenli izlenmelidir.

Bizim yaklaşımımız, vergi indirimlerinin kendiliğinden bütçeyi finanse edeceği varsayımına dayanmıyor.

Hedefli vergi indirimlerini, mali disiplini güçlendiren ve kamu gelirlerini daha adil biçimde toplayan bir reform programının parçası olarak görüyoruz.

Hayat pahalılığıyla mücadele KDV indirimiyle sınırlı kalmayacak

Temel gıda fiyatlarının düşürülmesi için üretim ve tedarik politikalarının da değişmesi gerekiyor.

Temel gıdalarda üretim ve tedarikin planlanmasını, arz açığı oluştuğunda önceden açıklanmış kurallarla ithalat yapılmasını ve gereksiz ithalat izinlerinin kaldırılmasını öngörüyoruz.

Üreticinin enerji maliyetinin azaltılması, navlun desteklerinin tüketici yararına yönlendirilmesi ve yerli üretimin güçlendirilmesi de aynı yaklaşımın parçaları.

Öte yandan elektrik, su ve akaryakıt gibi kamu tarafından belirlenen fiyatlarda açık maliyet hesabına ve öngörülebilir karar takvimine geçmeyi hedefliyoruz.

Hayat pahalılığı karşısında ücretlerin korunması da programımızın temel güvenceleri arasında yer alıyor.

Hayat pahalılığı ödeneklerinin zamanında ödenmesi ve asgari ücrette paralel ayarlama yapılması yaklaşımımızı koruyoruz.

Ayrıca sağlık, eğitim ve bakım hizmetlerinin güçlendirilmesiyle ailelerin kendi ceplerinden karşılamak zorunda kaldıkları giderleri azaltmayı amaçlıyoruz.

Bütün bunların birbirini tamamlaması gerekiyor.

Çünkü insanların refahını belirleyen yalnızca maaşlarının miktarı veya marketteki ürünlerin fiyatı değildir.

Asıl önemli olan, gelirleriyle hangi ihtiyaçlarını karşılayabildikleri ve geleceklerini ne ölçüde güvence altında hissedebildikleridir.

Sonuçları ölçülebilen bir ekonomi politikası

Ekonomi yönetiminde en büyük sorunlarımızdan biri, alınan kararların gerçek etkilerinin yeterince ölçülmemesidir.

Bir vergi indirimi açıklanıyor ancak bunun fiyatlara ne kadar yansıdığı, hangi gelir grubuna ne kadar fayda sağladığı ve bütçeye maliyetinin ne olduğu çoğu zaman kamuoyuyla paylaşılmıyor.

Biz bu anlayışı değiştirmeyi hedefliyoruz.

Hayat pahalılığıyla mücadelede alınan önlemlerin sonuçlarını düzenli olarak kamuoyuyla paylaşmayı, fiyat gelişmelerini ve uygulamaların etkilerini anlaşılır göstergelerle izlemeyi öngörüyoruz.

Böylece alınan önlemlerin başarısı somut veriler üzerinden değerlendirilebilecek.

KDV indirimlerinin tüketici fiyatlarına yansıması, dar gelirli hanelere yapılan iadeler, kayıtlı ekonomik faaliyetlerdeki gelişmeler ve kamu maliyesindeki sonuçlar aynı bütünün parçaları olarak izlenecek.

Sıla Usar İncirli’nin açıkladığı KDV indirimi ve sıkı fiyat denetimi yaklaşımını bu bütünlük içerisinde değerlendirmek gerekiyor.

Ortaya koyduğumuz programın temelinde, ekonomik kararların birbirleriyle uyumlu olması ve uygulama sonuçlarının halka açık biçimde ölçülmesi anlayışı bulunuyor.

Hedefimiz, vatandaşın cebinden çıkan parayı azaltırken devletin mali yapısını güçlendirmek ve ekonomide kalıcı istikrarı sağlamaktır.

Bunun yolu da adil vergilendirmeden, etkin denetimden, üretken ekonomiden ve kamu kaynaklarının sorumlu yönetiminden geçiyor.

Bizim ortaya koyduğumuz anlayış budur.

Sözümüzün arkasında somut bir program, programımızın arkasında uygulanabilir politika araçları ve bütün bunların üzerinde halka hesap verme sorumluluğu vardır.

Bir Cevap Yazın