KTTO 53. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığım konuşma…

1459597350Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın 53’üncü Olağan Genel Kurulu’nu saygıyla selamlarım.

Ticaret Odası, toplumsal sorunlarımızı dünyalı bakış açısı ile ele almakta, bu özelliğiyle toplumsal gelişimimize önemli katkılar sağlamaktadır.

Gerek Kıbrıs’ta federal çözüm ve AB üyeliği perspektifine yaptığı somut katkılar gerekse içinde bulunduğumuz koşullarda Türkiye ile ilişkilerimize gerçekçi yaklaşımlarıyla sağladığı destek takdire şayandır.

Bu bakımdan 52’inci Olağan Genel Kurul sonrasında görev yürüten Sayın Fikri Toros ve yönetim kurulunu gösterdikleri yüksek performanstan ötürü gönülden tebrik ederim.

2008 Küresel Finans Krizi’nin ardından maliye politikaları odaklı yapısal dönüşüm hamleleri bütün dünyada siyasetin odağına yerleşmiştir.

Bugün Çin’den gelen büyüme rakamlarının düşüklüğü ve petrol fiyatlarındaki gerilemeyle küresel ekonominin gidişatına ilişkin artan kaygılar söz konusudur.

Bir yandan küresel düzeyde kamu borçları ile mücadele devam ederken diğer yandan özel borçlarla ilgili balon diye tabir edilen yüksek büyüme oranları tedirginlik yaratmaktadır.

OECD üyesi gelişen ülkelerde toplam borçluluk oranının milli gelirin yüzde 185’ine ulaşarak rekor kırdığı bir dönemden geçmekteyiz.

2008 sonrasında buhran yaşayan örneğin Yunanistan gibi AB üyesi ülkeler hâlâ mali krizlerini aşmaya çalışmaktadır.

Geçtiğimiz ay içerisinde Yunanistan hükümeti ile AB kurumları arasında Yunanistan’ın borcunun azaltılması ve 2017-2018 yılları için bütçe açığının kapatılmasına ilişkin çetin müzakereler gerçekleşmiştir.

Biz de bir yandan AB, Dünya Bankası ve İMF yetkilileri ile federal yapıya ve AB üyeliğine hazırlanma perspektifi ile perde gerisinde çok yoğun bir çalışma yürütürken diğer yandan da Türkiye’ye mali yardım bağımlılığımızı ortadan kaldıracak şekilde mali politikalar odaklı yapısal dönüşüm için Türkiye ile çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

Bu noktada halkımızın bizden beklentisi toplumsal kimliğimizi ve kültürümüzü de gözetecek şekilde ülkenin geleceği için vizyoner liderlik ve güçlü siyasi irade sergilememizdir.

Kıbrıs Türk halkı yapısal dönüşüme hazırdır.

Kamuoyu araştırmalarına göre halkımızın yüzde 70’i devlette kısmi ya da bütünlüklü bir yeniden yapılanma talebinde bulunmaktadır.

Bu perspektifle, Maliye Bakanlığı, olası çözüm koşullarını da göz önünde bulundurarak yapısal dönüşüme hızla hazırlanmaktadır.

Kamu Mali Yönetim Yasa Tasarısı hazırlanmıştır.

Kamu maliyesinin günün koşullarına uygun şekilde yönetilebilmesi için mevzuatı geliştirme ve idari kapasiteyi artırma çalışmalarımız devam ederken, E-Maliye’nin tüm yönleriyle 2017 ve 2018 itibarıyla uygulamaya girecek olması, çalışmalarımızı destekleyici önemli bir faktör olarak bizleri heyecanlandırmaktadır.

Diğer yandan, yapısal dönüşüme odaklanmak yerine mevcudu koruma çabalarının zaman zaman ön plana çıktığını da gözlemlemekteyiz.

Halen kamu harcamalarımızın milli gelirimizin yarısından fazla olduğu ve kamuda istihdamın işgücünün yüzde 25’ini aştığı koşullarda muhafazakâr değil değişimci ve kararlı bir yaklaşımla bir mesafe kat edebileceğimizin herkes bilincinde olmalıdır.

Güncel meseleleri ele alırken de toplumsal hedeflerimize ulaşmanın önemini ve heyecanını gölgede bırakacak denli bardağın boş tarafına bakmayı marifet saymaktan artık vazgeçmeliyiz.

Burada en kritik hususlardan bir tanesi, ülkeyi yöneten bizlerin, değişim vizyonu hilafına gündeme gelen iltimas baskılarına karşı dirençli bir duruş sergileyebilmemizdir.

Vergi mükelleflerimizin kaynaklarını toplumsal çıkarlar hilafına eski alışkanlıklarla kullanma hatasına düşmememiz gerekir.

Şurası bir gerçek ki soğuk savaşın ardından hızla değişen dünya koşullarında bir türlü Türkiye’ye mali yardım bağımlılığımızı aşma noktasında gerekli atılımları yapabilmiş değiliz.

2000’li yıllarda artan ülke gelirleri ile oluşan konjonktür mali politikalar odaklı yapısal dönüşüm için bir fırsat mıydı?

Bugün için önümüze bakmaktan başka hiçbir çaremiz yoktur.

Ancak sabah bir gazetemizde okudum; dönemin Maliye Bakanı bugün kucağımızda bulduğumuz zorlukları aşmak için yaptığımız işleri komik buluyormuş.

“Dost kara günde belli olur” diyerek cevap hakkımı saklı tutacağım.

İşin özünde ise şu tespiti yapmamız gerekir:

Eğer bir başka ülkeye mali yardım bağımlılığından söz ediyorsak, bu bir mali krizdir.

Üstelik bizim mali krizimiz kronikleşmiş ve kanıksanmış bulunmaktır.

Japonca ve Çincede kullanılan Kanji yazı karakterinde kriz, tehlike ve fırsatın bir arada gösterilmesiyle oluşan bir kelimedir. Yani, her kriz beraberinde fırsatlar da getirmektedir.

Kimi toplum kesimlerinin genel toplum çıkarları hilafına ayrıcalıklarını güvence altına almak için siyaset üzerinde baskı kurmaya çalışması, kronik mali krizimizi bir fırsata dönüştürmemizi de geciktirebilmektedir.

Sosyal adaleti sağlamaya çalışırken diğer yandan unutmamak gerekir ki çürümüşlük yani yozlaşma en az çabayla en fazla kazanım elde etmenin eş anlamlısıdır ve kamu kaynaklarına erişim ve gelir dağılımındaki adaletsizlik dikkate alındığında ülkemiz böylesi bir sorunla karşı karşıyadır.

Bu durumda herhalde en mantıklısı burada bir eşikten söz etmek, mali krizi aşmadan siyaset de dâhil kamu düzenimizin ne ekonomik ne de sosyal beklentilere tam manasıyla cevap verebileceğini açık yüreklilikle paylaşmak ve mali politikalar odaklı yapısal dönüşümün önemini bıkıp usanmadan anlatmaktır.

Bu bakımdan siyaseten yıldızlar dizilinceye değin daha çekecek çok çilemiz vardır.

Şu da bir gerçektir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin bize sağladığı olanakları en iyi şekilde değerlendirmek, reel sektörümüz ve altyapı yatırımlarımız için sunulan hibelere erişimi önemsemek ve aynı zamanda bu kaynakların etkin kullanımını sağlamak gibi de bir ödevimiz vardır.

2016 için bütçemizde öngördüğümüz Türkiye Cumhuriyeti yardım ve kredileri toplamda 1,100 milyon TL tutarındadır.

Yılın dördüncü ayına girdiğimiz halde bu kaynaklara henüz erişememiş olmamız topyekûn iflası getirebilecek denli ciddi bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.

Bu hibe ve kredilerin bizi acı reçete uygulamadan mali krizimizi aşma imkânları ile buluşturduğu tekrar tekrar anlatılmalı ve bazı kesimlerin Türkiye ile imzalanan programları veyahut da Türkiye ile sağlıklı ilişkileri gözeten siyasileri ötekileştirme gayretkeşliğinin kök nedenleri doğru tespit edilmelidir.

Mesele Türkiye meselesi değildir.

Bu ülkede kimse de kendini başkalarından daha yurtsever zannetmemelidir.

Esasta, çürümüşlük yani yozlaşma yani en az çabayla en fazla kazanım elde etme dürtümüz ve bunun siyaset üzerindeki olumsuz etkileri ile yüzleşmemiz kaçınılmaz bir hal almış bulunmaktadır.

Bu düşüncelerle, Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın 53’üncü Olağan Genel Kurulu’nun küresel ve bölgesel siyasi ve ekonomik gelişmelerden ari olmadığımız bilincinin gelişmesine; bu bağlamda tehlikelere dair önlemlerin alınacağı, fırsatların ise doğru değerlendirileceği, yapısal dönüşümün ve değişimin doğru stratejilerle adım adım hayat bulacağı yeni bir döneme girmemize ve en kısa zamanda federal çözüme kavuşmamıza katkı sağlamasını diler, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s