Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Sayıştay (Değişiklik) Yasa Tasarısı, Başbakan Hüseyin Özgürgün döneminde, Sayın Başbakan’ın siyasi iradesi ile Bakanlar Kurulu tarafından Meclis’e sunulan ilk tasarı olması bakımından önemlidir.

Söz konusu Tasarı, İdari, Kamu ve Sağlık İsleri Komitesi’nde görüşülmüş ve oy birliği ile Genel Kurul’a sevk edilmiştir.

Bütçe politikası ve mali unsurları bakımından tasarıda gerek Bakanlar Kurulu aşamasında gerekse Meclis Komitesi aşamasında birtakım iyileştirmeler yapıldığını ifade etmek istiyorum.

Ancak yine de tasarının zamanlaması bakımından Hükümet ile Sayıştay Başkanlığı arasında karşılıklı bir alışveriş yapıldığı izlenimi doğduğunu siyaseten göz ardı etmemek gerekir.

Bizim dönemimizde 47/2010 sayılı yasa uyarınca belirli bir kesime 13. maaş hariç hiçbir ek ödenek sunulamayacağı Sayıştay tarafından bize birkaç kez yazılı olarak bildirilmiş ve geçmişte yapılan birtakım ödemelerin de söz konusu kesimden geri tahsil edilmesi hususunda uyarılar yapılmıştı.

Hükümet değişir değişmez, Sayıştay’ın söz konusu ek ödeneklerin sunulabileceğine ilişkin yazısı ilgili mercilere iletilmiş ve eş zamanlı olarak da Sayıştay (Değişiklik) Yasa Tasarısı gündeme getirilmiştir.

Ben bunu illa ki bir karşılıklı alışveriş şeklinde tanımlamasam da iki olayın zamanlaması böylesi bir ilişki varmış intibaı yaratmıştır.

Bunun üzerine 17 Mayıs tarihinde bir açıklama yaparak bu değişiklikleri hayata geçirecek bir hükümetin Sayıştay Başkanlığı’nı avcunun içine almış olacağını, farklı bir anlatımla, Sayıştay’ın hükümetin emrine amade olacağını ortaya koydum.

Bunun hemen ardından, 24 Mayıs tarihinde SDD isimli bir derneğin beni kınadığını gazetelerden okudum. Derneğin ismini ilk kez duymuştum. Biraz araştırınca, SDD’nin Sayıştay Denetçileri Derneği’nin kısaltması olduğunu öğrendim.

Açıklamada, Sayıştay Başkanlığı ve denetçilerinin tarafsızlığı hakkında asılsız öngörü ve iddialarda bulunduğum üzerinde durulmaktaydı.

Bu yasal düzenlemenin zamanlama bakımından Sayıştay’ın tarafsızlığını sorgulatabileceği üzerinde durulmuyordu.

Dolayısı ile yasanın görüşülmesinin ileriki bir tarihe ertelenmesinin daha doğru olacağı şeklinde bir görüş de ortaya konmadı.

Özetle, “Biz çok önemli bir iş yapıyoruz, maaşlarımızın artmasına kimsenin itiraz etme hakkı yoktur” deniliyordu.

 

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bizim de görevde olduğumuz süre boyunca kimisi Anayasal hak olan kimisi sendikal mücadele kapsamında talep edilen pek çok ilave mükellefiyet yaratabilecek konu gündemimize geldi.

Biz bu konuların tümünü genel bütçe politikası çerçevesinde yorumladık.

Birilerinin haklılığı ya da haksızlığından ziyade tüm harcamaların bütçe olanakları çerçevesinde değerlendirilmesi gereği üzerinde durduk.

2016 bütçesini hazırlarken de bütçe açığı öngörüsünü ve gelirler ve giderlere ilişkin gidişatı göz önünde bulundurarak yapılabileceğin en iyisini yapmaya gayret ettik.

Günün sonunda Türkiye’nin hibe ve kredileri ile birlikte ortaya 375 milyon TL açığı olan ve bizi maliye politikası bakımından toplumsal hedeflerimize yakınlaştıracak bir bütçe çıktı.

Son 7 yıldır toplumsal hedeflere bağlılığımız, bütçemizin neredeyse dörtte birini karşılayan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin de takdirini alması bakımından dikkat çekicidir.

Geçtiğimiz günlerde T.C. Büyükelçiliği Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi Koordinatörü Sayın Ertan Tosun, sosyal medyada yerel gelirlerin giderleri karşılama oranını yansıtan bir grafik paylaştı ve şöyle dedi:

“2009 yılında KKTC yerel gelirleri giderlerin sadece yüzde 72’sini karşılayabilmekte iken 2015 yılında yüzde 90’ını karşılamaktadır. Bu başarı tüm kamuya hizmet eden gerçek bir başarıdır. Bireysel veya zümresel çıkarlara hizmet eden bir başarı değildir. Marifet iltifata tabi olduğuna göre bu başarıyı elde eden KKTC kamu mali yöneticilerine hakları verilmeli, trend kamuoyu tarafından takip edilmelidir”.

Görüldüğü üzere, 2009’dan beridir devam ettirilen istikrarlı maliye politikamız sayesinde Kıbrıslı Türklerin kendi gelirleriyle kamu harcamalarını karşılayabileceği koşulların oluşmasına ramak kalmıştır.

Biz, hükümette hangi partiler olursa olsun adım adım yaklaştığımız bu hedefi önemsiyoruz.

Bu hedefin önemine vurgu yapmamız, 2009-2013 döneminde UBP’nin uyguladığı halk düşmanı maliye politikalarını doğru bulduğumuz anlamına ise gelmemektedir.

Önemli bir hedefe nasıl ulaşacağınız da önemlidir ve biz 2013-2015 döneminde dolaylı vergilere reelde hiç zam yapmadan, dolaysız vergi tahsilatlarını etkinleştirerek bu oranı %84’ten %90’a çıkardık.

Yöntemlerini eleştirsek de 2009-2013 döneminde Maliye Bakanlığı görevini yürüten Ersin Tatar’ın dün yaptığı yazılı açıklama toplumsal hedeflere bağlılık bakımından dikkate alınmalıdır:

“Yeni bir toplumsal atılım süreci için görev Cumhurbaşkanlığı’na Meclisimize ve hükümetimize düşmektedir. Unutmayalım ki, halkımız bizden, bazı kişilerin çıkarları için değil genelin menfaatleri için çok çalışmayı, çözümler üretmeyi beklemektedir”.

Bugün bu yasa değişikliği Meclis’te görüşülmeden bir gün önce eski bir Maliye Bakanı olarak Sayın Ersin Tatar’ın böylesi bir uyarıda bulunmuş olması göz ardı edilebilecek bir husus değildir.

Demek ki Sayın Tatar da toplumsal hedeften uzaklaşma riskini hissetmekte ve kaygılarını toplumla paylaşma gereği görmektedir.

Sayın Başbakan ve Sayın Maliye Bakanı özelinde bu hükümetin benzer kaygılar taşıyıp taşımadığını anlayabilmiş değiliz.

Bugüne kadarki tüm açıklamaları Sayın Tatar’ın aksine hep giderleri artırıcı nitelikte olmuştur.

Gelirlerin nasıl artırılacağına ilişkin hiçbir somut açıklama yapılmamıştır.

Bu yasa değişikliğini gerekçelendirirken yapacakları açıklamalarla hükümeti anlamamıza yardımcı olacaklarını umuyorum.

 

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Normal koşullarda hükümetlerin mali açıdan toplumsal hedeflere yakınlaşabilmek için elini taşın altına koyması beklenir.

Bu özel durumda ise ülkedeki işsizlerin ve özel sektör çalışanlarının kamu kaynakları ile yürütülecek hizmetlerden daha fazla yararlanabilecekleri aşamaya geçiş ikinci planda tutularak Sayıştay Başkanı, üyeleri ve denetçilerine ek tahsisatlar verilmesi öngörülmektedir.

SDD’nin iktidarı değil muhalefeti eleştiren açıklamalarda bulunması tuhaf bir durumdur.

Normal koşullarda bizim hükümetten mali koşulları geliştirerek tüm kesimlerin yaşam koşullarını düzeltmesini talep etmemiz ve siyasetin buna göre şekillenmesi gerekirken şimdi kimin iktidar kimin muhalefet olduğunun anlaşılamadığı bir dönemden geçmekteyiz.

Bizim bu kesime ya da benzer talepleri bulunan diğer kesimlere özel bir düşmanlığımız kesinlikle söz konusu değildir.

Bilindiği üzere tüm kamu çalışanlarının hak ve menfaatleri her yıl yürütülen protokol görüşmelerinde yetkili sendikalarla birlikte değerlendirilmektedir.

Bütçe gelirlerinin 1,1 milyar TL gibi önemli bir kısmını teşkil eden T.C. hibe ve kredilerine ilişkin durumun resmiyet kazanmasının hemen ardından tamamlanması öngörülen 2016 Mali Yılı Protokolü için görüşme süreci henüz resmen sonuçlanmış değildir.

Böylesi kapsayıcı bir süreç ilerletilmediği halde Sayıştay özelinde bu düzenlemelerin gündeme getirilmesi mali açıdan önümüzü görebilmemiz bakımından ciddi sorunlara yol açacaktır.

Bu düzenlemeyi apar topar hayata geçirirken diğer yandan daha bir hafta önce asgari ücreti belirlerken yeterli olmasa da en azından dönemsel enflasyonu dikkate almanızı beklerdik doğrusu. Ağustos 2015- Mayıs 2016 enflasyon oranına göre asgari ücreti hesaplamış olsaydınız yeni asgari ücret 1849 TL olacaktı. Kaldı ki Haziran 2016 enflasyonu henüz ay tamamlanmadığı için netleşmemiştir. Eğer bu da dikkate alınırsa 1849 TL’nin de üzerine çıkılacağı öngörülebilmelidir. Sendikalardan gelecek itirazları değerlendirirken bunu da dikkate almanızı rica ediyoruz.

“Sayıştay ile dost, asgari ücretli çalışanlara düşman” bir görüntü çizip çelişkili bir görüntü vermenizin kimseye bir yararı dokunmayacaktır.

Hal bu iken, biz, Sayıştay Başkanı, üyeleri ve denetçilerine veya başka bir kesime sunulacak ilave kaynakların hükümet tarafından toplumsal hedeften uzaklaşılmaksızın gerekli hesaplamalar ışığında gündeme getirildiğini varsaymak mecburiyetinde kalmaktayız.

Bu bakış açısının bir gereği olarak da hükümetten bu düzenleme ile toplumsal hedefler arasındaki bağı şeffaf bir biçimde açıklamasını beklemek hakkımızdır diye düşünmekteyiz.

 

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Söz konusu toplumsal hedeflere, Yapısal Dönüşüm Programı’nda çok net bir biçimde yer verilmiştir.

Geçtiğimiz hafta onaylanan protokole göre KKTC 2018 yılsonu itibariyle kamu kesimi borçlanma gereğini 790 milyon TL’ye düşürmeyi taahhüt etmiş bulunmaktadır. Benzer şekilde, 3 yıl içinde faiz hariç yerel bütçe açığımızı 100 milyon TL’ye düşürmeyi taahhüt etmiş bulunmaktayız.

Hükümetin, bu iki önemli taahhüt ışığında maliye politikasına yön verip vermeyeceğinin programa bağlılık bakımından da bir turnusol kâğıdı işlevi göreceği muhakkaktır.

Yine Yapısal Dönüşüm Programı’na göre 2015’te yerel bütçenin %79,5’i olan maaş ve maaş benzeri ödemelerin 2016’da %78’e düşürülmesi beklenmektedir. Her yıl yaşanacak %1,5’lik düşüşlerle bu oranın 2018 yılsonu itibariyle %75 olması öngörülmektedir.

Türkiye’de bu oran %36 dolaylarındadır.

Maaş ve maaş benzeri ödemelerin yerel bütçedeki payının bu denli yüksek oluşu maliyeye değil esasta tüm siyaset kurumuna çok ciddi sıkıntılar yaşatmaktadır. Çünkü bütçedeki katı giderlerin aşırı yüksek olması, siyasi kararlara bağlı olarak esnek bir bütçe yapısı ile yürütülecek pek çok icraatın havada kalması sonucunu doğurmakta ve siyaset kurumu adeta işlevsizleşmektedir.

Bu tasarıyı görüşürken, bizim hükümetten beklentimiz, bu somut veriler ışığında ne gibi düzenlemelerle birlikte toplumsal hedeflere yakınlaşacağımızın da yalın bir dille bizimle paylaşılmasıdır.

Çünkü bugün bir kesime sunulacak ilave kaynakların yarın protokoldeki taahhütleri yerine getirme telaşıyla, gelirleri artırmak adına dolaylı vergilerin fahiş biçimde zamlanacağı ihtimalini de doğurmaktadır.

Özetle, bizim Sayıştay ile bir alıp veremediğimiz yoktur.

Biz, hükümetten, bu yasal düzenlemeyi hayata geçirirken aynı zamanda maliye politikası yönünden veriye dayalı, afaki olmayan, yüzeysellikten uzak, alabildiğine somut açıklamalar duymak ve toplumsal hedeflere hükümetin bağlılığına ilişkin güvenceleri gözlemleyebilmek istiyoruz.

“Yıllık 200 bin TL’lik ilave mükellefiyet genel bütçe içinde nedir ki?” gibi meseleyi küçümseyici yaklaşımlarla bir ülkenin yönetilemeyeceğinin hükümetçe kavranması beklentisi içerisindeyiz.

Başbakan’ın, bu düzenlemenin ardından gündeme gelecek yeni haklı talepleri de öngörebilmesini temenni etmekteyiz.

 

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Bu yasa değişikliği, Sayıştay Başkanı ve üyelerinin temsil ödeneğinin gelir vergisi hesaplamasında dikkate alınmayacağını içermektedir.

Hâlbuki Gelir Vergisi Yasası’nın 4. maddesi vergiye bağlı gelirin unsurlarını açıklamakta, 6. maddesi ise istisnalar ve muaflıkları belirlemektedir.

4. maddenin 1. fıkrasına göre hizmet karşılığında alınan para ve para ile temsil edilebilen menfaatler ücret sayılmakta ve bu ücreti alan bakımından almaya hak kazandığı yılın geliri sayılmaktadır.

6. maddenin 1. fıkrası ise Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Meclis Başkan Yardımcısı, Başbakan, Bakanlar, Milletvekilleri ile Yargıç ve Savcılara verilen temsil ödeneği ve güvenlik kamu görevlilerine Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Mali Tüzüğünde saptanan esaslar çerçevesinde verilen yan ödenekleri gelir vergisinden muaf tutar. 6. maddenin 2. fıkrası ise kamu görevlilerine ve siyasal kamu görevlilerine dış ülkelerde yaptıkları görev karşılığı ödenen ve Bakanlar Kurulu tarafından saptanan özel tahsisatı gelir vergisinden muaf tutar.

Buna göre Sayıştay (Değişiklik) Yasası’ndaki Sayıştay Başkanı ve üyelerinin temsil ödeneğinin gelir vergisi hesaplamasında dikkate alınmayacağı şeklindeki husus, Gelir Vergisi Yasası ile çelişmektedir.

Teknik olarak özel yasalardaki bu gibi unsurların yasallığı ileri sürülebilse de Gelir Vergisi Yasası gibi tüm toplumu doğrudan ilgilendiren bir yasasının bu şekilde baypas edilmesinin gelecekte ciddi sorunlara yol açacağı da muhakkaktır.

Bu çelişkinin dikkate alınmasını, eğer bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için Gelir Vergisi Yasası’nda bir değişikliğe gidilmesi öngörülecekse, sözü edilen tüm kamu görevlilerinin temsil ödeneğinin gelir vergisinden muaf tutulmasını ortadan kaldıracak şekilde bir düzenlemeye gidilmesini öneriyorum.

En doğrusu ise bugün böylesi bir çelişkiye mahal vermeyecek şekilde Sayıştay Değişiklik Yasası’nın Genel Kurul aşamasında bir öneriyle düzeltilmesi olacaktır.

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Son olarak Sayıştay Yasası’nın 38. maddesine ilişkin hükümeti sunduğu tasarıda yer alan özerklik noktasına değinmek istiyorum.

Hükümetin sunduğu tasarıdaki “Sayıştay mali bağımsızlığa sahiptir” ifadesi, komite aşamasında, “Sayıştay, genel bütçe içerisinde kendi bütçesi ile yönetilir” şeklinde düzenlenmiştir.

“Sayıştay bütçesine ilişkin iş ve işlemleri Sayıştay Başkanı yürütür ve Bütçe yasası kurallarına bakılmaksızın ayrılan ödenekler Sayıştay’ca özerk biçimde kullanılır” şeklindeki ifade ise “Sayıştay bütçesine ilişkin iş ve işlemleri Sayıştay Başkanı yürütür ve ayrılan ödenekleri, her yıl Ocak ayında ayrıntılı ödeme planını Maliye İşleriyle Görevli Bakanlığa bildirerek kullanır” şeklinde düzenlenmiştir.

Yapılan bu düzenlemelerle Sayıştay Değişiklik Yasası’ndaki bütçe maddesine ilişkin düzenlemeler, ülkemizdeki bütçe politikası ve uygulamaları ile uyumlu bir yapıya kavuşturulmuştur.

Beni dinlediğiniz için teşekkür eder, saygılar sunarım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s