Başbakanın ekonomi ile ilgili açıklamaları talihsiz…

Başbakan Hüseyin Özgürgün geçtiğimiz günlerde bir parti toplantısında ekonominin gidişatına ilişkin açıklamalarda bulundu. Hükümetin 19 ayda önemli ekonomik göstergelere ulaştığını kaydeden Özgürgün, 1) bütçe ve ödemeler dengesinin ilk kez kendi dönemlerinde fazla verdiğini, 2) hükümetin geçmişten kalan tüm borçları ödediğini, 3) ülkenin dört bir yanında yeni yatırımlar başladığını ve başlayacağını, 4) yeni hastanelerin temelinin atılacağını ve 5) sulama projesinin yakında başlayacağını söyledi.

Başbakanın açıklamalarına ilişkin görüşlerim şu şekildedir:

Mali ve ekonomik sürdürülebilirliğin henüz sağlanamadığı ve kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılamadığı KKTC koşullarında, bir hükümetin ekonomi alanındaki başarısı iki temel parametre ile ölçülür. Bunlar mali disiplin ve yapısal reformlardır.

Mali disiplin ve yapısal reformlar eliyle hacim olarak daha küçük ama düzenleme, denetleme ve kamu menfaatini gözetebilme yönünden daha güçlü, kaynakları daha verimli kullanan, kamu maliyesi istikrarlı bir devlet yapısı ile rekabet edebilir ve kalitesi yüksek bir özel sektör oluşturulması öngörülmelidir. Bunun yanı sıra kamu ve özel sabit sermaye yatırımları ile ekonomik büyümeye katkı sağlanması için özel bir çaba sarf etmek gerektiği üzerinde durulabilir.

KKTC’nin özgün koşullarında mali disiplin ve yapısal reformlar bu denli hayati öneme sahipken, Başbakan Özgürgün döneminde tek bir yapısal reforma imza atılmadığı gibi mali disiplinin de terk edildiği ekonomik durum değerlendirmelerinde en temel tespit olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tespit sübjektif siyasi bir eleştiri değil Türkiye ile imzalanan 2016-2018 Mali ve İktisadi İşbirliği Anlaşması kapsamında Türkiye Cumhuriyeti’nin de yaptığı resmi bir değerlendirmedir.

Bunun yanı sıra, Sayın Başbakanın ifade ettiği hususlarda da ciddi çarpıtmalar söz konusudur. Şöyle ki;

1) Ancak 2016 bütçesinde yer alan faiz ödemeleri göz ardı edildiği takdirde bütçenin fazla verdiğinden söz edilebilir. Bir başka deyişle, Sayın Başbakan softa şaşırtmacası yapmaktadır. Esasta, mali yapımızın en ciddi sorunu olarak kabul edilen kamu iç borcuna ilişkin ne bir borç ödeme planı hazırlanmış ne de herhangi bir faiz ödemesi gerçekleştirilebilmiştir. Hükümetin kötü performansı nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kamu maliyesine sunduğu kredi imkânlarının 2016 yılında sadece % 46,28’i,  2017 yılında ise birinci yarıyıl itibari ile sadece % 29’u kullanılabilmiş olup 2016 yılında kullanılabilen kredi miktarının üçte birinden fazlası ise hükümetin performansına bağlı olmayan Taşınmaz Mal Komisyonu tazminatları için sunulan kredilerden oluşmaktadır. Üstelik 2016 yılında 3 kez, 2017 yılında da 1 kez olmak üzere toplamda 4 kez cari harcamalar için borçlanma yoluna gidilmiştir. Bu koşullarda, henüz kamu maliyesi ödeme taahhütlerini yerine getirebilecek yapıya kavuşmamışken ve uzun soluklu bir mücadele gerektiren bu hususta bu hükümet döneminde mali disiplini bozmak suretiyle Kıbrıs Türk halkına ciddi vakit kaybettirilmişken, Başbakan tarafından bütçenin fazla verdiğinden söz edilmesi abesle iştigaldir. Yerel gelirlerdeki artışa bağlı olarak yaşanan pozitif gelişmelerin ise hiçbir biçimde mevcut hükümetin performansı ile ilişkilendirilemeyeceğini iddia etmek mümkündür. Yerel gelirlerdeki artış incelendiği zaman son bir yılda dahilide alınan KDV’de ve kira stopajlarındaki % 20’ye yakın düşüş hemen göze çarpmaktadır. Bir başka anlatımla, mevcut hükümetin ciddiyetsizliği vergi mükelleflerinin devlete saygısını da erozyona uğratmış ve bu hükümet döneminde kayıt dışı ekonomide ciddi artış gündeme gelmiştir.

2) Hükümetin geçmişten kalan tüm borçları ödediği yönündeki iddia da tamamen hurafe niteliğindedir. Burada kastedilen kamu maliyesinin mükellefiyetleridir. Bugün (144 Ağustos 2017) Kıbrıs Gazetesi’nde “Paralarını alamıyor” başlığıyla çıkan bir habere göre Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği Başkanı Gürcafer, ödemelerin çok geç yapıldığından ve insanların bunaldığından dem vurmaktadır. Bunun yanı sıra kamu çalışanlarının ek mesai ödemelerinin de aylarca geciktiği bilinmektedir. Her hükümet döneminde yaşanan benzer sıkıntıların, bir hükümet değişikliğinin ardından “biz geriden gelen kamu borçlarını kapattık” şeklinde bir övünme sebebine dönüştürülmesi siyaseten şık değildir ve gerçeği yansıtmamaktadır. Devlette devamlılık esastır.

3) Ülkenin dört bir yanında yeni yatırımlar başladığı ve başlayacağı iddiası, ciddiyetten uzaktır. 2016 yılında 432.775.234,65 TL olan Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu altyapı yatırımlarına hibelerin sadece % 33,72’si kullanılabilmiştir. 2017’nin ilk yarısında ise 511.833.338 TL’lik yatırım desteğinin sadece % 12’si kullanılmıştır. Kamu sabit sermaye yatırımlarının gerçekleştirilebilmesi için sunulan hibe kaynaklarının önemli bir kısmı bir sonraki yıla devrederken, Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Sayın Serdar Denktaş’ın inisiyatifi ile bürokratik ve teknik süreçlerin kısalması için başlatılan girişim ve KTMMOB ile imzalanan protokol, olumlu bir gelişme olarak kaydedilmelidir.

4) Sayın Başbakan yeni hastanelerin temelinin atılacağını söylemektedir. Bu çaba, bataklığa yeni bina inşa etmeye çalışmaktan farksızdır. Sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir finansmanı ve hizmet kalitesinin artırılması için atılması gereken adımların atılmadığı, sağlıkta yapısal dönüşümün ötelendiği koşullarda, Sayın Başbakan doktorsuz ve hizmet sunumu son derece yetersiz hastaneler inşa etmekten söz etmekte ve komik duruma düşmektedir. Sayın Başbakandan beklenti, yeni binaların temelinin atılacağına dair müjde vermesi değil sağlıkta yapısal reformlarla ilgili somut adım atmasıdır. Kaldı ki bütçede ne mahalli gelirler kaleminde ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu yardım ve krediler kaleminde yeni bir hastane inşası için gerekli mali kaynağın olmadığı da bilinmektedir. Dahası, sağlıkta yapısal dönüşüm gerçekleştirilmeden Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konuda herhangi bir hibe yardımında bulunacağını varsaymak, bilhassa da Sayın Recep Akdağ gibi sağlıkta kıdemli bir ismin bu konuda karar merci olduğu bir aşamada, rasyonel bir beklenti olmayacaktır.

5) Sulama projesine ilişkin gelişmeler olumlu olmakla birlikte bu konuda hali hazırda yaşanmış olan gecikme “insan utanır da övünmez” dedirtmektedir. CTP-UBP döneminde Türkiye ile su konusunda varılan mutabakat gereğince sulama projesinin finansmanının ve yürütücülüğünün Türkiye tarafından gerçekleştirileceği bilindiği halde yaşanan gecikme UBP-DP hükümetinin iş bilmezliğinden, koordinasyonsuzluğundan ve Türkiye ile ilişkileri sağlıklı şekilde yürütememesinden kaynaklanmıştır.

Sayın Başbakan kendi dönemine ilişkin ekonomiye dair bir kelam edecekse, öncelikle Kooperatif Merkez Bankası ve Kalkınma Bankası ile ilgili kendini ve hükümetini aklayıcı, ikna edici bir girizgâhla söze başlamalıdır. Kamu kaynaklarını har vurup harman savurma konusunda sembole dönüşmüş bir hükümetin ekonomi konusunda övünmeye çalışması ucuz bir parodiden farksızdır.

Kalkınma Bankası’nın özel bankalardan ve aslında dolaylı olarak halktan toplanan değerli kaynaklarının bir tüzük değişikliği ile henüz önceki kredi borcunu ödememiş ve üstelik alacağı yeni kredi tutarının tamamının avans şeklinde kullandırtılabileceği koşulları sözde meşrulaştıran ve bu çerçevede kamu kaynaklarını peşkeşe yönelmiş bir hükümetin ekonomiyi iyileştirdiğinden söz etmesi kabul edilebilir mi?

Ercan Havaalanı yap-işlet-devret ihalesinin ardından ihale teknik şartnamesinde ve sözleşmesinde öngörülen süre biliniyorken, sözde “mevzuata uygunluk” kılıfı ile ek sözleşme imzalayarak ilgili firmaya 4 yıl ek süre verilmiş olması hangi ekonomik akla dayandırılmıştır? Bu konuda Cumhuriyet Meclisi’nde sorulan sorulara yanıt veremeyen ilgili bakanın kürsüden ifade ettiği sözleri kayıtlardadır: “Teknik detayı ben bilmiyorum”. Hâlbuki böylesi bir adım atılmadan önce mutlaka teknik bir çalışma yürütülmesi ve buna bağlı olarak siyasi bir adım atılması gerekmekteydi. Kamu maliyesini çok büyük zarara uğratan bu adım sonucunda KKTC, uzmanlara göre 4 yılda oluşması beklenen 777 milyon Euro’luk gelirin yaklaşık olarak yarısını yani 400 milyon Euro’ya yakın bir kaynağı ihalesiz bir şekilde ve hiçbir teknik rasyonel çalışma yapılmaksızın özel bir firmaya hediye etmiştir. Bu ‘hediyenin’ dünya yüzündeki karşılığı nedir? Böylesi bir kararın altında imzası bulunan bir Başbakanın ödemeler dengesi ve bütçe dengesini iyileştirdiğinden söz ederken ciddiye alınmayacağını ve hatta yaptığı hataların çok daha detaylı bir biçimde tartışılmaya başlanacağını düşünebilmesi gerekmez mi?

Bu hükümet döneminde kamu arazilerinin kiralanması ile ilgili de kamu menfaati hilafına yapılmış çok ciddi yanlışlıklar söz konusudur. Herkesin cevabını bildiği ama Sayın Başbakanın asla yanıtlamayacağı bir soru da şudur: Yavuz Çıkarma Plajını da kapsayan bölgedeki kiralama işlemi iptal edildi mi edilmedi mi?

Tüm bu soruların cevabını kamuoyunun takdirine bırakırken, bahsi geçen tüm konuları yakından takip etmeye devam edeceğimizin bilinmesinde de büyük yarar görüyorum.

Başbakan sıfatı ile idare adına ürettiği kararlarla ekonomiye büyük zararlar veren Sayın Özgürgün’ün mali disiplin ve yapısal reformlara ilişkin duyarsız ve bilinçsiz icraatlarının hesabı halkımız tarafından günü geldiğinde mutlaka sorulacaktır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s