Mali disiplin – kendi kendini yönetme ilişkisi

Aysu Basri Akter’in sunduğu Günün Getirdikleri programında mali disiplin ile kendi kendini yönetme arasındaki ilişkiyi ve UBP’nin yürüttüğü yanlış politikalar sonucunda her ay maaşların ödenebilmesi için tüm kararlarda Türkiye ile istişare zorunluluğunun bir risk olarak yeniden gündeme geldiğini açıklamaya çalıştım.

 

Türkiye’nin UBP’yi protokollerin uygulanması konusunda daha fazla tolere ettiği fikrine katılmıyorum.

Şöyle bir gerçekle karşı karşıyayız:

2009’da bu ülkede 600 milyon TL’lik bütçe açığıyla UBP iktidara geldi. Ersin beyin o süreçte özverili çalışmaları var. Akabinde 2013’te biz iktidara geldik. Gerek Zeren Mungan gerek Hasan Başoğlu gerekse Birikim Özgür döneminde tek bir ek mükellefiyet yaratıcı uygulamaya gidildiğini biri söylerse ben bırakırım siyaseti. Mali disiplini biz çok önemsedik. Harcamalarla ilgili de ülke gelirleriyle ilgili de çok hassas bir maliye politikası yürüttük. Kendi ayakları üzerinde durabilecek bir sistem tahayyülü ile ülkeyi yönetmeye çalıştık.

Bizim oradaki eksiğimiz şu idi:

Hiç parmağımızın arkasına saklanmaya gerek yok. Biz kendi kendini yönetebilmeyi mali yönüyle ön plana çıkardık gereğinden fazla. Hâlbuki zaten bu bir tanrı kelamıdır. Eğer siz mali yapıyı sürdürülebilir kılmak için gerekli adımları atmazsanız, bu iş olmaz. Ama diğer taraftan da ekonomiyi büyütecek, üretmek isteyen insanlarımızın daha kolay üretmesine destek olacak birtakım uygulamalar ülkemizde devam etti ama bunlar yeterince ön plana çıkarılamadı. Burada bir etken de bizim koalisyon ortaklarımızın bu gibi programları uygulamaktan sorumlu olmasıydı. Biz o nedenle biraz da bunu yeterince ön plana çıkaramadık. Zaten iyi performans sergilemediği zaman ilgili bakanlar, o nokta kamuoyunda yeterince tartışılamamış oluyor.

Şimdi çok ciddi bir eşiğe gelindi.

2018 yılına giriyoruz. 2009’dan itibaren yürütülen o kendi ayakları üzerinde durabilme politikasının bir gereği olan yerel gelirlerle cari harcamaları karşılama meselesi UBP tarafından terk edildi. Mali disiplin tamamen terk edildi. 2016’da 200 milyon TL’lik bütçe açığına desteğin 80 milyon TL’sini Türkiye kesmek zorunda kaldı UBP’ye. CTP dönemlerinde asla böyle bir uygulama söz konusu olmamıştı. Biz de mali disiplini bozsaydık bize de bütçe açığına desteği Türkiye’nin vermemesi gerekirdi kesinlikle. Biz mali disiplini hiçbir biçimde terk etmedik ama bu hükümet bunu yaptı. Kasaya girecek olan 80 milyon TL kasaya giremedi. Bu uygulamalar 2017’de de devam etti. Maaş ve maaş nitelikli harcamalara ilişkin öngörülerin tamamen dışında Sayıştay Başkanın maaşının artırılması UBP’nin ilk geçirdiği yasa oldu. Hükümet kuruldu, ilk meclise gelen yasa, maaş artışı. Akabinde de bu devam etti. Bu 19 aylık dönemde tek hayırlın yasa Bankacılık Yasası oldu, oybirliği ile geçirdiğimiz, yapısal düzenleme diye tabir edilebilecek. Ama bu hükümetin getirdiği yasal düzenlemelerin yüzde 90’ı neredeyse mali yapıya da olumsuz etki edebilecek düzenlemelerdi.

Dolayısı ile şimdi geldiğimiz çok kritik bir eşik var. Nedir o?

Kıbrıslı Türkler bir karar verecek.

Ya şunu diyeceğiz, “Kıbrıs Türk halkı devlet yönetme kültürüne, olgunluğuna sahip bir halktır” ve bunun gereğini seçimde de yapacağı tercihlerle ortaya koyacak ve 2018’den itibaren ülkeyi yerel gelirlerle cari harcamaların karşılanabileceği koşullarda o olgunluğa sahip siyasiler yönetecek veyahut da 2009’a geri döneceğiz.

Ersin bey bize tecrübelerini anlatsın. Her bir adım atacağında elçi telefondaydı, “şunu öyle yapma böyle yap”. Niye? Çünkü senin maaşları öderken Türkiye’ye muhtaç olduğun gerçeği masada duruyordu. O sana bütçe açığına desteği vermezse hiçbir adım atamıyordun. Dolayısı ile iç siyasette de alınacak bütün kararlarda şu veya bu biçimde Türkiye süreçlere doğrudan müdahale edebilecek yetiye sahipti. Şu anda o yeteneğe sahip değildir Türkiye. Niye? Çünkü bu hükümetin ihtiyacı yok o desteğe mali anlamda aylık cari harcamalar bakımından. Eğer bu fırsatı iyi değerlendirse ve hata yapmasaydı, reformları da ilerletebilseydi bu hükümet, Kıbrıs Türkü çok daha güçlü bir şekilde kendi ayakları üzerinde durabilirdi.

Buna Türkiye de inanmıştı ve bizi destekliyordu, hükümette hangi parti olursa olsun. Ama gelinen aşamada şimdi bu kadar vahim hatalar yapılırken, popülist birtakım yasal düzenlemeler peşi sıra meclise geliyorken, belki de 2018’de Türkiye diyecek ki “savunmayı artık ben size hibe değil kredi olarak veriyorum” ya da “altyapıyı hibe olarak değil kredi olarak veriyorum”. Al sana eksi 300 milyon TL. Ve her ay sen mecbur olacaksın Türkiye ile de istişare ederek atacağın adımlar sayesinde maaş ödeyebilecek bir pozisyona geri dönmüş olacağız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s