8. Rekabet Edebilirlik Forumu’nda yaptığım konuşma…

Başarı ölçütü bir türlü dünya normları ile örtüşemeyen Kıbrıs Türk siyaseti açısından Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın Rekabet Edebilirlik Raporları alabildiğine somut mesajlar içermektedir.
“Çıplak kral” masalını bilmeyen yoktur…
Kibirli ve kendini beğenmiş kral, masalın ana figürüdür.
Esas kahraman ise “kral çıplak!” diye bağıran ve halkı cesaretlendiren çocuktur.
Biz Hükümet olarak, çıplak kralı en hızlı şekilde giydirmenin telaşı içerisindeyiz.
Kralın çıplaklığını her platformda tartışmayı da toplumsal bir sorumluluk addetmekteyiz.
Bize düşen başlıca görev krizlerimizi doğru teşhis etmek, halkımıza gerçekçi yaklaşımlarla krizlerden çıkışın reçetelerini anlatmak ve uygulamaktır.
Eğer bir ülkede mali kriz varsa, siyaset kurumunun bu krizi aşmaya odaklanması gerekir.
Çünkü kamu maliyesinin ödeme güçlüğüne düşmesi, o ülkenin iflası anlamına gelir. Normal koşullarda siyaset de reel sektör de yerle yeksan olur.
Geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Umberto Eco’ya göre entelektüel, çıkış yolu gözükmeyen, olması gerekirken hiçbir şey olmayan bir düzende kriz çözmekten çok kriz çıkarmaya yarar. Ama devamla der ki, “Sinemada yangın çıktığında entelektüelin yapması gereken ilk iş itfaiyeyi çağırmaktır. Yoksa sahneye çıkıp yangın redifli bir gazel okumak ya da yangının kavramsal çerçevesi üzerine nutuk atmak değil”.
Değerli katılımcılar,
Kamu maliyemizi sürdürülebilir bir yapıya kavuşturabildiğimiz oranda rekabet gücümüzü artırmaya kamunun katkılarından söz etmemiz mümkün olabilir.
“Yapısal dönüşüm” bu denli kritik bir olgu olarak hükümetimizce siyasetin odağına yerleştirilmiş bulunmaktadır.
Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti ile imzaladığımız üç yıllık programlar bize başka ülkelerin sahip olmadığı müthiş imkânlar sunmaktadır.
Biz, aynı zaman diliminde hem yapısal dönüşümlerimizi gerçekleştirip mali ve ekonomik sürdürülebilirlik yönünde somut adımlar atabilme hem de halkımızın yaşam standartlarını iyileştirebilme şansına sahip olan ender ülkelerdeniz.
Bu programlar sayesinde neredeyse hiç acı reçete uygulamadan ekonomik dönüşümü sağlama kabiliyetine sahip olabilmekteyiz.
Ne var ki diğer yandan bizi üretkenlikten koparan mali yardım bağımlılığı hastalığımız nedeniyle toplumsal açıdan siyasetin rasyonellikten uzaklaştığı da bir gerçektir.
Yapısal dönüşüm süreçlerinin ağır aksak ilerlemesinin sebebi de yine budur:
Mali yardım bağımlılığımız…
Üretimden kopuğuz, dış mali kaynağa bağımlı hale gelmiş bulunmaktayız ve maalesef yıllar içerisinde siyasetimiz de bu dış kaynağa erişim kapasitesi üzerinden şekillenmiştir.
Ya “şükran” diyoruz veyahut da bağıra çağıra tehdit ediyoruz. Mali krizlerimizi aşma kabiliyetimiz de bu iki metotla sınırlandırılmış bulunmaktadır.
Mali bağımlılıktan kaynaklanan kendi üretim ilişkilerimizdeki çarpıklıklar sosyal, kültürel ve ahlaki yozlaşma sürecimizin başlıca sebebi olarak çözüm beklerken, değişen Türkiye ile ilişkilerimizi de karşılıklı güvensizlik başta olmak üzere çeşitli yönlerden belirleyen neredeyse esas faktöre dönüşmüştür.
Kısacası, siyaset kurumumuz içinden geçmekte olduğumuz tarihsel dönemeçte zor bir vakayla karşı karşıyadır.
Çare de dert de Türkiye ile ilişkilerimiz üzerinden açıklanabilmektedir.
Bu kısır döngüden bizi kurtaracak olan ise mali yardım bağımlılığımızı aşmaya ve gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye dâhil tüm muhataplarımızla karşılıklı ekonomik bağımlılık ilişkilerini tesis etmeye odaklanmamızdır.
Bu konuda uzun yıllardır devam eden sorunsalı siyaseten aşmayı başarmış olan hükümetimiz, rekabet edebilirliğimizle ilgili sarf edilecek her sözün doğru zeminde ele alınmasını da sağlamış bulunmaktadır.
Su konusunda gelinen aşama, bunun en güzel örneğidir.
2015’te kamu maliyesi olarak deniz suyundan arıtılmış su alımları için 3,5 milyon TL harcadık. Devlete ait kuyulardan su temini için elektrik alımına 15 milyon TL ödedik. İçme suyu tesisi yapım giderleri ve benzeri giderler için dış yardımlarla 20 milyon TL’ye yakın harcama gerçekleştirdik. 2015’te toplamda 40 milyon TL’ye yakın bir harcama gerçekleştirmiş olduk.
Belediyelerimizin su alanındaki tüm altyapı yatırımları da dış yardımlara bağımlıydı ve her yıl bu alanda yaklaşık 20 milyon TL’ye yakın bir harcama yapılmaktaydı. Bu yardımlara rağmen işletmedeki zafiyetlerimiz nedeniyle belediyelerimizin tamamının su alanındaki giderleri gelirlerinden fazlaydı. Son 3 yılda yerel gelirlerimiz %33,48 artarken, belediyelerimize devlet katkısını bu dönemde nominal olarak %50,29 Aralık 2012 – Aralık 2015 TÜFE oranı olan %26,51’den arındırdığımız zaman %23,78 gibi Reel olarak artırmış olmamıza rağmen yerel yönetimlerimizin halen mali yönden sürdürülebilir olmaktan uzak olduğu bir gerçektir.
Biz su konusunu ele alırken dedik ki hem alt yapı yatırımlarını çok hızlı bir şekilde tamamlayıp kayıp kaçağı ortadan kaldıralım ve zararı sıfırlayalım hem kamu maliyemizin bir kara deliğini kapatalım hem belediyelerimiz gelir elde etsin hem de Türkiye ile en azından bu alanda mali yardım bağımlılığını aşıp karşılıklı ekonomik ilişkiye geçişi sağlayalım.
Bu büyük bir hedefti ve az önce bahsettiğim kısır döngü nedeniyle bu konudaki siyasi kararlılığımızı uygulamalarımıza yansıtmamız hiç de kolay olmadı.
Ortalık yangın yerine dönmüşken, bazıları gibi yangın redifli gazel okumadık, yangını söndürmek için gerekeni yaptık. Mali yardım bağımlılığı hastalığımızın semptomları ile mücadele ettik.
Bağırıp çağırınca, tehdit edince Türkiye’nin altyapı yatırımlarımızı kendi kamu gücüyle karşılamak durumunda kalacağını, bizim de temin edilen su ve yeni altyapıyla günümüzü gün etmeye devam edebileceğimizi düşünenler olmuş olabilir.
Biz hem bunun eski siyaset olduğunu toplumumuza anlattık hem de Türkiye’yi böyle bir hataya düşmemesi konusunda gücümüz yettiğince uyardık ve bir noktaya kadar muvaffak olabildik.
Kısacası, günübirlik siyasete kendimizi kaptırmadık, duygularımızla değil rasyonel akılla süreci ilerletmek için yoğun bir çaba içerisinde olduk.
Günün sonunda Ankara’da atılan imzalarla somut bir ilerlemeye şahitlik etmenin mutluluğu ile çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Son üç ay içerisinde hükümetimizin bu anlaşmaya son şeklini vermek üzere Türkiye Cumhuriyeti ile yürüttüğü istişarelerde iki temel noktaya odaklandık. Bunlardan birincisi Kıbrıs Türk halkının yönetim erkinin teyidi idi. Diğeri ise dış yatırımcılar açısından risk algısına sebebiyet vermeyecek, belirsizliklerden arındırılmış bir ihale sürecinin yürütülmesi suretiyle kamumuzuntoplam giderlerinin azaltılması ve toplam gelirlerinin artırılması idi.5 yıllık bir sürede yılda yaklaşık 150 milyon TL’lik bir yatırım kapasitesiyle toplamda ülkemize 600 milyon TL’nin üzerinde bir dış sermaye girişinin gerçekleşmesini hedefledik.
Hükümetimizin yürüttüğü yoğun istişarelerle son şeklini alan anlaşma, tipik bir Kamu-Özel İşbirliği’ni öngörmektedir.
Bu modelle sadece Türkiye’den temin edilen su etkin ve verimli kullanılmış olmayacak, aynı zamanda Kıbrıs Türk halkı hızlı bir biçimde su alanındaki altyapı yatırımlarını tamamlamış, kaliteli hizmetlere en makul fiyatla kavuşmuş olacaktır.
Gelişmekte olan bir ülke konumundaki KKTC, kalkınmanın en temel öğesi sayılan altyapı yatırımlarına ilişkin mali zorlukları aşıp hızlı bir şekilde kalkınmaya ve gelişmiş bir ülke konumuna erişmeye odaklanmıştır. Bu sayede yapısal dönüşümün tetiklenmesi, ekonominin geliştirilmesi, kamu maliyesinde gelir-gider dengesinin sağlanması öngörülmektedir.
Su alanındaki altyapı ihtiyacını Kamu-Özel İşbirliği ile karşılayarak kamu bütçesindeki imkânsızlıklar nedeniyle halkımızın daha uzun yıllar altyapı sorunlarından, kalitesiz hizmetlerden ve yüksek fiyatlardan kaynaklanan mağduriyetine son veriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin yardımlarına bağımlı bir toplum olmaktan çıkıp bu alanda kendi yağıyla kendi ciğerini kavurabilen, siyaseten güçlü ve gerek Türkiye Cumhuriyeti ile gerekse AB ve olası çözüm koşullarında Kıbrıslı Rumlarla ilişkilerinde daha sağlıklı bir zeminde işbirliği yapabilecek bir toplum olma yönünde somut bir adım atıyoruz.
Bu anlaşma, sadece su alanında iki ülkenin işbirliğini değil aynı zamanda siyaseten kalkınmaya odaklanmış bir halk olduğumuzu da teyit eden bir içeriğe sahip olması bakımından oldukça stratejik bir öneme sahiptir.
Bu vizyonla, altyapı yatırımlarına ihtiyaç duyulan her alanda kamu bütçesinin imkânsızlıkları nedeniyle aciz konumunda olunmayacak, altyapı yatırımlarına ilişkin tek alternatifimizin Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi kamu kaynaklarından sağladığı mali yardımlar olduğu şeklindeki anlayış ortadan kalkmış olacaktır. Bu sayede, Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerimiz, “mali yardım bağımlılığı” kıskacından kurtulup, “karşılıklı ekonomik ilişkiler” boyutuna taşınmış olacaktır. İki ülke arasındaki siyasi ilişkiler de buna bağlı olarak çok daha sağlıklı bir zemine kavuşacaktır.
Kendi ayakları üzerinde durabilen bir Kıbrıs Türk halkı ile normalleşen ilişkileri sayesinde Türkiye Cumhuriyeti, olası bir çözümün ardından Kıbrıslı Türkler vasıtasıyla AB ile de daha etkili ilişkilere kavuşmuş olacaktır.
Çözüm müzakereleri devam ederken kendi ayakları üzerinde durabilen bir yapı tahayyülümüz sadece bizim için değil seviyeli ilişkilerden medet umarak bizimle ilişkilerini düzenlemeye odaklanacak tüm muhataplarımız açısından da en doğru alternatif olarak değerlendirilmelidir.
Kıbrıs Türk halkı, uzun yıllardır devam eden varoluş mücadelesine, kamu-özel işbirliklerini de içeren kalkınma stratejisi ile çok daha güçlü bir biçimde devam edecek ve tüm muhataplarıyla ilişkilerini bu yeni düzlemde geliştirebilecektir.
Bu bilinç ve stratejik yaklaşımla, barış, çözüm, demokrasi, sosyal adalet ve kalkınma vizyonumuz doğrultusunda halkımıza en iyi hizmetleri sunmak için çalışmaya devam edeceğiz.
Hem “kral çıplak” diyenlerle hemfikir olmanın hem de çıplak kralı en hızlı şekilde giydirmenin telaşı içerisindeki kabinenin bir mensubu olmanın kuşkusuz güzel yanları kadar zorlukları da vardır.
Bu yıl sizlere en büyük sorunumuz olan kamu borçlarının en azından faiz ödemelerini gerçekleştirmeye başladığımızın müjdesini ne yazık ki veremiyoruz.
Ancak geçtiğimiz yıl burada Maliye Bakanı olarak sizlere seslenen Zeren Mungan’ın disiplini sayesinde siyasi krizlere rağmen yerel gelirlerle eskisinden çok daha yüksek düzeyde cari harcamalarımızı karşılayabilecek konuma eriştiğimizi rahatlıkla ifade edebilirim.
Son 5 yılda vergi gelirlerimiz reel olarak %7,38 artmıştır. Dâhilîde alınan KDV gelirlerimiz %31,15 oranında artmış bulunmaktadır. 2012’de yerel gelirlerin yerel giderleri karşılama oranı %84,12 iken 2015’i %90,04 ile kapatmış bulunuyoruz. Hedefimiz kendi gelirlerimizle genel giderlerimizi karşılayabilmektir.
2012 yılında yerel gelirlerimizle genel giderlerimizi karşılama oranımız %70,91 iken bu yıl bu oranı %75,93’e çıkardık. Yaklaşık %24 gibi yüksek bir oranda bütçe açığımızı Türkiye Cumhuriyeti ile imzalanan ekonomik ve mali protokollerle sağlanan hibe ve kredilerle kapatmaktayız.
Bir sonraki yıl kamu borçlarını döndürmeye başladığımızı heyecanla paylaşacak bir Maliye Bakanı’nın sizlere hitap etmesini sağlamak üzere çalışmaya devam edeceğiz. Ancak da bu başarı ölçütünü yakalayabilecek bir kamu maliyesinin reel sektörün önünü açabileceğinin bilincindeyiz. Finansmana erişim ve finansman maliyetlerinin düşmesini sağlamak için kamu borçlarını döndürmeye başlamamız gerekir.
Bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonu ile Sayın Başbakanımızın kararlılığının yanı sıra bizlere “çıplak kral” masalını anımsatan bilimsel raporlarıyla uyarılarda bulunan sivil toplumun çabaları, en büyük gücümüz olmaya devam edecektir.
Rekabet Edebilirlik Raporu’nun vizyonumuzugüçlendirmesini ve Federal Çözüm koşullarında dünya ile rekabet edebileceğimiz bir ekonomik yapıya kavuşmamıza katkı yapmasını diler, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s