2017 Bütçe Görüşmeleri – Komite Konuşma Notları

2017 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı’nı görüşmeye başlarken öncelikle bir ülkenin kamu bütçesinin sayılardan ibaret olmadığının altını çizmek istiyorum.
Sayıların yaratmayı hedeflediği performans ve oluşturacağı değerler büyük önem taşır.

Unutmamak gerekir ki bütçe ülkenin geleceği için hazırlanır.

Esas amaç ekonominin çarklarını döndürmeyi başarmaktır.

Daha çok istihdam, daha çok üretim, daha çok katma değer, daha eğitimli ve sağlıklı bir toplum yaratmak temel hedeftir.

Bunun için ise etkin kaynak dağılımı şarttır.

Bir yandan makro-ekonomik hedefler bağlamında kamu borçlarına ve bütçe açıklarına ilişkin verileri değerlendirirken diğer yandan da her alanda bütçe imkânları ölçüsünde finansal sürdürülebilirliğe bakmak, eğer herhangi bir alan için ayrılan bütçe sürdürülebilir finansman için yetersiz kalıyorsa bu hedefe ulaşmak için gerekli yapısal düzenlemelere gitmek günümüz siyasetinin en temel görevi sayılmaktadır.

Kuşkusuz demokrasi, insan hakları, yoksullukla mücadele, gelir dağılımında adalet ve eşitlik temelli tüm değerler insan odaklı siyasetin temel parametreleri sayılmalıdır.

Mali sürdürülebilirliği sağlamak ise kamu yönetiminde ilerici siyasetin yani değişimin odağında yer almalıdır.

Günümüzde her bir bireyin ve gelecek nesillerin barınma, beslenme, eğitim ve sağlığını tam manasıyla güvence altına alacak bir sistem kurmamız hayal gibi algılansa da bu ideale bizi yakınlaştıracak yegâne tutum, gelecek nesillerin yaşam koşullarını gözetecek politikalar geliştirmeye odaklanmaktır.   

Çünkü bizler için siyasette esas amaç gelecek nesillere kendilerini güvende hissedebilecekleri bir yapıyı miras bırakmaktır.

Mali sürdürülebilirliğin sağlanması bu bakımdan çok önemlidir ve bu idealden şaşmadan günlük siyasete yön vermeye çalışmak, zor olsa da mutlaka gözetilmesi gereken bir hedeftir.

Mevcut sistemimizin mali yönden sürdürülebilir olmadığından hareketle, herkesin bugüne kadar baktığı yerden bakarsak sadece aynı şeyi göreceğimizi, bugüne kadar herkesin yürüdüğü yoldan yürürsek sadece aynı yere çıkacağımızı kavramak ve seçilmiş milletvekilleri olarak bugüne kadar tekrarlanmış yanlışlardan uzak durarak bütçemizi doğru zeminde tartışmak gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.

Yerel gelirlerimizin cari harcamalarımızın yüzde 95’ini karşılayabildiği seviyelere çıktığı koşullarda, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçe açığımıza 200 milyon TL’lik katkısı ve Reform Destek Ödeneği’nden elde edilebilecek diğer katkılara rağmen 2016 yılsonunda borç faizi ödeyip ödemeyeceğimiz henüz kamuoyu ile paylaşılmış değildir.

Hâlbuki bu mali yapıda görev yürüten tüm hükümetler açısından bütçe yönetiminde en somut başarı kriterinin kamu borç faizi ödemesi yapabilmek olduğu bilinmektedir.

Bu bakımdan, Sayın Denktaş’ın, çeşitli ortamlarda sürekli tekrarladığı “çok paramız var” şeklindeki açıklamalarını basit bir algı oyunundan ibaret saymak gerekir.

Zaten son günlerde gündeme gelen eylemler, karşı karşıya olduğumuz sıkıntıların çok ya da az paramız olduğu üzerinden değerlendirilmesinin yanlış olacağını da teyit etmiş bulunmaktadır.

Mutlaka okumuşsunuzdur; Maliye Bakanı Sayın Denktaş 24 Temmuz 2016 tarihli bir röportajında, 5 milyar TL’yi aşan iç borcun döndürülmesi ile ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulunmuştu. 

Demişti ki, “5 milyar TL’nin içinde faiz de dahildir. Bunun faiz pazarlığı, ödeme planıyla ilgili çalışmalar yapılmıştır. Belli bir yöntem geliştirdik. Ben iki yılda bu borcun kapanacağını düşünüyorum”. 

Gazeteci soruyor; “bu konuda somut adımlara ne zaman başlayacaksınız?”. 

Serdar bey yanıt veriyor; “yakın bir zamanda başlayacağız”. Tarih 24 Temmuz 2016.

Sayın Bakan’ın kamuoyu ile de paylaştığı çerçevede geliştirdikleri yöntemden yasama organını haberdar etmek, hazırlanan bütçeye onay talep ederken, bu sürecin aynı zamanda bir denetim faaliyeti de olduğundan hareketle ciddiyetle bu gibi konularda yasama organına gerekli bilgileri aktarmak gibi bir zorunluğu vardır.

Röportajında Sayın Denktaş, borçlu olduğumuz kurumlarla faiz pazarlığı yapacağından söz ediyor.

Bunu okuduğumda, “Aman Allah’ım” dedim.

İç borcumuzun ağırlıklı olarak bir kamu bankasına olduğunu, bu bankaların finansmanı piyasalardan topladığı mevduatlarla sağladığını, kredi faizlerinin pazarlıkla düşürülmesi halinde bankaların ciddi zorluklarla karşılaşacağını, bu zorlukları telafi etmek için mevduatlara verdiği faizi düşürmesi halinde müşteri kaybedebileceğini, zaten likit olmayan bu bankaların çok ciddi zorluklara düşeceğini ve sonrasında ülkenin bütününde tam bir felaket senaryosunun gündeme gelebileceğini Sayın Bakan konuşurken pek de göz önünde bulundurmuyor anlaşıldığı kadarıyla.

Sayın Denktaş’ın geçtiğimiz ay içerisinde, “6 ayda maaşlar hariç 2,4 milyar TL harcadık” şeklindeki açıklamaları basında yer almıştı. 

Bu harcamaların detaylarını da bütçenin genel kurula sevkinden önce yani komite aşaması tamamlanmadan komite üyeleri ile paylaşmasında büyük yarar görmekteyim.

Yine Sayın Denktaş’ın geçtiğimiz günlerde kamuoyuna dönük 47/2010 sayılı yasa ile ilgili bir çalışma yürüttüklerine dair açıklamasına rastladım. Yerel bütçemizin yüzde 80’inin maaş ve maaş nitelikli harcamalardan oluştuğu koşullarda, bu çalışmanın detaylarını merak etmemek elde değildir. Bu çalışma 2017 bütçesine ne şekilde yansıtılmıştır? Komitemize bilgi verilmesinde yarar görmekteyim.

Yine Sayın Denktaş’ın geçtiğimiz haftalarda memur görevi yürüten işçilerle ilgili yaptığı açıklama dikkat çekiciydi.

Sayın Denktaş, memur görevi yapan işçilere bayram ikramiyesi ödenmeyeceği yönünde birtakım açıklamalarda bulunmuştu. Toplu İş Sözleşmesi nedeniyle böylesi bir uygulamaya gitmesi mümkün olmasa da bu açıklamadan ben Sayın Denktaş’ın işçi kadrosundaki kamu çalışanlarının memuriyet görevi yürütmelerine karşı olduğu sonucunu çıkarıyorum.

Geçici memur istihdamının yasal olarak mümkün olmadığı koşullarda UBP-DP azınlık hükümetinin istihdam ettiği 27 işçinin ne gibi görevler ifa ettikleri merak konusudur.

Sayın Denktaş’ın bizzat Maliye Bakanlığı’na istihdam ettiği işçiler ne gibi görevler yürütmektedirler?

Basına yapılan açıklamalarla çelişen icraatları yorumlamakta gerçekten zorlanmaktayız.

Bu gibi konularda tatmin edici yanıtlar alamamamız halinde, mali konularda yapılan absürt açıklamaları bu hükümetin ciddiyetsizliğinin göstergesi olarak değerlendireceğimizden kimsenin şüphesi olmamalıdır. 

Ciddiyetsiz ve mali konularda halka güven telkin etmeyen açıklamalar yapan bir hükümetin hazırladığı bütçenin tarafımızca onaylanması da elbette ki beklenmemelidir.

Dileğimiz Sayın Denktaş’ın bu konularda bize doyurucu yanıtlar verebilmesidir.

Sayın Denktaş, kamuda yetkili sendikalarla yürütülen protokol görüşmeleri kapsamında taleplerin geçtiğimiz Çarşamba itibariyle yanıtlanacağı sözünü vermiş. 

Anlaşılan o ki henüz sendikalara iletilen bir cevap yok. 

Komitemize bütçeyi genel kurula sevk etmeden önce talep ettiğimiz hususlarda gerekli cevapların doyurucu bir biçimde sunulması ise Meclis’e saygının bir gereğidir.
Ülke vizyonu

Bilindiği üzere ülkemizde mali açıdan temel vizyon kendi ayakları üzerinde durabilecek bir sistem yaratmaktır.

Bu vizyona ulaşabilmek için ise 1) Kamunun etkinliğinin ve verimliliğinin artırılması, 2) Reel sektörün ekonomideki payının artırılması ve 3) Reel sektörün rekabet gücünün artırılması gerekmektedir.

Gerek bütçenin finansmanı gerekse mali sürdürülebilirlik için öngörülen yapısal dönüşümler için KKTC bütçesini Türkiye ile imzalanan üç yıllık protokollerle ve birer yıllık hibe ve kredi protokolleri ile birlikte okumamız gerekmektedir.

Şurası bir gerçek ki ülkemizde siyasi istikrar, hem nitelik hem de nicelik yönünden Türkiye ile imzalanan protokoller ile çerçevelenmiştir.

Protokollerin zamanında imzalanıp imzalanmadığı hususunda tarafların tutumları da imzaların gereğinin zamanında ve doğru yapılıp yapılmadığı da siyasi istikrarı “belirleyen” temel unsurlar olarak değerlendirilmektedir.

Nitekim 2016-2018 Mali ve İktisadi İşbirliği Protokolü’nün imzalanmasının arından 2016 Hibe ve Kredi Protokolleri imzalanmış ve yürürlüğe sokulmuştu. Türkiye Cumhuriyeti’nin hibe ve yardımları, 2017 için de öngörüldüğü çerçevede bütçeye de yansıtılmıştır.

Buna göre bütçe gelirlerimizin 652 milyon TL’si T.C. yardımlarından oluşacaktır.

2016 için Türkiye’nin kamu maliyesine yaptığı kredi destek tutarı 476 milyon TL idi. 

2017’de T.C. kredileri yüzde 7,1 artışla 510 milyon TL’ye çıktı.

2017 için öngörülen T.C. hibe ve kredilerin toplamı ise 1,162 milyon TL’dir.

Bu da toplam bütçenin yüzde 23,3’üne tekabül etmektedir.

Söz konusu yüzde 23,3’lük kısmın savunmamızın yanı sıra ekonomik büyüme hamlelerimizin ve altyapı yatırımlarımızın neredeyse tamamını kapsadığını dikkate alırsak, söz konusu desteğin önemini de daha kolay anlayabiliriz.

İmzalanan 3 yıllık protokole göre 2017 için öngörülen bütçe açığına katkı 150 milyon TL’dir.

Reform destek ödeneği ise 71 milyon TL’dir.

Faiz katkısı ise 100 milyon TL olarak öngörülmüştür.

Bu durumda T.C. kredileri için öngörülen 510 milyon TL’nin 321 milyon TL’si, doğrudan kamu maliyesinin kullanımına yöneliktir.

2016’da bütçe açığına katkı 200 milyon TL olarak öngörülmüştü.

Reform destek ödeneği ise 3 yıl için 200 milyon TL olarak öngörülmüş, 2016’ya ayrılan pay ise 44 milyon TL olarak hesaplanmıştı.

Söz konusu 44 milyon TL’nin kullanımı, Yapısal Dönüşüm Programı’nda 2016 yılı için öngörülen reformlarla ilişkilendirilmişti.

Bu kaynağın temin edilip edilmediği, temin edilmişse, programdaki hangi reformlara bağlı olarak kullandırıldığı konusunda hükümetin komitemize bilgi vermesini rica ediyorum.

Ülkemizde siyasi istikrar için Türkiye ile imzalanan protokollerde yer alan taahhütlerin hem nicelik hem de nitelik yönünden zamanında ve doğru uygulanabilmesi önemli olduğuna göre, reform destek ödeneğinin nasıl kullandırıldığı da bu bakımdan bir turnusol kâğıdı işlevi görmektedir.

UBP-DP azınlık hükümeti siyasi istikrara ne derece katkı yapabilmektedir?

Reformlar zamanında uygulanabilmekte midir?

Ekim sonu itibariyle hükümetin 17’de sıfır çektiği kamuoyunun bilgisindedir.

Bu bakımdan mevcut hükümetin ömrünün çok uzun olamayacağını ve 2017 içinde erken genel seçime gidileceğini iddia etmek mümkündür.

Diğer yandan Türkiye Cumhuriyeti, programın istikrarını bozmak pahasına, üstelik eski siyasetin gölgesinde sözde siyasi istikrara katkı yapmak iddiasıyla bu hükümete iltimas geçer mi? Reform desteklerini şartsız kullandırır mı?

Bu gibi soruların önemi büyüktür.

Toplumsal desteği sorgulanır durumda olan bir hükümete iltimas geçmesi halinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Türk halkını karşısına alacağı ve demokrasimize müdahale etmiş sayılacağı farklı bir siyasi atmosferin şekilleneceği çok açıktır.

Bu bakımdan, 2017 bütçesini yorumlarken Türkiye’nin de katkıları ile kendi ayakları üzerinde durabilecek bir sistem oluşturmak için doğru zamanda sisteme doğru reform hamleleriyle yön verip veremediğimizi de birlikte değerlendirmek ve bütçe tartışmalarını kısır bir alana hapsetmemek durumundayız.

2017 bütçesinde hangi alana ne kadar kaynak ayrıldığından ziyade ayrılan kaynakları etkin ve verimli kullanıp kullanmayacağımız, bu alanları finansal yönden sürdürülebilir yapılara kavuşturmayı başarıp başarmayacağımız esas olmalıdır.

Bu bakış açısıyla, 2017 bütçesinde her alana ayrılmış bütçeleri, 2016 bütçesi ile bu yıl için öngörülen bütçelerin karşılaştırmasını, bu karşılaştırmanın siyasi yorumlamasını ve söz konusu alanlardaki yapısal sorunları genel çerçevede ele almak istiyorum. 

İlerleyen günlerde, her alanda bugün değineceğim yapısal sorunların çözümlerini de mümkün olduğunca tartışmaya çalışacağım.
1) KKTC Cumhurbaşkanlığı

2016 tadil ödeneği 27,7 milyon TL olan Cumhurbaşkanlığı’nın bütçesi, 2017’de, 1,3 milyon TL artışla, 29 milyon TL olarak öngörülüyor. 

1,3 milyon TL’lik artışın yaklaşık 914 bin TL’si yani yüzde 70’i personel giderlerindedir. Sözleşmeli personel kalemindeki 200 bin TL’lik artış da dikkat çekicidir.

UBP-DP azınlık hükümeti, bir önceki yıla oranla Cumhurbaşkanlığı’nın 2017 bütçesinde elle tutulur herhangi bir değişikliğe gitmemiştir.
2) KKTC Cumhuriyet Meclisi

2016 tadil ödeneği 21,7 milyon TL olan Cumhurbaşkanlığı’nın bütçesi, 2017’de, 1,6 milyon TL artışla, 23,3 milyon TL olarak öngörülüyor. 

1,6 milyon TL’lik artışın yaklaşık 759 milyon TL’si yani yüzde 47’si personel giderlerindedir.

Bir önceki yıla oranla Cumhuriyet Meclisi’nin 2017 bütçesinde Mal ve Hizmet Alım Giderleri kalemindeki 144 bin TL’lik artış, Tüketime Yönelik Mal ve Malzeme Alımları kalemindeki 34,5 bin TL’lik artış, Temsil ve Tanıtma Giderleri kalemindeki 57,8 bin TL’lik artış ve Gayrimenkul Mal Bakım ve Onarım Giderleri kalemindeki 57 bin TL’lik artış söz konusudur. 

Komitemiz, KKTC Cumhuriyet Meclisi bütçesini görüşürken bu artışlarla ne murat edildiğini, ne gibi yenilikçi projelerin hayata geçirileceğini, bu kaynakların gerçekten amacına uygun kullanılıp kullanılmayacağı hususunda gerekli sorgulamaları yapacaktır. 
3) Başbakanlık

2016 tadil ödeneği 104,5 milyon TL olan Başbakanlık bütçesi, 2017’de, 10 milyon TL’lik düşüşle, 95,5 milyon TL olarak öngörülüyor. 

Başbakanlık bütçesinde yer alan personel giderleri kalemindeki 7,8 milyon TL’lik düşüşün nedenleri hususunda komitemize bilgi sunulmasında yarar vardır.

Yapısal sorunlarımızın çözüme kavuşturulmasında en büyük görev kuşkusuz Başbakanlık’a düşmektedir.

Özellikle kamu yönetiminin etkinliğinin ve verimliliğinin artırılabilmesi için kamu yönetimini yeniden yapılandırmamız bir zorunluluk olarak görülmektedir.

Bu konuda atılması gereken ilk adım ise her bakanlığı daha etkin çalışacak şekilde yeniden yapılandırmaktır.

Her yeni hükümet kurulduğunda bakanlıkların da yeniden oluşturulması, daireler bazen işlevlerine bakılmaksızın bir bakanlıktan diğer bir bakanlığa aktarılabilmektedir.

Örneğin UBP-DP azınlık hükümeti kurulurken birtakım siyasi dengeleri gözetmek maksadıyla Hazine Dairesi’nin Maliye Bakanlığı’ndan Ekonomi Bakanlığı’na aktarılması devamlılık bakımından sıkıntılara yol açabilecek bir eylem olmuştur.

Bu gibi tecrübelerden hareketle Başbakanlık tarafından hızlıca bakanlıkların görev, yetki ve sorumlulukları ile bağlı birimlerini yasal bir düzenlemeyle kalıcı olacak biçimde belirginleştirmesinde büyük yarar vardır.

Benzer şekilde Başbakanlık bünyesinde de bilhassa politika oluşturma noktasında ciddi zafiyetler olduğu gözlemlenmektedir.

Mevcut yapıda Başbakanlık’ın yürütmenin başı olarak ülkenin her alanda ihtiyaç duyacağı vizyon, stratejik planlama ve benzeri çalışmaları hayata geçirmekten yoksun oluşu bizim büyük bir handikabımızdır.

Bir yandan Başbakanlık’ın idari kapasitesini bu anlamda geliştirirken diğer yandan ise orta vadeli amaçlar doğrultusunda cari harcamaların ve yatırım planlamasının sağlıklı bir zeminde gerçekleştirilebilmesi için Maliye Bakanlığı’nın güçlendirilmesi gerekmektedir. Teşvikler konusunda ise Ekonomi Bakanlığı’nın daha etkin kılınmasında yarar vardır.

Bu yeni yapılanmada Başbakanlık, Maliye Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığı arasında güçlü bir koordinasyonla ülkenin geleceğini tayin edecek sağlıklı politikalar üretilmesi ve uygulamaya sokulması öngörülmelidir.

En az bunlar kadar önemli bir başka konu da doğru verilerle geleceğe yön vermemizdir. Bunun için ise oldukça geciken İstatistik Kurumu’nun kurulması öncelikli bir konu olarak değerlendirilmelidir.

Bu yeni yapının etkin çalışabilmesi için ise Bakanlar Kurulu’nun yükünü hafifletecek biçimde birtakım yeni düzenlemelere gidilmesi gerekmektedir.

Yapısal dönüşüm ihtiyacını içselleştirmiş ve bu konuda sonuç alıcı şekilde çalışma kararlılığında olacak bir Başbakan ise olmazsa olmazdır.

Bugün itibariyle Başbakan’ın yapısal dönüşümü sahiplenmediği, Başbakan Yardımcısı’nın kamuoyunda daha fazla ön plana çıktığı sağlıksız bir yapı oluştuğu görülmektedir.

Yine Başbakanlık tarafından sahiplenilmesi ve ileriye taşınması gereken bir başka önemli konu da kamu personel sistemindeki ciddi aksaklıkların giderilmesidir.

Üçlü kararname ile gerçekleştirilen siyasi atamaların iyiden bürokraside düzeyi düşürdüğü apaçık ortadadır. Bunun sınırlandırılması ve müşavirliğin ortadan kaldırılması konusunda Başbakanlık hızlıca adım atmalıdır. Kurumsal hafızayı zedeleyen mevcut uygulamaları terk etmekte oldukça geç kaldığımız ortadadır.

Geçici memur istihdamı CTP döneminde yasal olarak engellendiği halde bugünkü hükümetin memuriyet görevi yürütecek geçici işçi istihdamına yöneldiği gözlemlenmektedir. Halbuki liyakate dayalı bir yönetim için bu gibi konularda artık “insana göre iş” değil “işe göre insan” istihdamının geçerli olmasından başka hiçbir çaremiz kalmamıştır.

En genelde kamu hizmetlerinde verimsizlik ve kalite sorunu ile karşı karşıyayız.

En basitinden mesai saatlerine ilişkin düzenlemeyi dahi henüz yapabilmiş değiliz.

Tüm bu sorunları aşmak için Başbakan öncülüğünde gerekli yasal düzenlemeleri ve kararları hayata geçirmek gerekmektedir.

Yine çok tartışılan ancak bir türlü nasıl bir yol haritasının takip edileceğinin siyaseten berraklaşamadığı önemli bir husus ise mahkemelerin işlerliğinin güçlendirilmesidir. Bu konuda da Başbakanlık tarafından liderlik sergilenmesi ve ihtiyaçların tespitini müteakip gerekli adımların atılması sağlanmalıdır. 

Kamu hizmetlerinin kalitesini artıracak en önemli icraat kuşkusuz e-devlet’in yaşama geçirilmesidir. Yapısal dönüşümün ancak da e-devlet sayesinde gözle görülür, elle tutulur bir hal alacağı bilinmelidir.

Kamuda bilgilerin dijital ortamda tutulabilmesi, kurumlar arası veri iletişiminin verimli hale getirilmesi ve vatandaşa çok daha hızlı ve kaliteli hizmetler sunulabilmesi yine liderlik gerektiren bir konudur. Aynı şekilde kamu hizmetlerinin verimliliğini denetlemek de kayıt dışılığı ortadan kaldırmak da yine e-devlet sayesinde mümkün olabilecektir.

Başbakanlık bütçesini değerlendirirken tüm bu konularda 2016 yılı içerisinde ne gibi çalışmalar yürütüldüğünü, 2017 yılı özelinde bütçenin bu yapısal sorunları da aşacak biçimde kullanılıp kullanılmayacağı komitemiz tarafından önemsenmelidir.

Aksi takdirde, yasama organı hükümet tarafından adeta bir tasdik birimine dönüştürülür ve işlevini yitirmiş olur.
4) Başbakan Yardımcılığı ve Maliye Bakanlığı

2016 bütçe ödeneği 1,289 milyon TL olan Maliye Bakanlığı bütçesinin yedek ödenekler kalemi Türkiye Cumhuriyeti hibeleriyle yürütülecek yatırım projelerini de içermekteydi. Hibe protokolünün imzalanmasının gecikmesi nedeniyle oluşan bu anomali, protokolün imzalanmasının ardından giderilmiş ve bakanlığın 2016 tadil ödeneği 899,5 milyon TL’ye düşürülmüştü. 

2017 bütçe ödeneği, 1,222 milyon TL öngörülmüştür. 

Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da yedek ödenekler kaleminin önceki bütçelere kıyasla oldukça yüksek olduğu gözlemlenmektedir. 

Bu durumda, 2017 Hibe ve Kredi Protokolleri’nin ne zaman imzalanacağı konusunda komitemize bilgi verilmesinde büyük yarar vardır.

Söz konusu bütçe gelirlerinin geciktirilmeksizin uluslararası protokollerle bağlanması ve 2017 yılında herhangi bir siyasi krize sebebiyet vermeyecek şekilde kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekmektedir.

3 yıllık Mali ve İktisadi İşbirliği Protokolü’nün 2016 yılı içerisinde imzalanmış olması, 2017 hibe ve kredi protokollerinin geciktirilmeksizin imzalanabileceği koşulları oluşturmaktadır.

Yatırım projeleri için ihtiyaç duyulacak kaynaklara 2016 bütçesinden farklı olarak bu yıl bakanlık bütçelerinde yer verildiği göz önünde tutulduğunda, yedek ödenekler kaleminin bu denli yüksek oluşu dikkat çekicidir. 

Ülke gelirlerinin Maliye Bakanı’nın iki dudağı arasından çıkacak söze göre harcanabileceği koşullardan imtina edilmesi gerekir.

Aksi takdirde bütçenin halkın temsilcileri tarafından onaylanmasının hiçbir esprisi kalmayacaktır.

Komite üyelerimizin bütçeyi Genel Kurula sevk etmeden önce bu konuda detaylı bir şekilde bilgilendirilmesi ve ihtiyaç duyulması halinde gerekli düzeltmelerin muhakkak yapılması gerekecektir.

Maliye Bakanlığı bütçesinin yarısından fazlası personel giderlerinden oluşmaktadır. Yedek ödenekler kalemi ile birlikte düşünüldüğünde, personel giderleri, bakanlık bütçesinin neredeyse tamamını teşkil etmektedir.  

Diğer yandan, Maliye Bakanlığı, ülkenin gelir ve giderlerini yönetmekten sorumlu bakanlık olarak mali sürdürülebilirliği sağlayacak omurga olarak da nitelendirilebilir.

Maliye Bakanlığı’nın adeta bir “reform üssü” gibi değerlendirilmesi ve Başbakanlık ile birlikte ülkede köklü reformları yönetmesi gerekir. Bu bakımdan Başbakan Yardımcısı’nın Maliye Bakanlığı görevini de üstlenmiş olması ülke açısından bir avantaj sayılabilir.

Başbakan’ın yapısal dönüşüm konusunda vasat bir profil çizdiği koşullarda, Başbakan Yardımcısı’nın reformlara ilişkin sorumluluğunun iki kat arttığı gözlemlenmektedir.

Başbakan Yardımcılığı ve Maliye Bakanlığı özelinde yapısal dönüşüm ihtiyaçlarımızı göz ardı etmeden bütçe tartışmalarına yön vermemiz büyük önem taşımaktadır.

Bu alanda en acil ihtiyaçlardan bir tanesi, bütçe sisteminin gözden geçirilmesidir.

Önceliklere göre ve katılımcı bir anlayışla bütçenin hazırlanacağı yeni bir düzene geçmemiz son derece önemlidir.

Henüz kamu borç faizi dahi ödeyemediğimiz koşullarda her bakan veya bakanlık, genel bütçe olanaklarını da göz ardı etmek pahasına kendi konularını en öncelikli konu addetmekte ve Maliye Bakanlığı ile diğer bakanlıklar arasındaki ilişkiler zaman zaman tatsızlaşabilmektedir.

Bu bağlamda fonların maliyeye devri hususunda da devletin etkinliği kısıtlanabilmektedir.

Bu yapıyı düzeltmek, denetim uygulamalarını geliştirmek ve standartları oluşturmak gerekmektedir.

Başbakan Yardımcılığı ve Maliye Bakanlığı bu konuda gerekli adımların atılabilmesi için mutfak çalışmalarını en kısa sürede tamamlamalı ve gerekli yasal düzenlemelerin Meclis’e sunulmasını sağlamalıdır.

Bir başka önemli nokta ise kamu harcamalarının disiplin altına alınmasıdır.

Toplam kamumuzun büyüklüğü milli gelirimizin yüzde 60’ından fazladır. Buna rağmen hizmetlerde ciddi sıkıntılar baş göstermektedir. Bu yapıyla kaynaklarımız verimsiz kullanılmakta ve ekonomimizin güçlenmesi mümkün olamamaktadır.

Bütçemizin büyüklüğü de milli gelirimizin yarısına ulaşmış bulunmaktadır.

Üstelik savunma bütçemizin olmadığı ve yatırımlarımızın büyük bir kısmının da Türkiye tarafından karşılandığı koşullarda yaşamaktayız.

Yerel bütçemizin yüzde 80’i maaş ve maaş benzeri harcamalara kullanılmaktadır.

2017 bütçesine de baktığımız zaman giderlerimizin enflasyon oranında daha yüksek düzeyde yüzde 11 dolaylarında büyümüş olması dikkat çekicidir.

Bu koşullarda personel harcamalarını kontrol altına almamız bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ek mesai ve personel nitelikli transfer harcamaları başta olmak üzere personel harcamalarımızı azaltarak bütçemize esneklik kazandırmak gibi bir zorunlulukla karşı karşıyayız.

Aksi halde, her yıl oluşan 500 milyon TL’nin üzerindeki borç faiz yükü ile başa çıkmamız mümkün olamayacaktır.

Vergi gelirlerini tabana yaymak, kayıt dışı ekonomi ile mücadele etmek, e-maliye projesini çok hızlı biçimde hayata geçirmek tüm bu enstrümanları doğru kullanarak denk bütçeyi sağlamak gibi yükümlülükler, Maliye Bakanlığı’nın omuzlarındadır.

Tüm bunları yaparken, tekrar tekrar ifade etmekte yarar vardır, borç yükünü azaltmak esas başarı kriteri olarak siyasetin merkezine yerleştirilmelidir. Bu bizim gelecek nesillere karşı en önemli ödevimizdir.

Bunlarla birlikte küresel finans krizi sonrasında bankacılık mevzuatımızı günün ihtiyaçlarına göre gözden geçirmek ve yeni düzenlemelerle desteklemek görevi de Maliye Bakanlığı uhdesindedir.

Başbakan Yardımcılığı ve Maliye Bakanlığı, Meclis’ten bütçe konusunda alacağı yetkini, salt bir harcama yetkisi gibi algılamayacağı, bahsedilen bu önemli ödevlerle birlikte değerlendirilmesi halinde 2017 yılındaki yükümlülüklerini yerine getirebilmiş olacağının bilinciyle çalışmalarını yürütmelidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s