Musibetler bini aşıyor…

İthalat bedeli değişmediği halde sigaraya uygulanan fon 1 TL zamlanınca şu tespitte bulunmuştum:

“Dolaylı vergilere zam furyası yani halkın cebine el atarak açıkları kapatma dönemi böylelikle başladı! Bu bir maliye politikasıdır, prensip meselesidir ve bir kez uygulandı mı arkası gelecek demektir”…

Üzerinden 1 ay dahi geçmeden 109 gıda ürününe yüzde 3 fon uygulaması gündeme geldi.

Lokantalarda yiyeceğimiz bir tabak yemeğin fiyatına doğrudan yansıyacak bir zamdan söz ediyoruz.

Turizm ve Eğitim alanlarında yol açacağı büyük sıkıntılar görülemiyor mu?

Zaten pahalı olan yaşamın daha da pahalılaşacağı öngörülemiyor mu?

Zincirleme etkiyle bu uygulamanın fiyatları yüzde 10’a yakın yükseltmesi öngörülüyor.

Kamu maliyesinin giderleri hayat pahalılığından ötürü kalıcı biçimde artacak.

Düşünsenize, bu yıl emekliye ayrılacak bir kamu çalışanı, bu zamlar nedeniyle oluşan hayat pahalılığı brüt maaşına yansıyacağından, örneğin 30 yıllık geçmiş hizmetleri ışığında emeklilik ikramiyesi hesaplanırken brüt maaşındaki artış ikramiye miktarını ciddi şekilde yükseltmiş olacak.

Eşel mobil ile kamu çalışanları enflasyona karşı korunacak, maliyenin giderleri artacak yani hesapları şaşacak doğru ancak ‘biçare’ özel sektör çalışanları alabildiğine fakirleşecek…

Oluşan açığı kapatabilmek için hükümet mecburen dolaylı vergilere yeni zamları gündeme getirecek. Şu veya bu biçimde kamudan çek almayıp da bu ülkede yaşama tutunma derdinde olan sessiz çoğunluk ise ekmeğini bölüp yemek durumda kalacak…

Brent petrol fiyatlarının tekrardan 50 doların altına düştüğü bugünlerde benzine de 6 kuruş zam yapıldı.

Kısa süre sonra elektrik tarifeleri de zamlanacak.

Herkes yüzde 3 fona ve pahalılığa odaklandı ancak azınlık hükümetinin TÜK’ün emeklileri ile ilgili “açılımı” da yapısal dönüşümü zehirleyecek bir ihtivaya sahiptir.

Yapısal sorunlarından ötürü zarar eden diğer kamu kurum ve kuruluşlarının emeklileri ne olacak?

KIBTEK, Kalkınma Bankası sırada bekliyor…

Tüm sorunlarımızın kök nedeni olan kamu iç borcu ve bütçe açıkları böylelikle daha da büyüyecek.

Bu da daha fazla borçlanmayı, daha fazla dolaylı vergilere zamları, daha fazla dış kaynak ihtiyacına bağlı olarak dışa bağımlılığın artmasını yani Ankara’ya avuç açmayı gündeme getirecek.

Tüm bunlar CTP’nin 3 yılda maliye alanındaki performansı sayesinde yerel gelirlerimizin kamunun cari harcamalarının yüzde 95’ini karşılamasını sağladığı koşullarda gündeme geliyor.

Eğer CTP iktidarda kalsaydı 2017 sonu itibariyle kamunun cari harcamalarına T.C. desteğini sıfırlamış olacaktı.

Ancak bunun kalıcı olabilmesi sadece ve sadece yapısal dönüşümdeki performansa bağlıydı. Dolayısı ile hükümette hangi parti olursa olsun, mali yapıda gelinen aşamayı bozmamaya ve reformlara odaklanma gibi bir sorumlulukla hareket etmeliydi.

Siyasette ise kaos büyüyerek devam ediyor. Reformlara sorumluluk bilinciyle dört elle sarılmaktan çok uzağız.

Ülkedeki gidişatı yakından takip edenler, en azından mali yapı bozulmasın diye Türkiye’nin devletlerarası anlaşmaya bağlı mali denetiminden medet umar pozisyondadır. Ancak belli ki Türkiye de bu dönemde ‘Kıbrıslı Türk soydaşları üzmemek üzere’ kabuğuna çekilmiş durumda.

Bu koşullarda başkalarından medet ummaksızın yapısal reformları sahiplenecek ve programını günü gününe uygulayacak bir iktidara ihtiyacımız var.

“Bir musibet bin nasihatten iyidir” denilse de yaşadığımız musibetler bini aşıyor.

Diğer yandan kendini en yurtsever ve en solcu lanse etmeye çalışanlar, yapısal dönüşümü savunanları bir çırpıda ‘ver kurtulcu’, neoliberal, özelleştirmeci, Türkiyeci, vb. ilan etmeye devam ediyor.

Dün bir gazetede açıklamaları yayınlanan TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit, sol seçmeni cezbetmek için CTP’ye verdi veriştirdi.

Tüm bu olup bitenlere rağmen bu garabet linç kültüründen medet umduğunu adeta ilan etmiş olmadı mı?

Kıbrıs sorununda çok kritik bir aşamadan geçerken Cumhurbaşkanı’na adeta hakaret eden Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı konuştukça hiç mi yürekler sızlamaz da utanmadan bir de sözde sol demagojiden medet uman açıklamalara imza atılır?

Üstelik de siyasi geçmişi TKP-TDP ile anılan Sayın Cumhurbaşkanı CTP’lilerin de desteği ile seçilmiş ve dahası bu kritik dönemeçte CTP’nin Sayın Cumhurbaşkanı öncülüğünde yürütülen çözüm sürecine katkısının önemi de ortadan iken…

Bugünkü bu son derece olumsuz ve bedeli ağır olan siyasi kurgu karşısında Kıbrıs Türk solunun da artık aynaya bakması, iktidar mevhumu ile arasına koyduğu derin uçurumu nasıl ortadan kaldıracağını tartışması ve özeleştiri yapması gerekmiyor mu?

Bakalım aklımızı ne zaman başımıza toplayacağız…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s