Su konusu iyi yönetilemiyor…

Türkiye ile imzalanan anlaşmanın ardından yine bu anlaşmaya bağlı olarak geçiş dönemi protokolü de imzalandı ve Türkiye’den temin edilen su halkımızın depolarına akmaya başladı.

Buraya kadar iyi güzel de bundan sonrası tam bir bilinmezliğe dönüşmüş durumdadır. Kimin ne yaptığını anlayabilen var mı?

Belediyelerin sürece katılımı ve katkılarının önemini her fırsatta dile getiriyoruz. Türkiye’ye meramımızı anlatabildik ama buradaki yeni hükümete anlatamadık. Hükümet belediyelerle işbirliği yapmak yerine soğuk savaş yöntemlerinden medet umuyor. Ülkeyi yönetmekten sorumlu merkezi hükümet, üstlendiği sorumluluğun gereklerini yerine getirmiyor, ülkeyi yönetemiyor. Hal böyle olunca da kaos ortamında belediyelerin geçiş dönemi sonrası yeni sisteme girişin avantajlarını sağlıklı bir biçimde değerlendirebileceği koşullar bir türlü oluşamıyor. Tam bir kör dövüşü yaşanıyor. Geçiş döneminin süresi uzuyor, yatırımlar gecikiyor, yönetim erkimizi DSİ’den devralmamız belirsiz bir tarihe öteleniyor. Hepsi bir yana, bu karmaşada olan halkımıza oluyor! Halk, bedel ödüyor!

Belediyeler, geçiş döneminde zarar etmeyecek şekilde halka suyu ulaştırmak durumundadır. Kimsenin belediyelerin batmasını savunacağını ben düşünemiyorum. Bundan ötürü belirlenen yüksek su fiyatlarını eleştirirken hükümetin buradaki sorumluluğunu göz ardı etmek yapılabilecek en büyük yanlıştır. Top hükümettedir. Hükümet, tüm belediyeler için ortak bir perakende satış fiyatı belirlemeyerek sorumluluktan kaçmıştır. Belediyelerin belirlediği yeni su tarifelerini onaylayıp onaylamamak da hükümetin elindedir.

Denizleri, dağları aşıp belediye depolarına ulaşan arıtılmış suyun fiyatı 2,3 TL. Belediye depolarından abonelere ulaşan suyun fiyatı ise bu fiyatın iki katından fazla! Buradaki normal olmayan durumu sadece mevcut belediye yönetimlerine mal etmemekle birlikte durumun normal olmadığını da tespit etmek ve hükümetle belediyelerin birlikte bu sorunu aşmasını beklemek halkın en demokratik hakkıdır.

Hükümet bu durumda ne yapmalı?

Bakanlar Kurulu’nun belirlenen tarifeleri reddetmesi belediyelerle soğuk savaşın devamı anlamına gelecek. Bunun yerine niye hükümet ve belediyeler bir masa etrafında toplanıp süreci düzgün şekilde birlikte yönetmiyorlar? Niye fatura hep halka kesiliyor bu kör dövüşünde?

Hükümet kayıpları gidermek üzere belediyelere mali açıdan destek sağlanırsa belediyelerin yeni sisteme girmemesinden endişe ediyor olabilir. O halde oturup anlaşsınlar. Belediyeler gereğini yapsın, hükümet de üzerine düşen görevi yerine getirip kayıp kaçak oranlarının düşürülmesine gerekli katkıyı sağlasın. Bu kadar mı zor bunu yapmak?

Halk belediyelere “geçiş döneminde suyu alın” baskısı yaptı. Belediyelerin büyük çoğunluğu da buna saygı duydu. Şimdi, “fiyat yüksek” denilerek belediye başkanları dövülüyor. Örneğin LTB Başkanı Harmancı kendini savunmak için “Siz istediniz girdik… Belirlediğimiz tarife iddia edildiği gibi 7 TL değil, ilk 20 ton için ortalama 5,4 TL’dir” diyor… Netice? Yine belediyeye mal oluş fiyatının iki katından fazla bir fiyatı Başkan savunmak zorunda kalıyor, Lefkoşa halkı da bu fiyatı ödemek zorunda kalıyor! Hükümet yetkilileri ise bir sonraki yerel seçimin hesabını yaparak sadece izlemekle yetiniyor. Böyle rezalet olamaz.

Hükümet de belediye yönetimleri de şunu çok iyi bilmeli:

Burası bir hukuk devletidir. Demokrasi, hukukun üstünlüğüdür de aynı zamanda. Her isteyen keyfine göre ülkeyi ya da belediyeleri yönetemez, yasaları ya da uluslararası anlaşmaları yok hükmünde farz edemez. Birtakım boşluklardan yararlanmaya çalışarak, ayakları yere basmayan, fizibl olmayan uçuk kaçık fikirlerle, maceracı yaklaşımlarla, bir sonraki seçime yönelik küçük hesaplarla böylesi ciddi bir konuda kamu yöneticiliği yapılamaz, halka bedel ödetilemez.

Su yönetiminin en kısa zamanda tamamen Kıbrıs Türk halkı tarafından üstlenilebilmesi ve belediyelerimizin olası mali zorluklardan daha kısa bir süre için etkilenmesinin sağlanması hükümetin sorumluluğudur. Geçiş dönemi geçici bir süreyi işaret eder ve bu dönemin en erken zamanda son bulmasını sağlayacak şekilde davranılması gerekir.

Su ile ilgili tartışmaların ilk başladığı dönemden beridir herkesin üzerinde mutabık kaldığı konu yönetim erkimizin sulandırılmamasıydı. Bu kör dövüşü, bu konudaki kaygıları artırmaktadır. Bu kaygıları gidermek de başta hükümet olmak üzere tüm ilgili tarafların ortak sorumluluğudur.

Mecbur mu bu halk siyasetçilerin kuru inadı ve çekişmeleri yüzünden yönetim erkimizin başka bir ülkeye belirsiz bir süre için devredilmesini seyretmeye ve üstelik aynı zamanda da yüksek bedeller ödemeye?

Yazık, günah…

Bir ülke ancak bu kadar kötü yönetilebilir…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s