Halkın alım gücü düşerken bozuk mali yapının büyümesi ile övünmek yanlıştır…

e-Vergi Otomasyon Sistemi Açılış Töreninde yaptığı konuşmada ilk 7 ayda gelir fazlasının 170 milyon TL’yi geçtiğinden söz eden Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Sayın Serdar Denktaş, kendi hazırladıkları bütçenin gelir ve gider kalemlerindeki % 10’a yakın sapmaları dahi bir övünç kaynağı olarak göstermeye çalışmıştır.

1980’li yıllarda “asimilasyona karşıyız” denilerek ve Denktaş-UBP ikilisi tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin de siyasi ve mali desteği ile oluşturulan bozuk düzene muhalefet bağlamında “siyasi varlığımıza, kimliğimize, kültürümüze ve toplumsal onurumuza sahip çıkmalıyız” şeklinde betimlenen varoluş mücadelemizin günümüz koşullarındaki tezahürü şu şekildedir:

Uzun yıllardır gelirlerin giderleri karşılayamadığı mali yapımız nedeniyle Kıbrıs Türk halkının geleceği ipotek altındadır ve dış yardımlara bağımlılığımız, kendi ayakları üzerinde durabilen bir halk olmamızı engellemektedir.

1980’li yıllardan günümüze dünya hızla değişirken Kıbrıslı Türklerin de proaktif bir siyasi anlayışla dünyadaki gelişmeleri izleyebilmesi, kendini sürekli yenilemesi, soğuk savaş söylemlerinden kendini arındırarak kendi geleceğini inşa edecek somut adımlar atması, siyasetin de buna öncülük etmesi gerekmekte; lakin siyasete düşen bu misyon, kurulu düzenin popülist unsurları nedeniyle bir türlü ileriye taşınamamakta yani toplumsallaşamamaktadır.

İçinde bulunduğumuz dönemde uluslararası alandaki saygınlığımızı artırmak ve dünya ile daha güçlü bağlar kurabilmek için kendi ayakları üzerinde durabilen, etkin, verimli ve hizmet kalitesi yüksek bir kamu yönetimi oluşturma hedefimizin çok daha ciddi bir şekilde masaya yatırılması ve bilhassa mali konularda toplumsal mutabakatla bir yol haritası oluşturulması gerekmektedir.

Kamu harcamalarımızda bütçeyi aşan ek mesai, tarım destekleri, taşımalı eğitim ve benzeri cari transferlerdeki kontrolsüz artışları zapturapt altına almamız ve kamu gelirlerimizi popülist uygulamalarla personel ve cari transfer harcamaları için kullanmaktan imtina edip ekonominin büyütülmesi, kamu hizmetlerinin kalitesinin artırılması ve makroekonomik göstergeler kapsamındaki mali göstergelerin iyileştirilmesi için kullanmamız halinde kamu maliyemizin dış yardımlara bağımlılığının tamamen ortadan kalkacağı çok kritik bir safhada olduğumuzun altını çizmekte yarar vardır.

Ne var ki, 2017 yılının ilk 7 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yerel gelirde yaşanan % 19,69’luk artışın, aynı dönemde % 22,27 artan kamu maliyesi giderlerini karşılamaktan uzaklaştığımızı işaret ettiğini tespit etmek mecburiyetindeyiz.

Bu gidişatı ters-yüz etme yönteminin artan yerel gelirlerle övünmek değil bütünlüklü bir bakış açısıyla mali yapımızı sürdürülebilir kılmak için yapılması gerekenleri toplumumuzla paylaşmak ve toplumsal mutabakatla geleceğimiz için ortak adımlar atmak olduğu aşikârdır.

2013 yılından itibaren yerel gelirlerimizin cari harcamalarımızı karşılayabilmesi hedefine bağlı olarak Maliye Bakanlığı bünyesinde yürütülen çalışmalar neticesinde her yıl yerel gelirlerde % 10-20 düzeyinde artış yaşandığı bilinmektedir. Yerel gelirlerde yaşanmakta olan artış bu yıla özgü olmayıp 2013 sonrasında hayata geçirilen düzenlemelerin bir sonucudur. Söz konusu düzenlemelerin süreklilik arz etmediği koşullarda ise yerel gelirlerdeki artışın durağana dönüşeceğini öngörmek mümkündür.

Nitekim 2013 sonrasında sürekli artan dâhilde alınan KDV’nin 2017’nin ilk 7 aylık döneminde 2015’in aynı dönemine kıyasla reelde % 4,54 oranında azalmış olması 1) idarenin ciddiyetsizliğine bağlı olarak kayıt dışına çıkışın arttığını veyahut da 2) iç piyasadaki duraklamayı ve gerilemeyi göstermektedir.

(2016 ile kıyaslandığında 2017’nin ilk 7 ayında KDV gelirlerindeki reel düşüş %27,39 olmakla birlikte Ocak 2016’da bir defaya mahsus Ercan Havaalanı imtiyaz hakkı devrinden doğan KDV geliri nedeniyle böylesi bir kıyaslama üzerinden iç piyasa hareketlerine ilişkin değerlendirme yapılması sağlıklı sonuç üretmeyecektir).

Bu düşüşün teknik olarak zincirleme etkiyle önümüzdeki yıllarda Kurumlar Vergisinde de düşüşe neden olacağı bilinmektedir. 2013 sonrasında yapılan düzenlemeler neticesinde artış eğiliminde olan Kurumlar Vergisi tahsilatının mevcut hükümetin kötü siyasi ve mali performansından ötürü 2018 itibariyle düşüş eğilimine gireceği anlaşılmaktadır. Gelir Vergisinin %40’a yakınının kaydi yani kâğıt üzerinde kamu çalışanlarından alınan bir vergi olduğunu, eşel mobil uygulaması ile artan maaşlar sonrasında yine kötü yönetimin bir sonucu olarak kamu çalışanlarının vergi diliminin değiştiğini ve kamu çalışanlarından daha fazla vergi kesintisi yapılmaya başlandığını göz önünde bulundurduğumuzda, Gelir Vergisindeki artışın da hükümetin ‘iyi’ performansına bağlı olmadığını iddia etmek mümkündür.

Bir diğer önemli nokta ise şudur:

Son bir yıl içerisinde tüm uyarılarımıza rağmen döviz krizi yaşanırken hükümetin maliye politikaları eliyle yurttaşı koruyucu herhangi bir tedbir gündeme getirmemesi ve krizi sadece izlemesi neticesinde halkımızın alım gücünde ciddi düşüş yaşanmıştır. Kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin yanlış icraatlar neticesinde devlet yurttaşın gözünde halktan kepçeyle alıp kaşıkla hükümet partilerinin yandaşlarına kaynak dağıtan pozisyonuna sokulmuştur. Bu da bize göre övünülecek bir hadise değildir. Doğru olan rasyonel ekonomi ve maliye politikaları ile halkımızın alım gücünü yükseltirken aynı zamanda mali yapıyı da düzeltici tedbirlerin devreye sokulabilmesidir.

Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Sayın Serdar Denktaş e-Vergi Otomasyon Sistemi Açılış Töreninde (bu yıl Temmuz ayı itibariyle) bütçede öngörülen gelirlerin 170 milyon TL üzerinde gelir toplandığını ortaya koyarken aynı zamanda gerekli zamanda doğru maliye politikalarının devreye sokulmaması sonucunda oluşan aşırı enflasyon ve buna bağlı olarak bütçede öngörülmeyen 200 milyon TL’ye yakın ilave harcama zorunluluğunu gözden kaçırmaya ve yerel gelirlerdeki artışı bir başarı hikâyesi gibi sunmaya çalışmakta, kendi ayakları üzerinde durabilen bir sisteme kavuşma hedefini yeterince içselleştirmediği algısını yaratmaktadır.

Bize göre maliye alanında başarı çıtası iç borç faiz ödemelerini başlatmak ve düzenli bir şekilde bu ödemelerin gerçekleşmesini sağlayabilmektir. Eğer Sayın Denktaş’ın iddia ettiği gibi ortada bir başarı hikâyesi olsaydı bunun neticesinde 6 milyar TL’nin üzerine çıkan kamu iç borcuna ilişkin gereği derhal yapılırdı. Henüz hazinenin iç borç yükünü azaltmaya dönük bir Borç Ödeme Planı oluşturulmamış olması hükümetin mali yapıyı düzeltme konusundaki ciddiyetsizliğinin bir başka önemli göstergesidir. Diğer yandan 1) finans sektörüne ilişkin hiçbir yapısal düzenlemeye gidilmemiş olması ve 2) bu sektörün en büyük kuruluşları sayılan kamu bankalarının iyi yönetilemiyor oluşu da yine hem iç borç faiz ödemeleri hem de kamunun mali yapısının düzeltilmesine ilişkin hükümetin vurdumduymazlığının birer göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

Yerel gelirlerdeki artışı sürdürülebilir kılmak için yapılması gereken bir başka çalışma ise vergi yasalarındaki indirim, istisna ve muafiyetlerin gözden geçirilerek verginin yatay ve dikey eşitliğini sağlamak üzere gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçirmekti. Bu ve buna benzer yapısal düzenlemeleri hayata geçirmeksizin ülkemizde vergi adaletinin sağlanamayacağı ve yerel gelirlerdeki artışın sürdürülebilir kılınamayacağı bilinmelidir.

Diğer yandan, kamu kaynaklarının elde edilmesinde ve kullanılmasında şeffaflık ve hesap verilebilirlik sağlayacak, bütçe hazırlık süreçlerinin yukarıdan aşağıya doğru değil aşağıdan yukarıya doğru şekillenmesine hizmet edecek ve daha da önemlisi iç mali kontrol ve iç mali denetimi düzenleyerek güçlendirecek çok önemli bir yasa olan Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Yasası hazır olduğu halde hükümet tarafından henüz Cumhuriyet Meclisine henüz sevk edilmiş değildir. Hükümet bu yasal düzenlemeyi geciktirerek gelir ve harcama politikalarının daha etkin bir şekilde yönetilebilmesi hedefinden uzaklaşmakta ve yerel gelirlerdeki artışın bir fırsata dönüşmesini de engellemiş olmaktadır.

Üzülerek gözlemlemekteyiz ki UBP-DP hükümeti döneminde Maliyenin Seyir Defteri uygulaması rafa kaldırılmış, devletin gelir ve giderlerini günü gününe yakından takip etme imkânı yurttaşlarımızın elinden alınmıştır. Devletin her türlü alacak ve vereceğinin, gelir-gider tablolarının günlük takip edilemediği koşullarda şeffaflıktan ve hesap verebilirlikten söz edilemeyeceği gibi gelirlerin hangi kalemlerde kullanıldığının da izlenemeyeceği ortadadır. Bu da hükümetin maliye alanındaki bir başka ciddiyetsizliği olarak dikkat çekmektedir.

Özetle, 2013 sonrasında iyiye doğru seyretme eğilimine giren yerel gelirlerimizin bütünlüklü bir yaklaşım çerçevesinde halkımızı daha iyi bir mali yapı ve daha güçlü bir kamu yönetimi oluşturma hedefine yakınlaştıracak şekilde değerlendirilmesi beklenirken maalesef hükümetin ciddiyetten uzak, mali disiplini bozan ve yapısal düzenlemeleri sürekli öteleyen yaklaşımlarından ötürü ciddi zaman kaybı yaşanmaktadır.

Halkımızın alım gücü düşerken bozuk mali yapının büyümesi ile övünmenin çok büyük bir yanlış olduğu konusunda hükümeti uyarırız. Kamu mali yönetiminde disiplini sağlayacak, hesap verebilirlik ve şeffaflığı artıracak düzenlemeler konusunda atılacak tüm adımları sorumluluk bilinciyle destekleyeceğiz.

Çünkü ancak bu zeminde 1980’li yıllardan günümüze kadar uzanan “siyasi varlığımıza, kimliğimize, kültürümüze ve toplumsal onurumuza sahip çıkmalıyız” politikasının ileriye taşınabileceğinin bilincindeyiz…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s