Anlaşma olmadığı takdirde…

Kısa vadede Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulamamasının ötesinde, Mehmet Ali Talat dönemindeki ilerlemeleri de anlamsızlaştıracak yeni bir safhaya geçilmesi tehlikesi ile karşı karşıyayız. Derviş Eroğlu’nun görevde bulunduğu her saniye bu tehlike büyüyerek varlığını hissettirecektir. Her fırsatta Annan planını ötekileştiren, Mehmet Ali Talat’ı aşırı bir anlaşma yapmaya çalışmakla suçlayan, AB’yi yerden yere vuran, “yerlerden Euro toplayacaklarını zannettiler” diyerek kendi halkını aşağılayan ve “üç devlet, bir millet” nutukları atan Sayın Eroğlu, artan düzeylerde şahinleşmektedir. Bu zihniyete sahip bir siyasetçinin müzakerelerin çökmesi ihtimalini olağanlaştırma çabası normal değil midir?
Sayın Eroğlu toplumumuzu bir maceraya sürükleme potansiyelini her fırsatta hissettirse de günün sonunda sağduyu galip gelecek, karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm iradesi ağır basacaktır. İnkâr edilen nokta şudur: Anlaşma olmadığı takdirde yine çözüm iradesine bağlı bir değişim sürecine ihtiyacımız vardır.
Değişimin ilerici bir perspektifle ele alınacağı, diyaloğun ve demokratik katılımcılığın esas kabul edileceği, Türkiye ile ana-yavru ilişki biçiminin ortadan kaldırılacağı ve Kıbrıslı Türklerin siyasi bir varlık olmayı duyumsayabileceği bir gidişat için kollar sıvanacaktır. Başka da yolumuz yoktur…
Çözüm ve AB vizyonu ile ilişkilendirilmeyen, hükümetin kapasite sorunları nedeniyle Kıbrıslı Türklerin daha da pasifleştiği ve doğal olarak Türkiye’nin etkinliğinin daha da arttığı görüntüsünün oluştuğu bir değişim süreci yaşamaktayız. Türkiye’nin çizdiği yol haritası ağır aksak uygulanırken, çözüm müzakerelerini kerhen destekleyenlerin bile “Türkiye ile ilişkilerimizdeki egemenliğimiz ne olacak?” sorusunu yüksek sesle dile getiriyor olması dikkat çekicidir…
Kıbrıslı Türkler bu omurgasızlığı hak etmiyor. Konjonktürü doğru okuyup anlaşmanın şart olduğu bilinciyle müzakereleri ele alırken iç siyasete nasıl yön vereceğimize karar verip toplumumuza bir vizyon kazandırmamız mümkündür…
Bu vizyonun tamamlayıcısı, gerek AB gerekse Türkiye ile kurulacak pozitif ve aktif ilişkiler olacaktır. Her ikisi ile de sürekli artan ciddi sorunlarımız mevcuttur. Çözüm karşıtı bir partinin iktidarında Kıbrıslı Rumların baskılarına boyun eğerek taahhütlerinden uzaklaşan AB nazarında kaale alınırlığımız iyiden zayıflamaktadır. Türkiye yetkilileri kendi hesaplarıyla buradaki beceriksiz hükümeti övücü konuşmalar yapmakta, bizlere omurgasız bir yaşamı adeta dayatmaktadır.
Tüm bu olumsuzluklar var diye Kıbrıslı Türkler AB ve Türkiye ile restleşmeyi mi tercih etmelidir? Avrupa’daki ve Türkiye’deki aşırı sağcı partilerin ulusalcı söylemlerine özenmek bize ne kazandıracaktır? Değişim sürecimizde dış dinamiklerimizle sorunlarımız varsa bu sorunlar üzerinden siyaset yapmak değil bu sorunları aşmak için siyaset yapmak düşer bizlere…
Siyasetimiz AB ve Türkiye ile daha sağlıklı ilişkiler geliştirebildikçe tüm toplumsal kesimlerimizin değişime konsantre olabilmesi gündeme gelecektir. Tersi de geçerlidir. Toplumsal zemini olan bir değişime odaklanabilirsek AB ve Türkiye ile ilişkilerimizi artan düzeylerde etkileyebilen taraf da olabiliriz. Güvensizlik telkin eden siyasetimiz ve liderlik sorunumuz nedeniyle tıkandığımız nokta tam da burasıdır!
Adalet duygusunu körelten, bilinen çözümleri bile uygulayamayan Eroğlu-Küçük ikilisinin değişim sürecimizdeki hassasiyetlerimizi temsil edemediği artık herkesçe görülmektedir. UBP’liler bile “vizyon lazım” diyorsa, Eroğlu-Küçük ikilisinin başarısızlığı su götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor demektir…
Omurgasızlığı içine sindiremeyen Kıbrıslı Türklere büyük görevler düşüyor. Yıllar boyunca toplumumuzun kaderini bir kağıda atılacak imzalara bağladık ancak çözüm mücadelemiz bir süre daha devam edeceğe benziyor. Zaman aktıkça Kıbrıslı Türkler eriyor… Halbuki çağdaş siyasetin özünde henüz gelmeden geleceğe etki ederek onu değiştirme iddiası vardır. Şimdi Annan planı sonrası yaşanan olumlu ve olumsuz tecrübelerden dersler de çıkarıp değişime odaklanmak ve barış ülküsüne bu yolla hizmet etmek zamanıdır…

25 Mart 2012, Yenidüzen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s