Nedir bu kaos?

2009 yılından beridir yaşanmakta olan irade ve yönetim boşluğu nedeniyle karanlık bir tünele hapsolmuş gibiyiz. İktidar partisinin günün ihtiyaçları ile örtüşmeyen çizgisi siyasetin sorunlarımıza çözüm üretemediği algısını körüklemekte, toplumumuzu kötümserliğe sevk etmektedir.

Durum gerçekten vahimdir. Hızla değişen dünya koşullarına adaptasyonda ve bir varlık olarak dünyaya meramımızı anlatıp saygınlık kazanmada yetersiz kalıyoruz. UBP eliyle kendi varlığımızı anlamsızlaştırıyoruz. Cumhurbaşkanı’nın gelecek vizyonunun çıkmaz sokak oluşu ve UBP’nin rakiplerini bile endişeye sürükleyen kapasitesizliği nedeniyle toplumumuz her geçen günle birlikte kendini değersiz hissetmekte, bireyler bireyciliğe mahkûm edilmektedir.

Çevre ülkelerle ilişkilerde diyalog olgusunun yerleşik yapının muhtelif unsurlarınca ötekileştirilmesi, bağımlılığa karşı olanların buna karşı çıkacağım derken zaman zaman kantarın topuzunu kaçırmaları ve yapılan tüm uyarıların iç siyasi mülahazalarla ele alınması nedeniyle insanlarımızın sorunlarının halline ilişkin artan düzeylerde kendi siyasi güçlerimizi muhatap almamaya başlaması ise bu kaosun en vahim boyutudur bana göre.

Bu kaos tüm diğer krizler gibi fırsata dönüştürülebilir. Yok olma hissini besleyen kaosu tersten okumak ve “aslında ilk kez var olmaya başlıyoruz” demek de mümkündür!

Düşünün ki Kıbrıs sorunu denilen statik yapıyı kullanarak Kıbrıslı Rumlar AB üyesi oldular. Biz, Kıbrıs sorununun yarattığı tüm dezavantajlar bir yana, Türkiye ile ekonomik anlamda sağlıksız bir ilişkinin “alan” tarafı olmayı normalleştirdik.

Bana göre içinden geçmekte olduğumuz dönemde hem Kıbrıslı Rumların hem de Kıbrıslı Türklerin eş zamanlı olarak ekonomik anlamdaki “alan” pozisyonlarının ortadan kalkıyor olması ve buna bağlı olarak çok boyutlu siyasal krizlerle boğuşuyor olmaları tesadüf değildir.

Bz irademize karşılık geçmiş Türkiye hükümetlerinin de yanlış uygulamaları nedeniyle 1974’ten beridir içte sahte bir refah ortamı yarattık kendimize. Bütün dünyada sınırsız isteklerin sınırlı bütçelerle karşılanabildiği gerçeğine inat bizim sınırsız bir bütçeye sahipmişiz gibi siyaseti ele almamız Türkiye derin devletinin bir kurgusundan başka birşey değildi. Yıllarca uyutulduk. Yurttaşlar ülkedeki bu yapılanma nedeniyle başı dara girince siyasetçilerin kapısını çalmak zorunda kaldı haklı olarak. Ancak “nasıl olsa bir şekilde birileri tarafından karşılanır” denilerek siyasetçilerimizin devletin ekonomik enstrümanları üzerinden yürüttükleri rant düzeni artık yolun sonuna geldi. LTB bir örnektir. Hesapsız kitapsız harcamalarımız geçmişten farklı olarak “sorun” olarak algılanmaya başlanmıştır. Aynı durum Kıbrıslı Rumlar için de geçerlidir. Siyasette sorumluluk duygusu gelişecek, siyasetçi-vatandaş ilişkileri normalleşecek, rant baskılarını bir şekilde göğüsleme zorunluluğu ve buna bağlı toplumsal dönüşüm anlayışı iktidara taşınacacaktır! Kuzeyde ve güneyde ortaya çıkacak yapılar Kıbrıs’ta iki toplumun birbirleri ile ekonomik ilişkilerini geliştirerek varlıklarını sürdürebileceklerini “kavrayacakları” yepyeni bir durum yaratacaktır. İki toplumun barış içinde yaşayabileceğine inanmayanların iç ve dış kaynaklardan gelen ekonomik olanakları tükendikçe çözümü ve karşılıklı işbirliğini ötekileştirme lüksleri de ortadan kalkacaktır.

Güneyde ve kuzeyde eş zamanlı yaşanan kaoslar, bölge halklarının ortak çıkarının işbirliğinden geçtiğini işaret etmektedir. Biz şimdi tek boyutlu olarak Türkiye ile ilişkilerin ve sağlıklı bir zeminde geliştirilecek işbirliğinin önemini kavrıyoruz. Bu yetmez. İlerleyen safhalarda bu denklem Kıbrıslı Rumları ve Yunanistan’ı da artan düzeylerde içine çekecektir.

Eski anlayışlarla kaostan pay çıkarmak adına yaşanmakta olan sürecin olumsuzluklarını ön planda tutmak bir tercihtir. Kaosu aşmak ve güzelliklere ulaşmak ise bir birikim meselesidir. Bedel ödeye ödeye bu zorlu yol yürünecektir. Bu dün de böyleydi, bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır.

Gerçek bir demokrasi ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm, bu karanlık tünelin ucunda parlayacak ışıktır.

26 Kasım 2012, Yenidüzen

Nedir bu kaos?” üzerine 2 yorum

  1. Sevgili Birikim, müflislerin ekonomik sıkıntıları aşmada mecbur kalacağı işbirliğinin getireceği çözüm ve barış, gidişatı “hayra yorma” gibi oldu.
    Oysa, adadaki toplam refahın gerilemesi, kazanç rekabetinin milliyetçilik enstrümanına rağbeti artırabileceğini de hesaplamak gerekmez mi?
    Ortalama bir hesaplamada, artıların eksileri götürebileceği düşünülürse, sonuçta ekonomik sıkıntı dinamiğinden çözüme katkı sonucunu çıkarmak zorlaşır.
    Ben ekonominin Türk tarafında da Rum tarafı düzeyine gelmesinin, Türk tarafında kendine güven, Rum tarafında ise yutulacak lokma iştahını ortadan kaldırmasının çözüm ve barış sağlamada daha mantıklı bir dinamik olacağını düşünürüm.
    Kıbrıs sorununun şoven ideolojiler engelini gözardı ederek, ekonomik göstergelerdeki gelişmelerin gelecek hesaplamalarına ne kadar olanak vereceği de ayrı bir konu.

    1. Çetin abi Kıbrıs’ın AB projesinin bir parçası ama AB’nin temel felsefesi olan küreselleşmeye bağlı bölgesel sınırların ortadan kaldırılması mantığına ters bir durumla varlığını sürdürmesi imkan dahilinde değildir. Tüm diğer Avrupa ülkeleri gibi savaşları, düşmanlıkları, aşırı milliyetçiliği ve diğer bölücü anlayışları aşmak Kıbrıslıların temel projesi olmak durumundadır. Ulusalcı anlayışla ulus-ötesi dönemde varlığımızı sürdüremeyiz. Ancak bu düşünce biçimini esasen sorunların ortadan kalkmasının çözüme bağlı olabileceği anlayışından ayrıştırabildiğimiz oranda sağlıklı bir ilerleme olabileceğinden bahsetmekte bir mahsur yoktur. Çünkü hali hazırda çözüm noktasında var olan dirençlerin bizim toplumsal gelişimimizin önünde bir engele dönüştürülmesine izin veremeyiz. Çözüm biraz da bölgesel ilişkilerin gelişmesiyle mümkün olacaksa biz ilişkilerimizi kurar, küreselleşme sürecine eklemlenir ve bu sayede AB projesini içselleştirmiş olan taraf olduğumuzu fiilen gösterebiliriz. Eğer çözümün ve karşılıklı ekonomik bağımlılığın refahı artırıcı boyutlarını göz önünde tutarsak, öyle bir ortamda aşırı milliyetçiliğin marjinalize olacağını düşünüyorum ben. Aşırı olmayanı ise yerelde ekonomik ilişkilerde belirleyici olabilir ancak zaten biz iki toplumlu bir yapı öngördüğümüz için bunun da bir mahsuru yok. İhtiyaçla Kıbrıs’taki 20. yüzyıl kalıntısı sorunların hallini örtüştürebilmemiz gerekir. Türk tarafının ayrılıkçı bir zihniyetle güven aşılayıcı gelişmelere imza atması ne kadar mümkün olur? Cevap 2009-2010 sonrası yaşananlarda gizlidir. Kuyruklu yıldıza sahip olmak iyidir ama kuyruklu yıldızı göreceğim diye hep kafamız yukarıda, gözlerimiz kamaşık yaşamamız da o derece zararlıdır. Yok mu bunun bir ortası sence?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s